Metin Şenay..
Evlere su satıyor.
2009 yılında,bir çocuğu istismar ediyor fakat delil yetersizliğinden yani “ çocuğun beyanı yeterli delil kabul edilmiyor “ serbest bırakılıyor.
Bu şahıs cesaretlenerek,iş yerindeki odasının birini ses geçirmez şekilde izole ederek çocukları istismar etmeye devam ediyor.
Ta ki bir çocuğu gece alıkoyunca olay ortaya çıkıyor,tutuklama yılı 2023 yani tam 14 yıl onlarca çocuğun hayatının kararmasına sebep oluyor.
Bu korkunç haberin detaylarını @seyhanavsar haberinden okuyabilirsiniz.
Avukat arkadaşlarımız ilgileniyor.dava sürecini takip edeceğiz.yasaların esnekliği sebebi ile çok çocuğumuzun geleceği tehlike altında.çok üzülüyoruz ama mücadele etmekten başka çaremiz yok..
@ucimorgtr@SaadetOzkanEfe
Bugün Almatı’da Türk Dünyası’nın ulu önderi ve mimarı Mustafa Kemal Atatürk’ün heykelinin açılışına katıldım. Bu heykelin Türk halklarının birliğinin sembolü olacağına inanıyorum.
Ümit Özdağ'ın şehit evleri hakkında yaptığı konuşma yeniden gündem oldu:
🎙️Türk milletinin şehidinin evinin sıvası yokken neden milyonlarca Suriyeliyi bedava ev sahibi yapsın?
💬 “Türkiye’de sosyal çürüme var, dönüşü olmayan bir yerdeyiz”
📢 Akademisyen Zeliha Burtek’in sokak röportajı gündem oldu
Video Haber 📺👇
https://t.co/814jbIdNuQ
🔴YAZ SAATİ UYGULAMASI!
Siyasi iktidar büyük bir inatla yaz saati uygulamasına devam edeceğini açıklasa da, ne bu uygulama bir fayda sağlamakta ne de bu inat milletimizin haklı eleştirisini değiştirmektedir.
❗️Enerji tasarrufuna bir katkısı olmadığı gibi bu durumun öğrenciler ve çalışanlar üzerinde olumsuz psikolojik etkiler ortaya çıkardığı da görülmektedir. Son olarak bir evladımız karanlıkta okuluna giderken köpek saldırısına uğramıştı.
📌Buradan hareketle aşağıdaki sorularımızın yanıtlanması için TBMM’de soru önergesi verdim.
1. 2016 yılından itibaren yaz saati uygulamasının kalıcı hale getirilmesi ile birlikte ifade edildiği üzere kayda değer bir enerji tasarrufu sağlanmış mıdır? Sağlandıysa ne kadarlık tasarruf gerçekleşmiştir?
2. Özellikle batı ülkeleri olmak üzere tüm dünya ülkeleri ile senkronizasyon sıkıntılarının önüne geçmek adına çalışmalar yapılmış mıdır? Yapıldıysa bunlar nelerdir?
3. Öğrenci ve çalışanlarımızı zifiri karanlıkta okula ve işlerine gitmek zorunda bırakan bu bilimden uzak uygulamadan yakın zamanda vazgeçilmesi planlanmakta mıdır?
Prof. Dr. Naci Görür:
⬛️ "Neden bir şey yapmıyorsunuz?" diye soran yok. 50 binden fazla insanı bir gecede gömdüler, bir tane belediye başkanı istifa etmedi.
⬛️ Bir tane vali, hükümet yetkilisi istifa etmedi. Hiçbir şey yokmuş gibi...
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Hiçbir masum ölmesin, savaşlar olmasın da Doğu Türkistan’da ölen Türkler’e, depremde günlerce sahipsiz bırakılan Türkler’e de aynı hassasiyeti göstermek şart değil midir?
Keşke seçim ertesi onurunuzla istifa ederek şerefli bir şekilde gitseydiniz. Keşke dün önünüze gelen ikinci şansı kullanıp ilk turun sonunda yarıştan onurunuzla çekilip alkışlanarak gitseydiniz. Keşke hiç değilse giderayak iyi bir örnek olmayı becerebilseydiniz. Keşke çevrenize kimi kifayetsiz muhteris, kimi ahlaksız ve kimi de aptal bir grup yerine üç beş gerçek vatansever toplamış olsaydınız, keşke Atatürk’ün adını kurultay öncesinde de ansaydınız. Keşke Cumhurbaşkanı olamasanız bile en azından rezil olmasaydınız.
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti’ni ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
...
İşte bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
“Ben ne hayrını görmüşüm” dediği Cumhuriyet sayesinde bugün Adıyaman’dan çıkıp okuyabilmiş, siyaset yapıp bugün TBMM’yi yöneten Sırrı Süreyya Önder…
O beğenmediğin Cumhuriyet olmasa anca tarlada maraba olur,”padişahım çok yaşa” derdin.
