BİR DEVRİ BİTİREN MALAZGiRT ZAFERİ
26 Ağustos 1071. Sultan Alparslan ve ordusu Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojeni büyük bir mağlubiyete uğrattı ve esir etti.
Bu tarih Türklerin yeniden Anadolu’ya hakim olmalarını sağladı. Anadolu yeni bir medeniyetle tanıştı. Ahlat’ta mezar taşlarını, Divriği camiinde mermeri dantel gibi işleyen ve pagan olmayan yeni bir medeniyet.
Aslında Türkler MÖ. 5 bin yılında da Anadolu’daydı. Ancak devlet varlıkları ortadan kalkmıştı. Ancak Bizans ordusunda önemli sayıda Türk vardı.
Bunlar nereden gelmişti?
Kimi Anadolu’dan kimi Rumeli’nde olan hrıstiyan Türklerdi bunlar. Anadolu’da 1924’te Rum diye mübadelede Yunanistan’a gönderdiğimiz, ancak tek kelime Yunanca bilmeyen Karamanlılar; Karadeniz’in kuzeyinden gelen Uzlar, Peçenekler, Kumanlar, Bulgarlar, Avar ve Hun Türkleri.
Bunlardan Peçenekler İstanbul’u kuşatmıştı. Bizans, Kumanların yardımıyla kurtuldular bu kuşatmadan.
Osmanlı dönemindeki tahrir defterlerinde o hrıstiyan Türkleri görmek mümkün. Güvendik, Sevindik, Burak, Tuğrul isminde hrıstiyan olarak kaydedilmişlerdi.
1071’de Doğu Roma’yı dize getiren Sultan Alparslan’a ve ordusuna rahmet olsun. Manevi huzurlarında saygı ve minnetle eğiliyorum.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Kutlu Parti Genel Başkanı
#malazgirt #1071 #yusufhalaçoglu #kutluparti #türkiye
104. YILDÖNÜMÜNDE
BÜYÜK TAARRUZ VE ÖNEMİ
Türk milleti geçmişte yokluklar içinde mucize sayılabilecek işler başarmış bir millettir. Bugün de aynı potansiyele sahiptir. Bunun ilk şartlarından biri, kendi gücümüze güvenmek ve tarihimizi bilmektir.
Bu bakımdan 1922 yılının Ağustos ayında gerçekleştirilen Büyük Taarruz, mutlaka bilinmesi ve özellikle gençlerimize anlatılması gereken tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir.
15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan Yunan ilerleyişi, 1921’de Ankara-Polatlı yakınlarına kadar ulaşmıştı. Anadolu’nun büyük bölümü işgal altındaydı.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde gelişen Millî Mücadele, Balkan ve Birinci Dünya savaşlarının ardından yorgun ve dağınık durumdaki Türk milletini yeniden bir araya getirdi. Kongreler yapıldı, TBMM açıldı, düzenli ordu kuruldu. Ardından gelen Sakarya Zaferi ile Yunan ordusu Ankara’nın kapılarından Eskişehir-Afyon hattına kadar geri atıldı.
Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl boyunca Türk ordusu büyük bir gizlilik içinde taarruza hazırlandı. Amaç, Yunanları şüphelendirmeden kuvvetlerimizi özellikle Afyon bölgesinde toplamak ve kesin sonuç alacak bir harekât gerçekleştirmekti.
Bu kolay değildi. Birlikler geceleri yürütülüyor, Yunan keşif uçaklarından ve gözcülerinden gizleniyordu. Kuvvet kaydırılan bölgelerde gündüzleri çalı süpürgeleriyle toz bulutları oluşturularak birliklerin yerlerinde olduğu izlenimi veriliyordu.
İstanbul Hükümeti ise kurtuluşu, galip devletlere boyun eğmekte görüyordu. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ise milletin kendi gücüne dayanarak bağımsızlığını kazanacağına inanıyordu.
Taarruz planı büyük bir gizlilik içinde hazırlandı. Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve ilgili ordu komutanları dışında planın ayrıntılarını bilen çok az kişi vardı.
Ve nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da, Türk topçusunun ateşiyle Büyük Taarruz başladı.
Yunan ordusu, yaklaşık bir yıl boyunca tahkim ettiği savunma mevzilerinin kısa sürede Türk ordusu tarafından aşılması karşısında büyük bir bozguna uğradı. 27 Ağustos’tan itibaren geri çekilmeye başladı.
Türk ordusunun planı yalnızca düşmanı geri püskürtmek değildi. Amaç, Yunan ordusunu kuşatıp imha etmekti. Fahrettin Paşa’nın süvarileri, düşmanın geçilemez sandığı Ahır Dağlarını aşarak Yunan ordusunun gerisine sarktı. Böylece büyük kuşatma tamamlandı.
