Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin tutuklandı.
İsmail Yetişkin diyaliz hastası ve haftanın üç günü diyalize giriyor. Benim babam da aynı şekilde haftada üç gün diyalize bağlanıyor. Bu nedenle diyaliz hastalarının yaşadığı zorlukları yakından biliyorum.
Diyaliz sonrası birçok hasta ciddi halsizlik, tansiyon düşüklüğü ve yorgunluk yaşıyor. Düzenli kullanmaları gereken ilaçlar, sıkı beslenme kuralları ve özel sağlık ihtiyaçları bulunuyor. Tuzdan sıvı tüketimine kadar pek çok konuda hayati hassasiyet söz konusu.
Cezaevi koşulları, sürekli diyaliz tedavisi gören ağır kronik hastalar açısından uygun değildir.
Engelli raporu almak istese en az yüzde 90 engelli raporu alacak bir kişi nasıl cezaevinde kalabilir.
Murat Ongun: İddianameye göre Murat Ongun, Sayın İmamoğlu’nun basın danışmanı değil aslında. O bir kamuflaj. Yıllardır tüm Türkiye’nin bildiği bu açık gerçeği görmezden gelen savcıların tarifine göre benim profilim şöyle: İBB’nin farklı alanlardaki onlarca ihalesine müdahale ediyorum. Yani ihaleye fesat karıştırıyorum. Sonra o ihaleleri de, taşere ederken 70-80 şirketi ve 100’e yakın sahibini organize ediyorum. Yan tekliflere kadar her şeyi ayarlıyorum. Kamuyu zarara uğratıp, haksız kazanç sağlıyorum. Bu suçlardan elde ettiğim geliri aklıyorum. Arta kalan zamanımda, imar – iskan işlerine dalıp rüşvet alıyorum. Daha da arta kalan vaktimde de vatandaşların kişisel verilerini yasadışı yollarla ele geçirip satıyorum. Yani dolandırıcılık yapıyorum. Fırsat bulunca medya mensuplarını fonluyor ve onlara parayla yalan haber yaptırıyorum. Halkı yanıltıyorum. Tüm bunları yaparken suç örgütü yönetiyorum. Öğrendim ki kısa süre önce; tüm bu işleri yapan haylaz suç makinası ben, daha fantastik suçlara da imza atıyormuşum. Fantastik fantastik hikayeler. Savcılarımıza göre gerçek Murat Ongun bu. Bir bedene sığdırdıkları bunlar.
Diğeri kamuflaj, yok öyle biri aslında.
Sayın Murat Ongun'u hiç tanımazdım.
2024 yılında evimde çıkan yangın sonucunda tanıştık. Nasıl mı?
23 sene Diyanet bünyesinde imam olarak görev yaptığım sırada, yaşadığımız acı olay sonrası bizzat beni aradı ve şöyle dedi,
- Hocam geçmiş olsun, senin için ne yapabiliriz?
- şaşırdım çünkü beni araması gereken ve yardımcı olması gereken İstanbul müftüsü veya diyanet vakfı yetkilsi olmalıydı..! Ancak; hiç biri geçmiş olsun demedi, tam aksine bazı isimler bende kalsın, sana yardımcı olacaklar vardı ama maalesef kimse oralı olmuyor dediler. Bende sebebini öğrenmek istedim, aldığım cevap şok edici oldu.
- 10 Kasım'da Atatürk'e dua ettin bu yüzden...!
