2025 YKS yerleştirme sonuçlarına göre İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü, felsefe programları arasında 5. sırada yer aldı.
Yerleştirme puanlarımız:
▪ Taban: 312,92
▪ Tavan: 338,43
Bölümümüzü tercih eden bütün öğrencilerimize hoş geldiniz diyoruz
UYARI / YORUM
12 YILLIK ZORUNLU EĞİTİM ÜLKEYİ İNTİHARIN EŞİĞİNE SÜRÜKLÜYOR, DERGAL SON VERİLMELİDİR!
12 yıllık zorunlu eğitimi yok etmezseniz, ülkeyi yol edecek dinamitleri döşemiş olursunuz…
• Sosyoloji çöker: Diplomalı işsizler ordusu sosyal yıkımların yaşanmasına neden olur…
• Aile çöker: Evlilik yaşı 30’u aşar, kimse çocuk yapamaz, aile çöker…
• Millet biter: Ailenin çökmesi, nüfusun geriye saymasını, milletin devamını tehlikeye sokmasını ve ülkenin intihara sürüklenmesini getirecektir…
• Toplum çöker: İşsizlik ve ailevî sorunları, toplumu çökmenin eşiğine sürükler…
• Sanayi çöker: Ara eleman bulunamaz, göçmenlerle savaşan partiler bile dışarıdan göçmen ithal etme yarışına girerler…
Lütfen bu ülkenin SAHİPSİZ olmadığını gösterin: Çocuklarımızı kültürel ve entelektüel olarak intihara sürükleyen, ülkemizin geleceğini karartan 12 yıllık kesintisiz eğitime derhal son verilmelidir.
Zorunlu eğitimin kendisi sorunludur ve görüldüğü üzere toplumun temeline döşenmiş patlamaya hazır/anan bir bombadır.
@RTErdogan@Yusuf__Tekin@farukyelkenci@YuksekogretimK
Kimsenin bakışına göre kendine şekil verme;
talebine göre ayar...
Bir başkasının arzusunun nesnesi olmak
kendi varlığını tahfif etmek,
kendini önemsememek demektir.
Halbuki;
"Herkes kendi yaratılışına/fıtratına göre iş görür/davranır."
[Kullun yaʻmelu alâ şâkiletihi: 17/84]
Keyfine göre bir soğuk bir sıcak davranıp sıcak davrandığında hemen karşılık bekleyen insanlar var. İçimdem “Ben senin parçalı bulutlu hâline göre hayatımı düzenleyemem şekerim” diyerek bir duvarla karşılıyorum kendilerini. Az biraz sağduyu sahibiyse bir daha yapmıyor. “Herkese anladığı dilden.” Mis gibi kaide.
3/3 Bütün bunlara rağmen hakkında soruşturma açılmasını doğru bulmam. Adam zaten “kelle koltukta aydın” rolüne soyunmak için program boyunca hemen her tuşa basıyor. Böyle bir nobranlığı ceza hukukunun konusu olmamalıdır. En güçlü cevap toplumsal tepkidir.
Popüler kültür önemli!
2/3 Fakat, hiciv adı altında iki milyar insanın kutsalını alaya almak eleştiri değil, nobranlıktır. Bir başkası, bu stanupçının etnik ve kültürel “kutsallarını” aynı üslupla alay konusu yapsa tepkiyi hepimiz az çok tahmin edebiliriz. Geçmişte bunun örnekleri de görüldü.
Sayın Bakan,
Israel Katz (@Israel_katz)
Modern Türkiye’nin kurucusu M. Kemal Atatürk, Kudüs cephesinde işgalci güçlere karşı savaşmış bir komutandı.
Ayrıca Türkiye’nin sonraki cumhurbaşkanlarından üçü —İsmet İnönü, Cemal Gürsel ve Cevdet Sunay— Kudüs cephesinde komutan olarak görev yapmıştır.
Bu nedenle Kudüs, Türkiye için Mustafa Kemal Atatürk’ten ve Türk Kurtuluş Savaşı’nı yöneten kadrolardan miras kalan tarihî bir sorumluluktur.