30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin zafer kazanıldı. Yunan ordusunun büyük bölümü imha edildi veya esir alındı. Ardından Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusuna tarihî emrini verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Türk ordusu İzmir’e doğru ilerledi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Böylece Anadolu’nun işgali sona erdi; Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi kesin zaferle sonuçlandı.
Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi, yalnızca bir askerî başarı değildir. Bu zafer, Türk milletinin kendi vatanında var olma ve bağımsız yaşama iradesinin bütün dünyaya kabul ettirilmesidir.
Yazının devamı yorumlar kısmında ⬇️
Bugün bunun anlamını tam olarak kavramakta zorlanabiliriz. Çünkü o günleri yaşamadık. Fakat dönemin gazetecisi Falih Rıfkı Atay, İstanbul’dan bu mücadeleyi izleyen bir aydın olarak, zaferin anlamını bizden çok daha iyi ifade etmişti:
“Bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaşlar olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak… hepsini ve her şeyi 30 Ağustos zaferine borçluyuz.”
Atay, Mustafa Kemal’in “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emri için de şöyle diyecekti:
“Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan ve bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk…”
İşte Büyük Taarruz’un ve 30 Ağustos Zaferi’nin özü budur:
Kurtulmuştuk.
Bugün bize düşen, bu büyük mücadeleyi ve bağımsızlığımızın hangi fedakârlıklarla kazanıldığını gelecek nesillere anlatmaktır.
Büyük Taarruz’un 104. yıldönümünde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün şehitlerimizi ve gazilerimizi minnet ve şükranla anıyor, aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Zafer Bayramımız kutlu olsun!
26 Ağustos 2026
Prof.Dr. Cemalettin Taşkıran
Kutlu Parti Eğitim Politikaları Başkanı
#büyüktaarruz #atatürk #türkiye #yusufhalaçoğlu #kutluparti #cemalettintaşkiran
104. YILDÖNÜMÜNDE
BÜYÜK TAARRUZ VE ÖNEMİ
Türk milleti geçmişte yokluklar içinde mucize sayılabilecek işler başarmış bir millettir. Bugün de aynı potansiyele sahiptir. Bunun ilk şartlarından biri, kendi gücümüze güvenmek ve tarihimizi bilmektir.
Bu bakımdan 1922 yılının Ağustos ayında gerçekleştirilen Büyük Taarruz, mutlaka bilinmesi ve özellikle gençlerimize anlatılması gereken tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biridir.
15 Mayıs 1919’da İzmir’in işgaliyle başlayan Yunan ilerleyişi, 1921’de Ankara-Polatlı yakınlarına kadar ulaşmıştı. Anadolu’nun büyük bölümü işgal altındaydı.
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde gelişen Millî Mücadele, Balkan ve Birinci Dünya savaşlarının ardından yorgun ve dağınık durumdaki Türk milletini yeniden bir araya getirdi. Kongreler yapıldı, TBMM açıldı, düzenli ordu kuruldu. Ardından gelen Sakarya Zaferi ile Yunan ordusu Ankara’nın kapılarından Eskişehir-Afyon hattına kadar geri atıldı.
Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl boyunca Türk ordusu büyük bir gizlilik içinde taarruza hazırlandı. Amaç, Yunanları şüphelendirmeden kuvvetlerimizi özellikle Afyon bölgesinde toplamak ve kesin sonuç alacak bir harekât gerçekleştirmekti.
Bu kolay değildi. Birlikler geceleri yürütülüyor, Yunan keşif uçaklarından ve gözcülerinden gizleniyordu. Kuvvet kaydırılan bölgelerde gündüzleri çalı süpürgeleriyle toz bulutları oluşturularak birliklerin yerlerinde olduğu izlenimi veriliyordu.
İstanbul Hükümeti ise kurtuluşu, galip devletlere boyun eğmekte görüyordu. Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları ise milletin kendi gücüne dayanarak bağımsızlığını kazanacağına inanıyordu.
Taarruz planı büyük bir gizlilik içinde hazırlandı. Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve ilgili ordu komutanları dışında planın ayrıntılarını bilen çok az kişi vardı.
Ve nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı saat 05.30’da, Türk topçusunun ateşiyle Büyük Taarruz başladı.
Yunan ordusu, yaklaşık bir yıl boyunca tahkim ettiği savunma mevzilerinin kısa sürede Türk ordusu tarafından aşılması karşısında büyük bir bozguna uğradı. 27 Ağustos’tan itibaren geri çekilmeye başladı.
