Bugün itibarıyla;
İstanbul Ekrem İmamoğlu:
15 milyon 720 bin
Adana Zeydan Karalar:
2 milyon 280 bin
Adıyaman Abdurrahman Tutdere:
610 bin
Antalya Muhittin Böcek:
2 milyon 720 bin
Toplamda: tam 21 milyon 315 bin kişinin iradesi, demokratik seçilmiş yerel yöneticileriyle birlikte demir parmaklıklar ardında.
Demokrasi ve hukuk devleti adına utanç verici!
@minkominkom Ben o ilaclarin argesinde calisan, ureten herkese dua ediyorum. Etkisi de azalmadi, mis gibi. Birakma planim da yok, bağımlı degilim seviyorummm
İkinci Dünya Savaşı’nda müttefiklerin zafer elde etmesi ve 1946 itibarıyla TR’nin Batı kampına kayması çok partili demokratik yaşama geçilmesi için İsmet İnönü üstünde bir baskı oluşturdu.
Sayın Cumhurbaşkanı buraya kadar haklı.
Gelelim sonraki sürece:
İsmet İnönü her şeye rağmen iktidarını sürdürebilecek güce sahipti.
14 Mayıs 1950 sonrası hem oğlu Erdal İnönü’ye yazdığı mektup hem de “bu mağlubiyet benim büyük galibiyetimdir” sözleri İnönü’nün çok partili demokratik yaşama geçişteki hassasiyetini gözler önüne seriyor.
Nitekim DP’nin 14 Mayıs zaferi sonrası Celal Bayar şu sözleri söylüyor:
“Bizim çocuklar sevinci abartıyorlar. İsmet Paşa buraya iki jandarma gönderir partinin kapısına kilit vurur hiçbir şey yapamayız”
Peki, neyse, diyelim ki 1950’de iktidarı devretmek zorundaydı.
Peki 27 Mayıs 1960 sonrası tutumunu nasıl değerlendireceğiz?
1961 Seçimleri sonrası 27 Mayısçıların yeniden iktidarı ele almasına İnönü tek başına karşı çıkmıştır.
1965’e kadar DP’nin mirasçısı partilerle zoraki koalisyonlar kurarak adeta demokrasiyi zorla hayatta tutmuştur.
Türkiye’de kırık dökük bir demokrasi kültürü oluştuysa (ki sayın Erdoğan’ın iktidara gelmesini sağlayan bu kültürdür) İsmet İnönü’nün payı çok büyüktür.
Şu son bilgi de kayda geçsin:
Kemalist camiada İnönü’ye en kuvvetli eleştiriler ne olursa olsun demokraside ısrar eden düşünceleridir.
Sayın Erdoğan’ın İnönü’ye bin farklı eleştirisi olsa bile İnönü’ye bu konuda minnet etmesi gerekir.
Memur çocuğuyum. Devlet okullarında okudum, mühendis oldum. Hiç haram yemedim, hiç bir cemaatten ekmek yemedim, hiç bir hükumetle iş tutmadım, rüşvet almadım ve vermedim. Felakatlerde koştum, 20 yıldır sayısız çocuğa burs verdim. Ben mi vatan hainiyim? Hadi ordan...
6 yıl önce bugün, ağır yaralıyken evinin önüne bırakıldı. Konuşamıyordu. Ona ne olduğunu anlatamadı. Son kez babasının elini sıktı ve 11 yaşında hayata veda etti.
Sizden ricam, bugün, bir kez daha #RabiaNazaNeOldu diye soralım.
Çünkü Rabia Naz'a ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz.
Onu unutmadığımızı ve bu ölümün aydınlatılmasını istemekten vazgeçmeyeceğimizi gösterelim.
Polis ve savcı işini yapmadı. Önce intihar süsü verildi, sonra soruşturma dosyası kapatıldı. Kimse yargılanmadı.
Babası bir dedektif gibi çalışarak intihar olmadığını kanıtladı ama failleri araştırmak yerine düzmece bir belgeyle ve alelacele bir mahkemeyle babasını akıl hastanesine yatırmaya çalıştılar.
Dosyayı örtbas eden güç her aşamada tüm aydınlatma çabalarını bastırmayı başardı.
Bugün 6 yıl oldu. Rabia Naz hâlâ adalet arıyor.