Aydın'daki KYK yurdunda hayatını kaybeden Zeren Ertaş'ın babası:
• Devlete olan inancımı kaybettim şu anda.
• Çocuğumu ilk defa devlete emanet ettim ama devlet benim çocuğuma 20-25 gün bakamadı.
(Haber: Nazilli Havadis Gazetesi)
HAMAS, intihar ve kör terör eylemleri yapan bir örgüt.
HAMAS için “Terörist değil, mücahitler grubudur” sözünü Mahmut Abbas ve Araplar kurmuyor.
Türkiye terörle mücadele ederken, Erdoğan HAMAS’ı “Mücahit” diyerek övemez.
Biz İran değiliz.
Bu cümleyi Suriye’de önümüze koyarlar.
Arşivimde bulunan bir fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu fotoğrafa çok iyi bakın...
Tarih: 9 Temmuz 1998, Yer: Çankaya Köşkü.
Merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel, Çankaya Köşkü'nde bir toplantı tertip eder. Cumhuriyetin 75. yılı için yapılan hazırlıkların son durumuna dair yetkililerden bilgi almak istemektedir.
Başbakan Mesut Yılmaz, Devlet Bakanı Cavit Kavak, İstanbul Valisi Kutlu Aktaş, İzmir Valisi Erol Çakır, Olağanüstü Hal Bölge Valisi Aydın Arslan ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan toplantıda hazır bulunur. Bu isimlerin yanı sıra kutlama programı kapsamında Başbakanlık bünyesinde kurulan komite başkanı Müsteşar Yardımcısı Füsun Koroğlu, çeşitli sivil toplum temsilcileri ve tanıtımı üstlenen reklam şirketinin yetkilileri de toplantıya iştirak eder. Öte yandan davetli olmaları ve masada kendilerine yer ayrılmasına rağmen, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura toplantıya katılmamıştır.
Yaklaşık iki saat süren toplantının tamamı Demirel'in isteği üzerine basına açık yapılır.
Sözlerine "Cumhuriyetin 75. yılı için tantanalı bir tören istiyorum" diyerek başlayan Demirel şöyle devam eder:
"Yapalım bitsin, şu kadar saat sonra gidelim değil, keşke bitmeseydi dedirtmek lazım. Türkiye'nin sıkıntısı heyecandır. Biz heyecandan uzaklaştık. Hiçbir şeyden heyecan duymazsak müştereğimiz kaybolur. Halk kutlamalara katılmadıkça, yavaş yavaş rejimle arasındaki mesafeyi açıyor gibi intibalar var. 3-4 yıldır bizdeki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına bakıyorum. Resmi geçit geçiyor ama yanında halk yok. Asker, polis gurur verici ama onlar her an hazırdır. Ben halk istiyorum."
Ulusu bir ruha benzeten Ernest Renan'a göre, bir ulusun varlığı her gün yapılan bir referandumdan farksızdır. Renan bu metaforunda aslında bir siyasal onay meselesinden ve ontolojik bir mutabakattan bahsetmektedir. Ortak acılar, müşterek zaferler ve kolektif hafıza üzerine yükselen bir mutabakat... İşte Demirel'in heyecan vurgusu tam da bu mutabakatın kaybolmamasına ilişkindir. Rahmetli Demirel'in bahsettiği 'heyecan' sorunu Eski Türkiye'de de vardı doğru fakat Yeni Türkiye heyecanını tamamen kaybetti. Ne acılarımızın matemini tutabiliyor ne de başarılarımızın sevincini yaşayabiliyoruz. Yani bizi ulus yapan müştereklerimizi yitiriyoruz...
A Millî Kadın Voleybol Takımı'nın başarısına hep birlikte sevinemeyen, on binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan bir afetin yasını bile beraber tutmayı beceremeyen bir toplum, ulus olabilme hüviyetini çoktan kaybetmiştir.
Tekrar fotoğrafa gelecek olursak Cumhuriyetin 75. yılı kutlamaları için devletin zirvesi Temmuz ayında, 29 Ekim'den tam 3.5 ay önce toplanmış. Üstelik aynı masa etrafında toplanan Cumhurbaşkanı'nın geçmişteki partisi farklı, Başbakan'ın partisi başka, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'nın partisi bambaşka.
100. yıla şurada hepi topu 10 gün kaldı ama hem devletin hem siyasetin hem de toplumun üzerinde bir ölü toprağı var. Cumhuriyetin 100. yılı ne iktidarın ne iktidarı eleştiren muhalefetin ne de her ikisine yüklenen bizlerin hakkıyla umurunda değil...