Türk ordusunun planı yalnızca düşmanı geri püskürtmek değildi. Amaç, Yunan ordusunu kuşatıp imha etmekti. Fahrettin Paşa’nın süvarileri, düşmanın geçilemez sandığı Ahır Dağlarını aşarak Yunan ordusunun gerisine sarktı. Böylece büyük kuşatma tamamlandı.
30 Ağustos 1922’de Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile kesin zafer kazanıldı. Yunan ordusunun büyük bölümü imha edildi veya esir alındı. Ardından Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusuna tarihî emrini verdi:
“Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”
Türk ordusu İzmir’e doğru ilerledi ve 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Böylece Anadolu’nun işgali sona erdi; Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi kesin zaferle sonuçlandı.
Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Zaferi, yalnızca bir askerî başarı değildir. Bu zafer, Türk milletinin kendi vatanında var olma ve bağımsız yaşama iradesinin bütün dünyaya kabul ettirilmesidir.
Yazının devamı yorumlar kısmında ⬇️
CANLI YAYIN DUYURUSU
"Ancak Onlar Affedebilir!"
Türkiye'de teröre af çıkarılacaksa, bu konuda şehit aileleri ve gazilerimizin de diyecek sözü olmalıdır. Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu öncülüğünde gerçekleştirilecek bu kritik yayında, terörsüz bir Türkiye ve toplumsal adalet tartışmaları, konunun en doğrudan muhatapları olan şehit aileleri ve gazilerimizin temsilcileriyle birlikte ele alınacaktır.
Yayın Konukları
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu (Kutlu Parti Genel Başkanı)
Pakize Akbaba (Şehit Anaları Derneği)
İdris Tuğunmuş (MİGAZİDER)
Erdem Çerçioğlu (ŞAGAD)
Yayın Detayları
Tarih: 21 Ağustos Cuma
Saat: 21:00
Kanal: Haluk Tatar YouTube Kanalı
Tüm halkımız canlı yayınımıza davetlidir.
#şehit #gazi #çerçeveyasayahayır #kutluparti #türkiye
KUTLU PARTİ’DEN ANITKABİR’E ZİYARET...
ANKARA — Geçtiğimiz günlerde 1. Olağan Kurultayı’nı başarıyla tamamlayan Kutlu Parti, kurultay sonrasındaki ilk resmi heyet ziyaretini Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucu Lideri Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhı Anıtkabir’e gerçekleştiriyor.
Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu başkanlığındaki parti heyeti, yarın (20 Ağustos 2026 Perşembe) saat 15.00’te Anıtkabir’i ziyaret edecek.
Ziyaret programı kapsamında Genel Başkan Yusuf Halaçoğlu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine çelenk bırakarak saygı duruşunda bulunacak ve Anıtkabir Özel Defteri’ni imzalayacak.
Anıtkabir ziyareti, partinin üst düzey yönetim kadrosunun geniş katılımıyla gerçekleşecek. Programda Genel Başkan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’na; Kurucular Kurulu Üyeleri, Başkanlık Divanı üyeleri, Genel İdare Kurulu Üyeleri, Merkez Disiplin Kurulu Üyeleri ve teşkilat yöneticileri eşlik edecek.
Kutlu Parti’den yapılan açıklamaya göre, heyet saat 14.00'den itibaren Tandoğan giriş kapısı yönünde Aslanlı Yol'un başında bir araya gelecek ve buradan topluca yürünerek Anıtkabir ziyareti gerçekleştirilecek.
#atatürk #anıtkabir #kutluparti #yusufhalaçoglu #türkiye
Cumhurbaşkanlığı diploması tartışmalarından "Terörsüz Türkiye" tasarılarına, ABD-İsrail hattındaki Orta Doğu stratejilerinden İran'la olası savaş senaryolarına kadar pek çok kritik başlığı ele alan Genel Başkanımız, iktidarın ülkemizi büyük bir badireye sürüklediğini ifade etti.
1. Diploma Meselesi ve Hukuki Kaos Riski
* Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, cumhurbaşkanının yeniden seçilmek zorunda olduğunu belirterek, aksi takdirde mahkemelerin ve diploma meselesinin ortaya çıkacağını ve ülkemizde büyük bir kaos ortamının doğacağını vurguladı.
* Diplomanın sahte olduğunun kesinleşmesi durumunda, bugüne kadar hakaretten ödenen tüm tazminatların geri ödenmek zorunda kalınacağını belirtti.
* Çıkarılan tüm kanunların ve atılan imzaların hükümsüz hale geleceğini, bunun da devasa bir hukuki karmaşa yaratacağını dile getirdi.