Gelelim konumuza; bir akşam en az yarım saat konuştuk ve bana şu sözleri söyledi Murat Ongun
-Hocam seni biliyoruz bizim için kıymetlisin, izin ver sana yardımcı olalım ne gerekiyorsa yapalım dedi ve bende kabul ettim. Belediye'nin bir misafirhanesine yerleştirildim ve o günden sonra malum üst baş yok herşey yanmış kül olmuş, bana ve oğluma giyecek gönderdiler, daha sonra camiye yakın bir yerde kiralık ev tutularak eşyalarımı büyük kısmını gönderdiler. Hem de çok hızlı bir şekilde. Unutmadan telefon konuşması sonrası ertesi gün sayın başkanım Ekrem İmamoğlu arayarak geçmiş olsun dileklerini iletti ve Hocam için ne gerekiyorsa yapın diye talimat verdi. Bu süreçten sonra
Yavuz Saltık ve başkan adayı olan İnan Güney beni ziyaret ederek sağ olsunlar ilgilendiler. Dikkat ettiniz mi? Diyanet işin içinde yok ama ben diyanet personeliyim! Yavuz başkan şimdi özgürlüğüne kavuştu, dualarım geride kalanlar için🤲 ileri bir zamanda gittim
Murat Ongun'a teşekkür etmeye o süreçte bana hal hatır sordu ve bende çok şükür sayenizde toparlanıyorum dedim. Bana eğer üzerine mobbing vs oluyorsa bünyemizde seni görmekten onur duyarız diyerek davet etti.
Ekrem İmamoğlu başkanımızla bu konu görüşülmüş ve onay alınmış.
Bende memur kadromla mezarlıklar müdürlüğüne geçişimi yaptım. Çünkü yıllarca başarı ile hizmet ettiğim diyanet benimle ilgilenmeli iken İBB bana kol kanat gerdi ve zor günlerimde yanımda oldu. Ömrüm boyunca unutmam bunu, aynı dost bildiklerimin sırtını dönüşünü unutmadığım gibi...!
Daha çok şey anlatılır ama ben bu kadar yeterli diyor ve adalet bekleyen, ailelerine kavuşmayı bekleyen tüm güzel insanlara yüce Allah'ın inayetini diliyorum 🤲
@CAOIletisim1@inanguney@SaltikYavuz
Murat Ongun, 2 gün süren savunmasını bu sözlerle tamamladı:
Değerli Başkanım, o meşhur söz var ya, “Berlin’de hâkimler var.” diye… 18. yüzyılda, yani 1700’lerin ortalarında, Prusya İmparatorluğu’nda bir değirmenci köylünün sözüdür o. Prusya Kralı Frederik, bundan 300 yıl önce köylü değirmencinin hakkını gasp etmeye çalıştığında, o Alman değirmenci, “Berlin’de hâkimler var.” diyor. Siz de lütfen bize, “İstanbul’da hâkimler var.” dedirtiniz. Her şeyi açık açık ortaya serdim. Doğru hükmü tesis etmeniz niyetiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kaynak: Leyla Kılıç
Milletin gönlünden düşen, iktidarda olsa da yalnızdır.
Milletin gönlüne giren, yolda olsa da menzile çoktan varmıştır.
Yolun sahibi millettir.
Milletle yoldayız, milletin yolundayız.
İktidara yürüyoruz!
📍İzmir
Timur Soykan: "Bu görüntü Türkiye'ye bir şey söylüyor bir yanda bir saray var diyor bir yanda bir halk var diyor. Bir yanda butlancılar var diyor; genel merkezi polisle işgal eden butlancılar var diyor bir yanda da sizinle birlikte yürüyen bir lider var diyor.
Gerçekten Özgür Özel o anlamda inanılmaz bir performans sergiliyor. Bir lider doğuyor çok ciddi bir lider doğuyor. Ve bu çok büyük endişe yaratıyor; sadece butlancılar için değil butlancılar zaten kaybetmiş, zaten oturduğu koltuğun şeklini alan jöle omurgalılar. Asıl panik sarayda."
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Kemal Kılıçdaroğlu'nun ihaneti ile alakalı en muhteşem paylaşımı Cem Seymen yapmış
*Öfkeliyiz. Çevremdeki herkes çok kızgın. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu ismine tahammül bile edemiyor şu anda
*Televizyonlara çıkıyor mağdur edebiyatı yapıyor bir de. Kayyumluğu kabul etmeseymiş kaymakamlar mı yönetseymiş CHP'yi. Böyle diyor
*Kendi seçmenine gerizekalı muamelesi yapıyor, alemi aptal yerine koyuyor. Hiç sıkılmadan. Zerre umursamadan. İnsanların öfkesi biraz da buna
*Kemal Kılıçdaroğlu'nun son kurultay süreci ve sonrasındaki konumunu bu gözle okuyabilir miyiz?
