dünyanın bütün nimetleri elinde bile olsa, onları tadabilecek bir ruh gerekir.çünkü bizi mutlu eden; bir şeyin sahibi olmak değil, tadına varabilmektir.
bir şeyi bitirmenin en iyi yolu onu
beslememektir.hiçbir tepki, hiçbir eylem, hiçbir kavga yapmadan, kendinizi defalarca anlatmadan, ısrarcı olmadan sadece onu beslemeyin.gerçek güç orada yatıyor.
İş yerinde sürekli hakkında konuşulduğunu yakalayan bir çalışan bu konuda destek almak için yabancı sayfada başlık açmış, biri şöyle yazmış:
“Senden bahsediyorlar, kendilerinden bahsettiklerinde onları kimse dinlemiyor çünkü.”
Müthiş. Bazen perspektif bu kadar basit olmalı.
Çocukken ihtiyaç duyduğu yetişkine dönüşürmüş insan. Neden böyle bir kadın olduğumu şimdi anlıyorum. Bu kadın o kızı tanısaydı her şey bambaşka olabilirdi
Bir erkeğin arabası, işi, evi ya da giydiği markalar beni etkilemez çünkü bunların benimle hiçbir ilgisi yok. Beni etkileyen şey bana kavuşmak için ne kadar emek verdiği, yüzümde bir gülümse görmek için neler yapmaya hazır olduğu ve seçiminin arkasında ne kadar sağlam durduğudur.
"Yıldız Kenter şöyle demiş;
"Görmezden gelmek saflık değil, zekadır. Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin. Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin. Bazı şeyleri bilerek yok saymak "Ruhunu Korumaktır.""
aylin balboa'nın bu hikaye senden uzun osman kitabını yeniden okuyorum. diyor ki başına gelenleri abartmadan, düştüğün yere saplanmadan, çok da hadise çıkarmadan devam etmek. zamanla birlikte akmak ne güzel ya. tam buradayım.
Kimsenin zihnindeki mutluluk şemasını tamamlamak ve bu uğurda kendinizden, öz saygınızdan vazgeçmek zorunda değilsiniz. Özellikle söz konusu aileyse. Unutmayın, kan bağı değil gönül bağı önemlidir. Ve gönül bağı, haksızlığa uğradığınız yerde parçalanır.