Ayrıca, ilmî sorumluluk adına bir yanlışınızı düzeltmek ve tarihî bir hakikati size hatırlatmak isterim:
Birincisi, tarih boyunca Yahudiler Kudüs’te yaklaşık 540 yıl egemenlik kurarken, Türkler şehri yaklaşık 725 yıl boyunca idare etmiştir.
İkincisi, İsrail yaklaşık 22.000 km² yüzölçümüne sahip bir devlettir. Türkler ise İsrail’in yaklaşık 235 katı büyüklüğünde, 5.200.000 km²’lik bir coğrafyayı asırlar boyunca barış içinde yönetmiştir.
Üstelik Türkler, Batı Roma’nın zayıflamasında ve yıkılış sürecinde önemli rol oynamış; Doğu Roma’yı ise doğrudan ortadan kaldırmıştır.
Bu nedenle, Türklerin tarihteki bu ağırlığı bir yana, tarih sizin iddia ettiğiniz gibi Kudüs’ü tek bir halka veya geleneğe aitmiş gibi göstermeye çalışan iddiaları pek desteklememektedir.
Kudüs, dünyada her beş kişiden yaklaşık üçü için kutsal kabul edilen bir şehirdir. Onu “Barış Kenti” (Yeruşalayim/Dârüsselâm) olmaktan çıkarıp bir “Savaş Şehri”ne (ʿIr Milḥamah: עִיר מִלְחָמָה) dönüştüren şey, sizin yaptığınız gibi, şehri tek bir millete aitmiş gibi sunan tekelci yaklaşımlardır.
Kudüs, dünyaya barış telkin eden peygamberlerin şehridir. “Osmanlı Barışı” ise bugün yaşadığınız coğrafyada hâlâ özlenen ve beklenen tarihî bir tecrübedir.
@RTErdogan@mustafaciftcitr@kilicdarogluk@ekrem_imamoglu@mansuryavas06
Eylemde istikâmet üzre olmak, sürekli 'nefis muhâsebesi'yle mümkündür.
Ve seni, senden başka kimse hakikî anlamıyla imtihân edemez.
Unutma ki, aynanın tüm optik özelliklerini kaybettiği tek an, kişinin kendi içine düştüğü andır.
Düşen, aynaya bakmaz, düşünür
Fotoğraf: Akif Emre
İsrail’de bugün (27 Nisan 2026 Pazartesi), Yahudi tarihi açısından bir ilk yaşandı.
3 kadın ilk kez İsrail Başhahamlığı’nın din görevlisi olmak için yapılan resmî halaha (Yahudi hukuku) yeterlilik sınavlarına girdi.
Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığımızın bu konuda oldukça ileri bir noktada olduğunu belirtmek gerekir.
Neredeyse son yirmi yıldır kadın din görevlileri; ilahiyat eğitimi, meslekî yeterlilik, memuriyet, kurum içi sınav ve atama süreçleri çerçevesinde Kur’an kursu öğreticisi, vaiz, uzman vaiz, başvaiz ve müftü yardımcısı olarak görev almakta.
Kadın din görevlileri il veya ilçe müftülüğüne vekâlet edebilmekte; ayrıca Diyanet İşleri Başkan Yardımcılığı ve Din İşleri Yüksek Kurulu (fetva) üyeliği gibi üst düzey idarî görevlerde yer alabilmekte.
Bu yönüyle Türkiye, kadınların kurumsal din hizmetlerinde aktif görev almaları bakımından İslam ülkeleri arasında ayrı ve dikkat çekici bir konuma sahip.
İsrail’deki ilke gelince;
İsrail'de bugün Yaara Vidman Samuel, Ruth Agiv ve Rachel Tzaban adlı üç kadın, Din Hizmetleri Bakanlığı’nda yapılan Başhahamlık sınavlarına, uzun süren hukuk mücadelesinin ardından ve zor da olsa katılabildi.
