Heyecanlı bir gündü… güzel memleketime hizmet etmek için Belediye Meclis Üyeliği Aday adayı oldum.. hayırlı olması dileğiyle 🖐️ #chp#samsun#ilkadım#adayadayı#seçim
Millet doğrulup yola koyulalı çok oldu.
Bu saatten sonra baskıyla, operasyonla yürüyüşümüzü durduracağını sananın aklına şaşarım.
Adana’dayız.
Milletin arasındayız.
Dimdik ayaktayız.
Bu da size dert olsun!
Yazarlık Merakı…
2011 yılında Samsun Time dergisinde yayımlanan köşe yazılarımdan biri…
O günlerde daha çok bilgi aktarıyor, araştırdıklarımı okuyucuyla paylaşmaya çalışıyordum.
Aradan geçen yıllar içinde sadece konular değil, bakış açım da değişti.
2011’de bilgi yazıyordum. Bugün ise düşündürmeye çalışan yazılar yazıyorum.
Belki de yazarlığın en güzel tarafı budur; insanın kalemi, kendisiyle birlikte gelişir.
Dünden bugüne değişmeyen tek şey ise yazma heyecanım…
#köşeyazıları
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Bu haftaki köşe yazımda NATO ve Türkiye ilişkisine farklı bir açıdan bakmaya çalıştım.
Yıllardır sıkça sorulan “NATO Türkiye’ye ne kazandırdı?” sorusunun yanında, belki de artık şu soruyu da sormamız gerekiyor:
Türkiye NATO’ya ne kazandırdı?
Keyifli okumalar dilerim.
https://t.co/M7FVDYvKiz
Bazıları Kemalistlere laf söylüyor. Tabii, cehalet bilinçli bir tercih… Fotoğrafta şöyle yazıyor:
“İzmit’te Kemalist bir Türk’ün idamı”
-Milli Mücadele’de, İngilizler Kemalistleri kurşuna diziyorlardı.
-Mustafa Kemal’le birlikte işgalcilere karşı savaşanlara Kemalist derlerdi.
-Mustafa Kemal’in askerleri; vatanın, milletin namus ve şerefini kurtardılar.
-Mustafa Kemal’in askeri olmak büyük bir onurdur.
-Kemalistler olmasaydı, camide ezan okunmayacak, şanlı Türk Bayrağı dalgalanmayacaktı.
-KEMALİST, vatandan başka sevgili tanımayan o kuşaktı.
Temmuz Ayı Olağan Belediye Meclis Toplantımızı gerçekleştirdik. İlkadım’ımızın geleceğini ilgilendiren gündem maddelerini değerlendirerek, görüş ve önerilerimizi meclis çatısı altında dile getirdik. Alınan kararların ilçemiz ve hemşehrilerimiz adına hayırlı olmasını diliyorum.
#ilkadımbelediyesi #meclisüyesi #samsun
Özgür Özel, TOMA’dan sonra şimdi de biçerdöverin üstünde… Baskı arttıkça siyasetçinin yolu bazen TOMA’ya, bazen traktöre, bazen de biçerdövere düşüyor. 👏
Milli takım hepimizin ortak heyecanı.
Ama bazen bir maçın anlattığı şey futboldan daha fazlasıdır.
Bu hafta “Milli Coşku, Milli Gerçeklik” başlıklı yazımda biraz da bunu anlatmaya çalıştım.
Keyifli okumalar.
https://t.co/pp5uLmV70w
Bugün Ondokuz Mayıs Üniversitesi Turizm Fakültesi, İlkadım Belediyesi ve İlkadım Kent Konseyi iş birliğiyle düzenlenen İlkadım Kırsal Turizm Çalıştayı’na katılma fırsatı buldum.
Yerel yönetim tarafında görev yapan bir belediye meclis üyesi ve Kent Konseyi çalışma gruplarında yer alan bir üye olarak, gün boyunca yapılan sunumları ve masa çalışmalarını ilgiyle takip ettim.
Özellikle Ondokuz Mayıs Üniversitemizin değerli akademisyenlerinin bilgi ve deneyimlerini paylaşmaları, kırsal turizme yalnızca turizm açısından değil; kırsal kalkınma, çevrenin korunması, yerel ekonomi ve kültürel mirasın yaşatılması açısından da bakabilmemizi sağladı. Kendilerini ilgiyle ve hayranlıkla dinledim.
Çalıştayın benim için en değerli yönlerinden biri, yalnızca fikirlerin konuşulması değil; bu fikirlerin master planlar ve eylem planları doğrultusunda somut projelere dönüşebilme imkanının değerlendirilmesiydi.
İlkadım’ın sahip olduğu doğal güzellikler, su kaynakları, yürüyüş rotaları, kırsal yaşam kültürü ve üretim potansiyeli aslında hepimizin üzerinde daha fazla düşünmesi gereken büyük bir zenginliktir.
Önümüzdeki günlerde çalıştayda edindiğim önemli bilgi ve değerlendirmeleri sizlerle daha detaylı paylaşacağım.
Bu değerli organizasyonda emeği geçen Ondokuz Mayıs Üniversitesi Turizm Fakültesi’ne, Samsun İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne, İlkadım Belediyesi’ne, İlkadım Kent Konseyi’ne, akademisyenlerimize, muhtarlarımıza ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum.
İlkadım’ımız ve Samsun’umuz için emek veren herkese gönülden teşekkürler.
Milli takım hepimizin ortak heyecanı.
Ama bazen bir maçın anlattığı şey futboldan daha fazlasıdır.
Bu hafta “Milli Coşku, Milli Gerçeklik” başlıklı yazımda biraz da bunu anlatmaya çalıştım.
Keyifli okumalar.
https://t.co/pp5uLmV70w
Bugün Babalar Günü
Hayattayken sarılabildiğimiz, sesini duyabildiğimiz tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun.
Ve artık yanımızda olmayan babalarımıza…
Özlemle, sevgiyle, minnetle…
Canım babam yakışıklı Alim 😢❤️🙏