Her şeyin nasip olduğuna inan artık; sevmek sevilmek de, iyi arkadaşlıklar, iyi bir hayat, iyi bir iş de... Her şeyin tamamen nasip olduğuna inan. Ne kadar çabalarsan çabala, bazı şeylerin tamamen senin elinde olmadığını anla ve gör. Bu kabullenişi bir pes ediş olarak düşünme, aksine kalbine vereceği o büyük rahatlığa ve huzura inan. Doğru zamanda, doğru yerde, senin için hayırlı olanın gelip seni bulacağını bil ve içindeki o yorucu kaygıları artık tamamen bırak. Hayatın koşturmacası içinde kendini yıpratmak yerine, elinden gelenin en iyisini yap ve gerisini o güzel akışa bırak. Çünkü inan ki nasibinde ne varsa döner dolaşır yine seni bulur, nasibin olmayan ise ne kadar uğraşsan da parmaklarının arasından kayıp gider.
Evlada küsülmez, evlatla dertleşilmez. Evlat, çevreye kötülenmez. Evladın sırrı açık edilmez. Evlat, sizin dert ortağınız veya psikoloğunuz değildir. Anne babaya, baba anneye kötülenmez. Evlada travmalar ve kötü bir geçmiş anlatılmaz. Evladınızı rahat bırakın.
Olmayan şeylerin olmamasında da bir hayır var. Buna inanmak zorundayız. Çünkü aksi takdirde, hayatı kendimize bir zindan haline getirmekten başka bir şey yapmayız. Kaçırdığımız trenler, açılmayan kapılar, yarıda kalan hikayeler veya tam oldu derken elimizden kayıp giden fırsatlar… Hepsi canımızı yakıyor, biliyorum. İnsan kalbi kırıldığında ya da bir beklentisi boşa çıktığında dünyanın sonu gelmiş gibi hissediyor. Ama dönüp arkana baksana bir. Geçmişte "Bu olmazsa yaşayamam dediğin kaç şeyi şu an hatırlamıyorsun bile? Yandım, bittim dediğin o yol ayrımlarının, seni aslında çok daha güçlü, çok daha olgun ve çok daha güzel yerlere çıkardığını kaç kez fark ettin?
Bazen korunduğumuz şeyi, cezalandırıldığımız şey zannediyoruz. Biz sadece bugünü, şu anı ve elimizden gideni görebiliyoruz. Oysa hayatın bizim için çizdiği senaryo çok daha büyük bir resmi kapsıyor. O iş olmadıysa, belki de seni tüketecek bir mobbingden korundun. O insan hayatından çıktıysa, belki de gelecekteki huzurun için erkenden verilmiş bir sadakat sınavıydı bu. O planın iptal olduysa, belki de çok daha doğru bir zamanlama için beklemen gerekiyordur. Hayat, bardağın boş tarafına bakıp hayıflanarak harcanmayacak kadar kısa. Bir şeyler olmuyorsa; ya daha iyisi olacağı içindir ya da gerçekten olmaması senin için en doğrusu olduğu içindir. Kilitli kapıları yumruklamayı bırakmak gerek. Elinden gelenin en iyisini yaptıktan sonra, nasibine düşeni kabullenmek bir yenilgi değil, bilakis en büyük özgürlüktür. Unutma; zorla güzellik olmadığı gibi, zorla nasip de olmaz.
Öğrenci merkezli eğitimin bu haftaki incileri:
-Kitaptan biraz fazla ödev vermem üzerine güya sınıfın akıllı öğrencisinin arkadaşına dönerek "çüşş!" demesi
-Akıllı tahtadan teneffüste araştırma yapan öğrencinin milli güreşçimizin biyografisini görünce "gebermiş bu" demesi.
Bunlar daha hafif şeyler... Bahçe nöbetinde duyulan ana-avrat küfürleri saymıyorum.
Bu nesile öğretmenlik yapmak gerçekten çok yorucu ve toksik!