Başhahamlık, kadınları haham olarak atamadığı gerekçesiyle onları sınavlara da kabul etmeme tutumunu uzun süre sürdürse de, 2025 yılında Yüksek Mahkeme, hahamlık ataması ile devlet destekli yeterlilik sınavının ayrı konular olduğuna hükmederek bu sınavların yalnızca dinî unvanla ilgili olmadığını; kamu görevlerine başvuru, meslekî tanınma ve maaş derecesi gibi sonuçlar doğurduğunu vurgulamış ve kadınların sınavlardan dışlanmasını ayrımcı bir uygulama olarak değerlendirmişti
Ultra-Ortodoks siyasî çevrelerden gelen itirazlara rağmen süreç işledi.
Sabah 09.00’da başlaması gereken sınav, kadın adaylar vazgeçsin ve sınava girmesin diye 15.00’e kadar geciktirilse de, kadınlar sınav haklarından vazgeçmedi.
Sınavlar, erkek adaylarla aynı müfredat üzerinden gerçekleştirildi.
İsrail’de Başhahamlık sınav sistemi genel olarak Şabat, Yahudi gıda kuralları (kaşerut), evlilik, yas ve aile temizliği gibi temel Yahudi hukuku başlıklarını kapsıyor.
Şunu da belirtmek gerekir:
Yahudi kadınların bu sınavları kazanması, haham olacakları anlamına gelmiyor.
Ortodoks Başhahamlık geleneğinde bu sınavlar, kadınlara sinagogda klasik anlamda ibadet yönetme veya resmî “rabbi/haham” olarak atanma yetkisi vermiyor.
Kadınların sınavı geçmeleri hâlinde devletçe tanınan dinî yeterlilik belgesi almalarının önü açılıyor.
Bu belge, kadınlara dinî konularda danışmanlık, kadınlara özel hükümler (nidda), ritüel arınma/gusül (mikve), Yahudi gıda kuralları (kaşerut), Şabat ve bayram hükümleri, yas (avelut) uygulamaları, dinî eğitim, cemaat rehberliği ve dinî uzmanlık gerektiren bazı kamusal görevlerde meslekî tanınma imkânı sağlıyor.
Ortodoks Yahudilikte böyle bir sınavın İsrail tarihinde ilk olması, bugünkü sınavı bu yönüyle bir ilk kılıyor.
https://t.co/zMqJt4bRiS
@RotemGolan_@tcailesosyal@MahinurOzdemir@DiyanetTV@diyanethbr@diyanetradyo@DiyanetDijital
Batı medeniyetinin en gelişmiş, en demokratik ülkesinin başkanı, dünyayı, kadim bir medeniyeti yok etmekle tehdit ediyor.
“Muasır medeniyet” diye önümüze konan Batı’dan ses yok!
İş barbarlık yaftası vurmaya gelince adres yine Batı-dışı toplumlar, özellikle de İslam! Yersen!
Küresel Sumud Filosunda yer alan vatandaşlarımızı ve bazı ülkelerden aktivistleri tahsis ettiğimiz bir uçakla salimen ülkemize ulaştırdık.
Vatandaşlarımızı İstanbul Havalimanında karşılayan Bakan Yardımcımız Büyükelçi Musa Kulaklıkaya, dünyanın neresinde olursa olsun, vatandaşlarımızın can güvenliğini korumak için her adımı atmaya kararlı olduğumuzu vurguladı.
Kadim bir dost gibi, toprakla göz göze geliyorum.
Ve o, bana bütün insanlık tarihini fısıldıyor:
Acıyı, ölümü, aşkı, yaşamı, doğumu, devleti…
Her zerresinde çağların yükü, her sessizliğinde binlerce ses var.
Hiç kimse durduğu yerde değişemez; çünkü değişim ancak yolculukla mümkündür. Bazen bu yolculuk, insanın kendi içine doğru inen sessiz bir seferdir; bazen de ufukta beliren yeni bir diyarın çağrısıdır.
Tolstoy’a atfedilen, ancak aslında John Gardner’a ait olduğu söylenen bir söz vardır:
“Bütün büyük hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan yola çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
.
Gerçekten de yolculukta bir bereket, görebilene bir hayat vardır. 👇🏻