2. "Terörsüz Türkiye" Tasarısı ve 10. Madde Tartışması
* Yeni hazırlanan tasarının 10. maddesinde, bu kanunu uygulamadan dolayı cezai, adli veya siyasi hiçbir suç teşkil etmeyeceğinin belirtildiğine dikkat çekti.
* 1464 tarihli Tursun Bey'in Fethnamesi'ne atıfta bulunarak, uluslararası hukukun temel şartlarına göre çıkarılan bir kanunun diğer kanunlara zıt olmaması ve uygulayanı suçlu duruma düşürmemesi gerektiği kuralını hatırlattı.
* Tasarıdaki koruma maddesinin yanlışları örtmeye yetmeyeceğini ifade eden Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, evrenin kendisini yargılamayacağını söyleyenlerin bile yargılandığını, bu kanunu uygulayanların da ileride gelecek yeni bir iktidar döneminde mutlaka hesap vereceğini vurguladı.
3. Bölgesel Anlaşmalar ve İran ile Savaş Senaryosu
* Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yapılan dayanışma anlaşmasını hatırlatan Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, olası bir savaş halinde (örneğin İran'ın Körfez ülkelerine veya ABD üslerine saldırması durumunda) ülkemizin ve Pakistan'ın savaşa sürüklenme riski taşıdığını belirtti.
* PKK ve uzantılarının (PEJAK, YPG) bu denklemin neresinde yer alacağına dikkat çekerek, Kuzey Suriye'de PKK'nın sıkışmasına rağmen neden operasyon yapılmadığını ve neden masaya oturulduğunu sorguladı.
4. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) ve İsrail-İran Çatışması
* Irak, Suriye ve Libya gibi ülkelerin etkisizleştirilmesinin ve bölünmesinin, hem Çin'in enerji kaynaklarını kesmeyi hem de İsrail'in güvenliğini sağlamayı hedefleyen Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir parçası olduğunu ifade etti.
* ABD ve İsrail'in İran'a karşı kara harekatı yapamadığı için bombalamalarla sonuç alamadığını, İran'ın taviz vermediğini belirtti.
* ABD'nin bu yüzden PKK ve Kürtleri İran'ın üzerine salmak istediğini ancak istediklerini alamayınca Trump'ın örgütü "hırsızlıkla" suçlayıp ümidini kestiğini dile getirdi.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
KUTLU PARTİ Genel Başkanı
#kutluparti #yusufhalaçoğlu #türkiye #gündem #sahtediploma #çerçeveyasa #siyaset
"Bebek katiline umut hakkı tanınsın dediler!"
Milliyetçilik iddiasıyla hareket edip 50 binden fazla insanın ölümüne sebep olan bir ismi meşrulaştırma çabaları ve bu zihniyetin getirdiği nokta tarihimizin en büyük kırılma noktalarından biridir.
📌 Düşüncelerinizi yorumlarda belirtin, paylaşarak daha çok kişiye ulaşmasını sağlayın.
#kutluparti #yusufhalaçoğlu #gündem #çerçeveyasa #türkiye
https://t.co/8Xcvl6eb6X
KUTLU PARTİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU' nun HALUK TATAR İLE TÜRKİYE GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRECEĞİ TARİHİ YAYIN BU GÜN SAAT 21:00' DE (Altta ki Haluk Tatar YouTube yayın bağlantısında ⬇️)
TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN İTTİFAKI VE "TERÖRSÜZ TÜRKİYE" SÜRECİ: JEOPOLİTİK RİSKLER VE HUKUKİ AÇMAZLAR
⬇️ Geri sayım başladı saat 21:00 'de ⬇️
Terörsüz Türkiye Yasası: Toplumsal Bütünleşme mi, Cevapsız Kalan Kritik Sorular mı?
Yasanın Kapsamı ve Uluslararası Boyut
Destekçi Ülkelerin Tutumu ve Örgütlerin Durumu:
PKK/KCK'ya destek veren, eğiten ve finans sağlayan ülkelerin bu politikalarından vazgeçip geçmeyeceği ve kendi topraklarındaki yapılanmaları kapatıp kapatmayacağı belirsizliğini korumaktadır.
Çatı Örgüt KCK ve Yapısal Fesih Karmaşası: KCK; PKK, PYD, PEJAK ve PÇDK gibi unsurlardan oluşmaktadır. Fesih ve silah bırakma şartının tüm bu alt bileşenler tarafından eksiksiz yerine getirilip getirilmediğinin nasıl denetleneceği sorusu yanıt beklemektedir.
Güvenlik, Denetim ve Uygulama Riskleri
Envanter ve Gizli Silah Tespiti: Teslim edilen silahların dışında, örgütün gizli cephaneliklerinin bulunup bulunmadığının hangi yöntemlerle tespit ve teyit edileceği belirsizdir.
