Yoksulluğun hallerini anlatmak giderek zorlaşıyor. Uzun zamandır gördüklerimi yazmıyorum. Ama şunu söyleyebilirim. Bir zamanlar insanların bir geçim stratejisi vardı makalelere konu olan. Bir şeyden vazgeçip daha önemli olanı tercih edebilmek gibi. Şimdi ise aynı anda birden fazla temel ihtiyaca erişememek.
Birincisi barınma, ikincisi gıda, ulaşım, eğitim…
Mesela farelerin dolaştığı, çatısı akan bir evde, ne onu onarma imkanı ne de başka bir eve taşınma olanağı olmadan, çocuklarla birlikte her gün tükenerek yaşamak zorunda kalmak.
Mesela banka hesabı borç nedeniyle blokeli olmak, Mesela, yoğun bakımda yatan bebeğine gidecek yol parasına bile güçlükle ulaşan bir anne olmak,
Mesela okul devamsızlığı yapan çocukların bir süre sonra eğitimden kopması ve bunu sorgulamayan bir sistem,
Mesela sürekli ev değiştiren, faturalarla ve geçimle boğuşmaktan çocuğunun eğitimiyle ilgilenemeyecek noktaya gelen anne babalar.
Mesela eşinden şiddet gördükten sonra çocuklarıyla birlikte hayata tutunmak için günlük çalışan yalnız bir annenin, her ay kira ve faturaları ödeme günü yaklaştıkça büyüyen kaygısı.
Ekonomik büyüme rakamlarına odaklanan sistem, derin yoksulluğun içinde büyüyemeyen, eğitimden kopan çocukları görmezden geliyor. Dahası, kamu harcamalarını kısan politikalarıyla bu yoksulluğu bile, isteye daha da derinleştiriyorlar. @memetsimsek@tcailesosyal@tcmeb@csgbakanligi
Bu nedenlerle dayanışmaktan ve umutlu olmaktan vazgeçmeyin... Ne demiş Yaşar Kemal "Bugünkü dünyada bile yoksulluk varsa, bu en aşağılık şeydir. İnsanlar yoksul olmamalı. Çünkü insanların yoksul olmasını engelleyecek her şey bu dünyada var."
Koca koca işçi sendikaları, madenci eylemleri karşısında bilinçli destek bir yana; bilinç ögesi taşımayan sınıfsal refleks bile gösteremiyorlar.
Zira içerisine ışık bile sızdırmayan bürokratik yapılarıyla sınıfına yabancılaşmış koca yapılar durumundalar.
Gazeteci olmaya Metin Göktepe’yle karar verdim. Bizim evde Metin’in adı hep anılırdı. Onun hikayesiyle büyüdüm, gazeteciliği onun sayesinde sevdim. Bugün Metin’in gazetesinde, onun yolunda yürümek benim için tarifsiz bir onur. Çünkü Evrensel benim için yalnızca bir gazete değil; patronu olmayan, emekçilerin sesi olan, düştüğünde elinden tutan, gerçeği birlikte arayan insanların ortak emeği.
Metin’in bu gazeteye duyduğu sevgiyi ve bağlılığı ise yıllar sonra annesi Fadime Ana’yla yaptığım röportajda bir kez daha hissettim. Metin’in ona söylediği o sözleri dinlerken boğazım düğümlendi: “Ben gazeteyi seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum.”
O an, yıllardır içimde taşıdığım duyguların Metin’in sözlerinde karşılığını bulduğunu hissettim. Çünkü ben de Evrensel’i çok seviyorum.
İyi ki 31 yıl önce kuruldu Evrensel Gazetesi… İyi ki Metin’in düşleri, inadı ve gerçeğe olan bağlılığı hala bu sayfalarda, bu haberlerde, bu mücadelede yaşamaya devam ediyor. İyi ki var Evrensel. İyi ki var işçi sınıfının gazetesi. İyi ki benim gazetem. ❤️ #Evrensel31Yaşında
O fotoğraf… Demirtaş’ın son fotoğrafı… Yelekli olan… On yıla beş ay kala…
Kürt halkının onuru, tüm değerleri kendinde toplamış, cesur ve daima ilkeli siyasetçi, güzel insan Demirtaş…
Yalnız bırakılan, yine de vakur duruşunu asla bozmayan…
Çok güzel günlerin olsun.
İşçi ve emekçilerden yükselen her sese dikkatle odaklamaya, direnen her sınıf bölüğüyle kesintisiz dayanışmaya, işçi sınıfını egemen bir sınıf olarak kurumsallaştıracak politik toplumsal gücün temellerini inşa etmeye yoğunlaşalım. Düzenin hiçbir gücü halkın meselesini çözemez!
Ve, çoğu sosyalist yol arkadaşları, Alp Altınörs, Bekir Kaya gibi karıncayı bile incitmeyecek rehineler; Osman Kavala, Can Atalay ve tüm diğer tertemiz, masum insanlar…
"İlk defa MESEM’liler 1 Mayıs’ta bir araya geliyor. Ama arkadaşlarımızın çoğu yine çalışıyor. Hatta bir arkadaşımızın ustası 1 Mayıs’a geleceğini öğrenmiş, gelmesin diye ek mesai koymuş."