Boşanmış 1 kadın, diğer kadınlara tavsiyede bulundu.
"Elinizdekine sahip çıkın. Sevip saydığınız, güvendiğiniz 1 ilişkiniz varsa onun yakasına paçasına bir şekilde yapışın. Lütfeeeen.
Boşanmış birisi olarak söylüyorum. Bu devirde erkekler korkunç. Evlerinin, arabalarının olmasını geç çoğu dik duracak vaziyette bile değil.”
Eşine her gün sahur hazırladığı için eleştirilen kadın, açıklama yapmak zorunda kaldı:
“Bugün yirmi ikinci gün olacak, bilfiil kalkıp sahur hazırlıyorum.
‘Neden bu adam sürekli hazır masaya oturuyor, neden sahuru kendisi hazırlamıyor?’ gibi mesajlar geliyor.
Çünkü bu adam sahurunu yapıyor ve yatmadan işe gidiyor. Ben yatıyorum. Aslında bu kadar basit.
Hasta olsam bana sormadan kalkar, beni çağırır. Hatta gerekirse bana yedirir, yatırır, bebek gibi bakar.
Ben otuz gün değil, üç ay da sahur hazırlarım.
Yemek hazırlamak, kocaya hizmet etmek, kocanın sana hizmet etmesi normal. Elin adamına hizmet etmiyoruz.
Kendi karısına, kendi kocasına hizmet etmeyi ne zaman anormal bir durum olarak addetmeye başladık, onu anlayamıyorum.
Ben, bana bulduğu her fırsatta duyduğu minnet duygusundan bahseden, her zaman el üstünde tutmaya çalışan bir adama hizmet etmekten hiç gocunmam, gocunmayacağım.”
Bir evlilikte ya da ilişkideki en önemli şey bence iki kişinin birbiriyle gerçekten konuşabilmesidir. Hani nasılsın deyince “iyiyim”le geçiştirmemek… Canın sıkkınken “bir şeyim yok” dememek. Oturup sakince anlatabilmek, dinlenileceğini bilmek. Çünkü insan en çok, anlaşılamadığı yerde yoruluyor.
Bir de saygı meselesi var. Sinirliyken bile kırıcı olmamaya çalışmak. Tartışırken ağzından çıkan kelimenin, karşındakinin içinde nasıl bir iz bırakacağını düşünmek. Haklı çıkmaya çalışmak yerine “biz bu işi nasıl çözeriz” demek. Evlilik, kazananı olan bir yarış değil çünkü.
En sonunda şuna geliyor iş: aynı takımda kalabilmek. Hayat zorladığında birbirine dönmek, birbirine karşı durmamak. Bazen susarak, bazen sarılarak “buradayım” diyebilmek. Büyük laflar, büyük sözler değil; küçük ama samimi hâller ayakta tutuyor evliliği.