Sürecin Kesintiye Uğraması ve Çözülme Senaryoları: Hendek olayları benzeri bir tıkanıklık yaşanması veya örgüt mensuplarının bir kısmının silahsızlanmayı reddederek teröre devam etmesi durumunda atılacak adımlar net değildir.
Kısmi Uyum ve Hukuki Statü: Yasayı kabul eden örgüt mensuplarına yönelik uygulanacak hukuki prosedürlerin detayları kamuoyuyla paylaşılmamıştır.
Hukuki Haklar, Tazminatlar ve Kişisel Davalar
Kişisel Haklar ve Devam Eden Davalar: Terör örgütü mensuplarına karşı açılan kişisel davaların kapsamda yer almasının kişi hakları üzerindeki yansımaları tartışmalıdır.
Erteleme Süreçleri ve Adli Belirsizlik: Mahkemeleri devam eden sanıkların, yargılama süreci tamamlanmadan hangi kritere göre erteleme hakkından yararlanacağı belirsizdir.
Hak Yoksunluğu ve Tazminat Tartışmaları: Yasada geçen teröristlerin hak yoksunluğu ifadesinin herhangi bir tazminat boyutu içerip içermediği merak konusudur.
Toplumsal Vicdan ve Adalet Algısı
Ayrımcılık ve Bölücülük Riski: Yasadan yararlanarak serbest kalan kişilerin, ilerleyen süreçte fiilen bölücülük veya ayrımcılık yapması durumunda erteleme haklarının ortadan kalkıp kalkmayacağı sorusu önem arz etmektedir.
Şehit Aileleri ve Toplumsal Travma: Evladını ve yakınlarını terör saldırılarında kaybeden şehit ailelerinin acılarını dindirmeye ve toplumsal vicdanı tatmin etmeye yönelik ne tür telafi yollarının izleneceği belirsizdir.
Adalet ve Eşitlik İlkesi: Yakalanmadığı için mahkemeye çıkarılamamış olan kişilerin serbest kalma ihtimali, geçmişteki yargı kararları ve adalet duygusu açısından tartışmalara yol açmaktadır.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Kutlu Parti Genel Başkanı
#yusufhalaçoglu #kutluparti
#terörsüztürkiyeyasası #türkiye
TÜRKİYE SINIRLARI İÇİNDE "YUNAN BELEDİYESİ" SKANDALI: 22 YILDIR SÜREN İŞGALE NEDEN SEYİRCİ KALINIYOR?
Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı ve MSB eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki adalarda kurulan Yunan belediyelerini ve 22 yıldır süren işgal tablosunu gözler önüne serdi.
Türkiye’nin iç siyasetinde belediyelere yönelik operasyonlar ve şafak baskınları yoğun bir şekilde tartışılırken, ülkenin egemenlik haklarını ve sınır güvenliğini doğrudan ilgilendiren çok daha vahim bir "işgal" gerçeği gün yüzüne çıktı.
Millî Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri ve Kutlu Parti Genel Başkan Yardımcısı, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, İzmir, Aydın ve Muğla il sınırları içinde yer alan Türk adalarındaki Yunan belediyelerinin faaliyetlerini ve bu duruma yıllardır sessiz kalınmasını sert bir dille eleştirdi.
"Cumhuriyet Tarihinde İlk Defa Sınırlarımız İçinde Yunan Devleti Var"
Yunanistan'ın 2004 yılından bu yana Türkiye'ye ait 21 ada ve 2 kayalığı işgal ettiğini belirten Ümit Yalım, bu durumun Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde adeta bir "devlet içinde devlet" yapılanmasına yol açtığını ifade etti.
2972 sayılı Mahalli İdareler Seçim Kanunu’nun 9. maddesine göre belediye başkanları ve meclis üyelerinin Türk vatandaşı olmasının yasal bir zorunluluk olduğunu hatırlatan Yalım, buna rağmen hiçbir engelle karşılaşılmadan Yunan vatandaşlarının Türkiye toprakları içinde belediye başkanlığı yaptığını vurguladı. Yalım, "Cumhuriyet tarihinde ilk defa AKP hükümetleri döneminde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içinde Yunan belediyeleri faaliyet gösteriyor ve adalarımız Yunan devleti tarafından yönetiliyor" dedi.
