"Ben sanki sürekli kendime duyacağım saygının peşindeyim.Bitmek bilmeyen bir koşu bu. Çok eksik de onu mu tamamlamaya çalışıyorum? Kuşkusuz kendime karşı bu kadar acımasız olamam ama bitmeyen bir sorumluluk duygusunu kovalıyorum."
#cebimdekiekmekkırıntıları
İyi niyetle yapılan öneriler yaşadıklarımız için çözüm üretemez. İki gündür yaşanan şiddet bir sistemdir, zamanla oluşur. Bu çocuklar bir anda şiddet üretmediler.
Onlar, içinde yaşadıkları sistemin ve zamanın birikimini taşıyorlar. Meselemiz güvenlikçi bir bakış açısı ile bu şiddeti yalnızca durdurmak değil. Şiddeti mümkün kılan çevreleri, bu şiddetin ekolojisini görmek zorundayız. Tüm gelişimsel çevre katmanlarını birlikte düşündüğümüzde, şu gerçek daha net görünüyor;
Mikrosistemde çocuklar, gençler duygularını taşıyamıyorlar. En yakın ilişkilerde, ailede, okulda, arkadaş çevresinde çocukların öfkesini, utancını, dışlanmışlık hissini tutabilecek, anlamlandırabilecek bir ilişki alanı kurulamıyor.
Mezosistemde; aile, okul ve psikososyal destek mekanizmaları birbirinden kopuk, Yapısal sorunlar devasa, yoksulluk eşitsizlik ve kutuplaşma dili.
Ekzososistemde dijital dünya filtrelenmiyor. Gençler, şiddeti estetize eden, öfkeyi besleyen ve görünürlük ile şiddet arasında bağ kuran içeriklere maruz kalıyorlar.
Makrosistemde değerler benimsenmiyor. Dindarlık, tek başına ahlaki bir gelişim zemini kurmaz. Bunu görmemenin bedelini daha çok ödeyeceğiz gibi görünüyor. Şiddetin dili normalleşirken, kutuplaşma artarken, çocuklara sunulan değerler sorgulanmıyor.
Kronosistemde ise, tüm bunlar zaman içinde birikiyor.
Ve bu birikim, bir noktada yıkıcı davranış olarak dışarı çıkıyor. Bu ekolojiyi dikkate almadan güvenlikçi yaklaşımlar durumu değiştirmez. Ayrıca ülkeyi senelerdir yönetme sorumluluğunu taşıyanların da bir nebze olsa düşünmeleri gerekiyor. Bütün bunlar neden mümkün oldu?..
Yaşlandıkça vaktin kıymeti ve kalitesi artıyor. Zaman genişliyor ve çoğalıyor. Ve duygular öyle kuvvetleniyor ki sana vakit kaybettirecek şeyleri şıp diye gözünden anlıyorsun.
Hayatta gördüğüm gerçek şu: Mutlu insan, başkalarıyla uğraşmaz. Kendine güvenen insan, başkalarını aşağılama gereği duymaz. Onun tek işi kendisi ve kendi değer üretimidir. Size asla kaos, aşağılama, yargılama kokusu vermez; daima prestij, büyüme ve yenilenme enerjisi verir.
Hayat birçok şeyi dolaylı yaşamayacağınız kadar kısa. Uzun uzun oyunlara, cambazlıklara, nezaket çabalarına, manasız patavatsızlıklara gerek yok. Direkt ve samimi olmak yeterli. Sade ol, sade gel, sadede gel!
"Sen her şey bittiğinde, her şey elendiğinde kalacak olan olmalısın. Bu kolay değil. Bu herkesin işi de değil. Ne kadar istense de olmaz. "
Ah Aziz ah! #KıyametEmeklisi
"Sürdürülebilir büyüme" iddiasıyla ortaya çıkıldı ama "sürdürülebilir umutsuzluk" yaratıldı. Toplumun en yüksek gelirli yüzde 20'lik bölümü dışında insanlar umutlu olmayı unuttu. Umudu olmayan bir toplum mutlu olamaz.