22 yaşındaki bir genç polis memuru, Burak Akın… İstanbul Çevik Kuvvet’te görev yaparken, beylik silahıyla hayatına son verdi. Acı çok büyük. Ailesine, silah arkadaşlarına başsağlığı diliyorum. Ama bu olay sadece bireysel bir trajedi değil sistemin nasıl işlediğinin, psikolojik destek diye bir şeyin olmadığını ve "adam eksilmesin" mantığının vahim bir sonucudur. Silahı idari olarak alıyorlar. "Risk var" diyorlar herhalde. Sonra 5 gün sonra geri veriyorlar. Soruyorum o 5 günde neyi tespit ettiniz de silahını tekrar teslim ettiniz? Psikolojik değerlendirme mi yaptınız? Gerçek bir destek verdiniz mi? Yoksa "çalıştıramıyoruz, personel açığı var, verelim gitsin" mantığıyla mı hareket ettiniz? Adamı çevik kuvvet gibi yüksek stresli bir birimde tutup, ruh hali bozukken silahı geri vermek neyin nesi?
Bir de nişanlısının 5 ay önce kendisini aldattığı iddiası var. Madem bu olay o kadar ağır yaraladı, neden intihar ilk öğrendiğinde değil de 5 ay sonra oldu Silahı aldıktan birkaç gün sonra mı tetiklendi? Yoksa birikmiş sorunlar, mobbing, ağır çalışma koşulları, yalnızlık ve teşkilat içi destek eksikliği mi asıl sebep? Bunları sormak zorundayız. Çünkü 22 yaşında bir genç, mesleğinin daha başında, böyle bir sonla gitmemeli. Emniyet teşkilatı, personelini "kullan-at”" mantığıyla mı yönetiyor? Psikolojik sorun yaşayan memura silahı ver, birkaç gün sonra da "iyileşti" deyip geri ver.
Sonra da "intihar etti" deyip geç. Bu kadar basit mi? Eğer o silahı almak için yeterli gerekçe gördünüzse, 5 günde ne değişti de geri verdiniz? Adam o kadar rahatsızsa neden çevik kuvvet gibi yoğun bir birimde tutmaya devam ettiniz? Bu olay, tek bir kişinin değil, yıllardır süren yapısal sorunların sonucudur. Polislerin intihar oranları, tükenmişlik, destek mekanizmalarının yetersizliği konuşulmalı. Genç bir evlat kaybeden aileye "Allah sabır versin ruhuna el Fatiha" demek yetmiyor.
Birileri hesap vermeli Silahı neden geri verdiniz? Gerçek bir psikolojik destek mekanizması var mı? Yoksa sadece "personel açığı kapanmasın" diye mi idare ediyorsunuz? Burak Akın’a Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun. Ama bu tür vakalar bitene kadar sormaya, tepki göstermeye, sormaya, Ailemin' de teşkilatta olması sebebiyle sormaya devam edeceğim.
"Teşkilat kendi evladını koruyamıyorsa, vatandaşı nasıl korusun?" Polisleri yaşarken koruyun, yaşatın, sorunlarını dinleyin, sorun, onlardan kaçmayın. Sonra sağlıklı bir şekilde Polis Vatandaşı korur. Lütfen hiç kimse için INTİHAR ETMEYİNİZ!
Milli Egemenlik mahallesin'den merhum Belediye personeli Selçuk Akınının oğlu Polis memru Burak AKIN'ın (22) cenazesi yarın pazar günü öğle namazına müteakiben Ak camiden kaldırılıp Behlülbey mezarlığına defnedilecektir.
Bilgilerinize arz ederim
@KonyaEmniyeti@istanbul_EGM@EmniyetGM@mustafaciftcitr@TC_icisleri@ValiFidan
#Polis #Emniyet #Intihar
2026 Yılı 30 Polis İntiharı!
İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü Kadrosunda Görevli 550xxx Sicil Sayılı Polis Memuru Burak AKIN (2004-Ilgın Doğumlu) İkametinde İntihar Ederek Yaşamına Son Verdi. Ruhu Şad Olsun
#polislersandığıbekliyor
Gerçek İslam’ı öğrettiğini söyleyen kadın:
“Peygamberimiz bugün gelseydi bize ilk söyleyeceği şey namaz olmazdı.