Aydın Eşek Adası’nda 19 Yıldır Süren "İşgal Başkanlığı"
Skandalın en net örneklerinden birinin Aydın il sınırları içindeki Eşek Adası olduğunu belirten Yalım, adadaki tablonun yıllardır gözler önüne serildiğini ancak resmi makamların adım atmadığını söyledi:
* 19 Yıldır Görevde: 2004’te işgal edilen Eşek Adası’nda 2007 yılında yapılan yerel seçimleri Yunan vatandaşı Evangelos Kottoros kazandı. Kottoros; 2011, 2015, 2019 ve 2023 yıllarında yapılan seçimleri de kazanarak tam 5 dönemdir ve 19 yıldır aralıksız olarak Aydın Eşek Adası Belediye Başkanlığını yürütüyor.
* Yunanca Tabelalı Belediye: İşgal edilen adadaki belediye binasının duvarına asılan Yunanca tabelada, "Yunanistan Cumhuriyeti Güney Ege Bölgesi Oniki Ada İli Eşek Adası Nahiyesi" ibaresi yer alıyor. Yunanistan, bu adayı kendi mülki sınırlarının içine katmış durumda.
* Üst Düzey Ziyaretler ve Gösteriler: Kottoros; adayı ziyaret eden aralarında Prokopis Pavlopoulos
(2017), Çipras (2019), Katerina (2020) ve son olarak Constantine Tassoulas (4 Temmuz 2026) gibi çok sayıda Yunan Cumhurbaşkanı, başbakan, savunma bakanı ve komuta kademesiyle birlikte defalarca bayrak ve egemenlik gösterisi yaptı.
Muğla ve İzmir Adalarında da Durum Aynı
Yalnızca Aydın’da değil, Muğla ve İzmir sınırları içindeki adalarda da benzer bir tablonun yaşandığına dikkat çeken Yalım, şu örnekleri paylaştı:
* Muğla Keçi Adası: 2023 seçimlerinde belediye başkanlığına seçilen Ioannis (Yannis) Mastrokoukos, 6 Mart 2024’te adanın Yunanistan’a ilhakı töreninde bayrak eşliğinde Yunan milli marşını söyledi. (Muğla Kalolimnoz Adası ve Plati Kayalığı da benzer durumda.)
* İzmir Koyun Adası: Seçimleri kazanan George Daniil, 27 Ağustos 2023’te Yunan Savunma Bakanı Yardımcısı Nikolaos Hardalias ve 19 Nisan 2025’te Yunan Savunma Bakanı Nikos Dendias ile birlikte adada egemenlik gösterilerinde bulundu.
Yazının devamı yorumlar kısmında ⬇️
Bu yayın tarihi öneme sahiptir
8 Ağustos 2026 Saat 21:00' de paylaşım linkinden Haluk Tatar YouTube kanalına ulaşabilirsiniz. Geri sayım başladı bu akşam saat 21:00' de yayına bekliyoruz.
https://t.co/ZeahS2qomW
https://t.co/8Xcvl6eb6X
KUTLU PARTİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. YUSUF HALAÇOĞLU' nun HALUK TATAR İLE TÜRKİYE GÜNDEMİNİ DEĞERLENDİRECEĞİ TARİHİ YAYIN BU GÜN SAAT 21:00' DE (Altta ki Haluk Tatar YouTube yayın bağlantısında ⬇️)
TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN İTTİFAKI VE "TERÖRSÜZ TÜRKİYE" SÜRECİ: JEOPOLİTİK RİSKLER VE HUKUKİ AÇMAZLAR
⬇️ Geri sayım başladı saat 21:00 'de ⬇️
TÜRKİYE'NİN SORUNU İSİMLER DEĞİL, SİSTEMİN KENDİSİDİR
Kutlu Parti Genel Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu:
✓Mevcut Sistemle Devam Edeni Desteklemeyiz
"Yeni gelecek Cumhurbaşkanı'nın şu sistemde devam etmesi halinde biz onu desteklemeyiz.
Çözümümüz: Çift Parlamentolu Parlamenter Sistem
Biz, çift parlamentolu parlamenter sistemi savunuyoruz.
Milletvekillerinin sayısı 300-350 olacak. Bunun yanında 150 kişilik bir Senato bulunacak.
Ancak bu Senato ne Avrupa'daki örnekler gibi ne de Amerika'daki örnekler gibi olacaktır. Bizim öngördüğümüz Senato tamamen bağımsız olacaktır.
✓Senato Üyelerinde Aranacak Şartlar
Senato üyelerinin;
• Örgün üniversite mezunu olması,
• Mezuniyetinin üzerinden en az 10 yıl geçmiş olması,
• Başvuru tarihinden geriye doğru son 10 yıl boyunca kesintisiz olarak Türkiye'de ikamet etmiş olması,
• Yurt dışında yaşamamış olması,
• Askerlik görevini Türkiye'de yapmış olması,
• Sonradan vatandaşlığa alınan kişilerden olmaması,
• Herhangi bir mahkeme sürecinin devam etmemesi ve cezai durumunun bulunmaması,
gerekmektedir.
Siyasi Parti Yöneticileri Senato'da Yer Alamayacak
En önemlisi, herhangi bir siyasi partinin yönetiminde yer almamış olacaktır.
Yani ben olamam, arkadaşlarımız olamaz.
Ama biz bu sistemi özellikle böyle kurguladık. Çünkü Senato'nun gerçekten bağımsız olması gerektiğine inanıyoruz.
Senato'ya Verilecek Yetkiler
Senato'ya çok önemli yetkiler veriyoruz.
Birincisi, kanunları kontrol etme yetkisi.
İkincisi, hâkim ve savcıların soruşturulmasını yapma yetkisi.
Üçüncüsü, milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı dışındaki meselelerde sorgulanmasını sağlama yetkisi.
✓Parlamenter Sistemde Denetim Vardır
Parlamenter sistemde en azından milletvekillerinin gensoru yoluyla hükümeti düşürebilme imkânı vardır.
Bugünkü sistemde ise hükümeti düşüremezsiniz.
Gensoru yok.
Sorgulayamıyorsunuz.
Denetleyemiyorsunuz.
Bütçe Süreci ve Mevcut Sistemin Açmazı
Bugün bütçeyi hükümet, yani Cumhurbaşkanı hazırlıyor ve Meclis'e gönderiyor.
Meclis bütçeyi reddettiğinde bütçe tekrar geliyor.
On beş gün sonra yeniden geldiğini düşünün; hiç değiştirilmeden ya da değiştirilmiş şekilde tekrar önünüze geliyor.
Meclis'in bunu yeniden reddettiğini varsayalım.
Yine de hükümet düşmüyor.
Bir önceki senenin bütçesi enflasyon oranında artırılarak uygulanmaya devam ediyor.
Böyle bir hükümet sistemi olur mu?
Padişahta Bile Olmayan Yetki
Padişahta bile böyle bir yetki yoktu.
Bugün yürürlükte olan sistemde ise bu yetki bulunmaktadır.
✓Hukuksuzluk Üzerine Kurulan Sistemler
Hukuksuzluk üzerine oturtulmuş bir yönetim biçimi hiçbir zaman halkın yararına olmaz.
Çünkü bir müddet sonra kişinin kendi egosu da sistem üzerinde rol oynamaya başlar.
Bu nedenle Türkiye'nin ihtiyacı; denetlenebilir, hesap verebilir, hukuk devletini esas alan ve millet iradesini gerçek anlamda temsil eden güçlü bir parlamenter sistemdir."
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Kutlu Parti Genel Başkanı
#cumhurbaskanligisistemi #tbmm #yusufhalacoglu #türkiye
EĞİTİMDE ŞİDDET
MEB’na bağlı okullarda şiddetin artmasının ülke yönetimiyle bir ilgisi olabilir mi?
Evet, dolaylı da olsa bir ilişkisi vardır. Son olarak Şanlı Urfa ve Kahraman Maraş’taki okullarda yaşananlar kanaatimizce bunu göstermektedir.
Okullarda şiddet, yalnızca bireysel davranışların sonucu değildir. Ülkenin toplumsal durumundan ve yönetiminden de etkilenir.
MEB tarafından belirlenen politikalar; disiplin anlayışı, rehberlik hizmetleri, öğretmen eğitimi ve okul yönetiminin şiddet olaylarına dolaylı etkisi vardır.
Eğer eğitim sistemimizde :
-Rehberlik ve psikolojik destek zayıfsa,
-Sınıflar kalabalıksa,
-Öğretmenler yeterince desteklenmiyorsa okullarda gerilim ve şiddet davranışları artabilir.
Ayrıca ülke yönetiminde kullanılan dil kutuplaştırıcı, sert, ayırıştırıcı ve ötekileştirici olursa gerilim toplumun geneline yansır. Çünkü Çocuklar ve gençler de bu dili model alabilirler. Hoşgörü ve diyalog dili ancak kültürel aktarım yoluyla ve birleştirici bir dil ile gerçekleşebilir.
Ekonomik sıkıntılar arttığında aile içi stres yükselir. Bu stres çocuklara da yansır. Yani, yoksulluk, işsizlik ve gelecek kaygısı da okul davranışlarını yakından etkiler. Bu alanlar da büyük ölçüde ülke yönetiminin politikalarıyla ilişkilidir.
Eğer toplumda özellikle gerçek hayatta yaşanan olaylarda ve dizilerde “cezasızlık” algısı yaygınlaşırsa, bu durum doğrudan okullara da yansır. Kurallara uyma bilinci zayıflar ve şiddetin sonuçları ciddiye alınmaz. Bu da öğrenciler arasında riskli davranışları artırabilir.