Kur’an’ın indirildiği ilk 10 yıl Mekke’de farz olan şey namaz değildi, örtü emri, oruç, zekat yoktu. İslam bu yola haram listesiyle başlamadı.
13 yıl boyunca Peygamberimiz insanlara Allah’ın kim olduğu bilgisini yerleştirdi. Çünkü o biliyordu ki Allah’ı gerçekten tanımayan kalp, iman edemezdi.
Bize İslam çok yanlış öğretildi. Allah’ı tanımadan elimize bir liste verildi. ‘Öyle yapma, böyle konuşma, namaz kıl, oruç tut.’ dendi.
Biz gençler, daha tanımadığımız ve beraberinde sevemediğimiz Allah için ibadet etmek istemedik, mutlu olmak için İslam’dan kaçtık.
Bence Müslümanların mutsuzluğunun en büyük sebebi, ben de dahil Müslümanların Allah’ı gerçekten tanımaması.
İlk emri ‘Oku’ olan ve ‘Kendimi tanıtmak için sizi yarattım’ diyen Allah’ın gözüne girmek için namaz kılıyor lakin namazda ne söylediğimizi bilmiyoruz.
‘Allah için canımı veririm.’ diyen ama Kur’an’da ‘Acaba bana ne demiş’ diyen insanlar yok.
Biz toplum olarak önce ameli büyütüp imanı küçülttük. Namaz kılınca, oruç tutunca cennete gireceğiz sandık.
Allah, Kur’an ve pergamberle önce kalbi inşa etti, biz ise kalbi atladık. O yüzden namaz var ama huzur yok.”
5 yaşındayken bir yıl, hayatınızın %20'sidir. 50 yaşındayken ise bir yıl, hayatınızın %2'sidir. Bu, yaşlandıkça zamanın neden hızlandığının bir açıklamasıdır.
Buna Janet Yasası denir. Bu yasa, algılanan hayatınızın yarısını yaklaşık 20 yaşında yaşadığınızı söyler. Ya da başka bir ifadeyle: Bir 5 yaşındaki çocuğun yaz tatili, 40-50 yaş arası 10 yıla eşdeğer hissettirir.
Janet Yasası kırılabilir.
Yaşlandıkça zamanın hızlanmasının daha iyi bir açıklaması, yetişkinlikte daha az yeni deneyim yaşamanızdır; beyniniz bu anıları siler. Hayatınızda yeni şeyler yapmaya devam eder ve hafızaya alınacak anılar yaratırsanız, zaman yavaşlar.
Hayatınızı otomatik pilotta yaşarsanız, 80 yaşında ölebilirsiniz ama 20 yaşında ölmüş gibi hissedersiniz.
Yeni şeyler öğrenmeye, yapmaya, yeni yerler görmeye devam ederseniz, 80 yaşında ölebilirsiniz ama 200 yaşında ölmüş gibi hissedersiniz.
2025 yılında bu kanıtlandı ve yayınlandı.
Vücudumuzdaki tüm hücre ve organlar düşüncelerimizi duyuyor ve kaydediyor;
Affirmativler yani uyumlama ve telkinler çok faydalı.
Negatif düşünmeyin hep pozitif düşünün olumlama yapın‼️
Hastayım demeyin iflas ettim demeyin
Niyet önemli
Kayseri'de kızının okulunu değiştiremeyen bir vatandaş:
"Çocuğumu okula gönderemiyorum. 45 kişilik sınıfın 35'i Suriyeli. Ben kızımı Suriyelilerle birlikte okutmak istemiyorum."
Vatandaşa kısa sürede polisler müdahale etti.
Mansur Yavaş:
"Ankara'da savcılığa 100'e yakın dosya verdim, Gökçek'i ifadeye bile çağırmadılar. Böyle bir ortamda hukuktan adaletten bahsetmek mümkün değil."
Kış geliyor. Gelişim çağındaki çocukları yine gece karanlığında uyandırıp, uykulu halde okula göndereceğiz. Hem güvenli değil, hem sağlığa zarar, hem elektrik israfı. Bu yıl bu saçmalıktan vaz geçilsin #KışSaatiUygulansın