En önemlisi müfredatta verilen ahlâk, empati, bilimsel düşünce, eleştirel düşünce, birlikte yaşama kültürü gibi değerler görünüşte var da, özde yoksa veya güçlü değilse, şiddeti önleyici zihinsel altyapı zayıf kalır.
Unutulmamalıdır ki genç kuşaklarda şiddete temayülü önlemenin en etkili yolu, cemaatlere bırakılmış sözde yerli ve milli bir eğitim değil, milli değerlerimizin kazanılacağı gerçek bir Milli Eğitimdir.
Prof. Dr.Cemalettin Taşkıran
Kutlu Parti
Eğitim Politikalarından Sorumlu Gen. Başk. Yard.
#millieğitimbakanliği #eğitimdeşiddet #kutluparti #türkiye
HALAÇOĞLU:“İRAN’IN YANINDAYIZ!”
Dün Anadolu Selçukluları, Zengiler, Eyyubiler, Osmanlılar Ehl-i Salip Haçlılara karşı mücadele etmişti. Öldüler, şehid oldular, ama boyun eğmediler, sonuçta onları defettiler.
Bugün de Ehl-i salib’i temsil eden İsrail ve ABD’ye karşı aynı mücadeleyi İran yerine getiriyor. Ancak o dönemle bugün arasında çok büyük bir fark var.
Ehl-i salib’e o tarihte hiç bir Müslüman yardım etmemiş, hiç bir hrıstiyan ülke de karşı çıkmamıştı. Ne gariptir ki bugün, ehl-i salib’e ilk karşı çıkan hrıstiyan İspanya, destek ise Müslüman olarak nitelendirilen kimi devletler.
Ülkesinde ABD’ye üs veren Müslüman ülkelerden İran’a saldırı karşısında, İran da haklı olarak o ülkelerdeki Abd üslerine füze atıyor. Maalesef Türkiye de dahil Müslüman ülkeler İran’ı kınıyor, İsrail ve ABD’ye tek kelime etmiyor.
Peki İran kime karşı savaşıyor? Filistin’de 72 bin sivili (12 bini çocuk) öldüren, onları aç bırakan, İran’da 168 küçük okul çocuğunun üzerine bomba atıp katleden canilerle ve Epstein pisliklerinin failleriyle. Ama ne yazık ki bugün kendisine din adamı diyen reziller, siyonistleri ve emperyalistleri İran’a tercih ediyor. Hem de hiç gitmedikleri, bilmedikleri İran’ı kötülüyor; sanki kendileri çok temizmiş gibi.
Halbuki İran’da da camilerde beş vakit ezan okunuyor, namaz kılınıyor. Aynı Allah’a dua ediliyor, aynı Peygamber’e inanılıyor, aynı Kur’an okunuyor.
Bu kafayla emperyalistlere karşı ‘biz müslümanız diyenler’ daha çok eziliriz.
Bütün ambargo ve baskıya rağmen, dünyanın efesi biziz diyenlere kök söktüren İranlı kardeşlerimizi kutluyor, mücadelelerinde başarılar diliyorum.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu
Kutlu Parti Genel Başkanı
#türkiye #iran #usa #israel #epstein
“Nevruz nedir, ne değildir?” sorusunun tarihî ve kültürel derinliğiyle yanıtını bulacağı;
Genel Başkanımız, tarihçi Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu’nun sunumuyla “Türklerde Nevruz” konulu konferansımıza sizleri bekliyoruz.
10 Nisan 2026 Cuma
20.00 – 23.00 arası
Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi
Varyant / Konak / İZMİR
Tüm halkımızı aramızda görmekten onur duyarız.
Kutlu Parti İzmir İl Başkanlığı
#KutluParti #YusufHalaçoğlu #Nevruz #İzmir
Milletimizin huzurunu, güvenliğini ve kamu düzenini sağlamak adına büyük bir özveriyle görev yapan Türk Polis Teşkilatımızın kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyoruz.
Vatan sevgisiyle görevini ifa eden kahraman emniyet mensuplarımıza şükranlarımızı sunuyor; görevi başında şehit düşen polislerimizi rahmetle, gazilerimizi saygı ve minnetle anıyoruz.
Güçlü devlet, güvenli toplum anlayışıyla yürüttükleri bu onurlu görevde tüm teşkilat mensuplarına başarılar diliyoruz.
Türk Polis Teşkilatımızın kuruluş yıl dönümü kutlu olsun.
#türkpolisi #türkpolisteşkilatı #10nisanpolishaftası #kutluparti #türkiye