*Bence evet. Neden mi?
Bakın, yıllarca bu ülkede 'sarayın yargısı', 'talimatla çalışan mahkemeler' diyerek adaletsizliğe karşı yürüyen, meşruiyetini bu eleştiri üzerine kuran bir lider düşünün
*Sonra bir gün bir kurultay yaşanıyor ve aynı lider, koltuğu geri almak uğruna, tam da hayatı boyunca eleştirdiği o yargı mekanizmasının sunduğu bir can simidine sarılıyor: Mutlak butlan kararı
*İşte kırılma noktası tam olarak burası. Bu durum, 'Partiyi kayyıma bırakamazdım' ya da 'Hukuki haklarımı kullandım' gibi rasyonalize edilmiş kılıflarla açıklanamaz
*Eğer iktidarın tek taraflı güç dinamiklerinin aparatı haline gelmiş bir yapıdan medet umuyorsanız, şeytanın temsilcisiyle masaya oturmuşsunuz demektir
Erkek dinleyicilere sitem eden Özgür Özel bankın üzerine çıktı: Bir kere de siz görmeyin
💬"Bu erkekler her yerde öne geçiyorlar, kadınlara yer kalmıyor"
💬 "Bir kere geride kalmışlar bağırıyorlar 'göremiyoz!' diye"
Allah bu adamı korusun
Uzun yıllardır bu kadar halkın içinde ama öyle göstermelik değil,yüreğiyle bedeniyle tam manasıyla halkın içinde lider görmedik.
@eczozgurozel
Bize bina değil, yürek lazım.
Biz binalardan çıktık, milletin açtığı yolda yürüyoruz.
Yanımızda memleketimin güzel insanları oldukça, gerisi teferruat.
Köhnemiş, eskimiş, kaybetmeye alışmış siyaseti geride bıraktık.
Önümüze bakıyoruz.
Bugün bir bankın üstündeyiz ama milletin gönlündeyiz.
Saklayın o bankı.
İktidar partisinin genel başkanı olarak geleceğim, o bankın üstüne bir daha çıkacağım. Milletime sözümdür!
Kim olduğunu bilmiyorum kardeşim ama paylaşımını gördüm ve duygularımı paylaşmak istedim. Paylaşırsak ne kadar çok olduğumuzu biliriz, dayanışmamızı arttırırsak hafifleriz diye düşündüm.
Aynı hayal kırıklığı milyonlarca insanda var. Aynı travma ve suçluluk duygusu, aldatılmışlık, ihanete uğramışlık, kaybolan yıllar ve umutlar.
İnsanlık tarihi iyi ve kötünün mücadelesinden ibaret değil midir zaten. Bazen saf görünüp, hiç bir şeyden haberi yokmuş numarası yapıp bütün kötülükleri yapan ama gizlenen ve iyiler kendileri kadar kötü düşünmediği için onları inandıran nice kötüler gördü tarih. Gerçeklerin de ortaya çıkmak gibi bir marifeti var.
Şimdi iyilerin birleşme zamanı. Tarihimizin tam da bu noktasında kararlılığımızla yüreğimizi ve iyiliğimizi cesaretle ortaya koyma zamanı. Maskeler düştü, kimse saf numaralarını yutmuyor artık. İyi insanlar kazanacak. Ben kendime söz verdim kazanacağız. Siz de kendinize inanın kazanacağız..
Kasım 2025 tarihinde yayımlanan 3.809 sayfalık İBB iddianamesinde 414 kişi yargılanmaya başlandı.
Birleşen dosyalarla birlikte 110’a ulaşan tutuklulardan bugüne dek 51’i tahliye edildi.
Dün tahliye edilen İBB Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık ile bugün konuştum.
Perşembe gecesi cezaevinden çıkan Saltık bu sabah üniversite sınavına girmiş.
“Sizin gibi hukukçu olacağım” dedi telefonda, içimden neler geçtiğini sizler tahmin edersiniz. Bu süreçte dayanışma gösteren herkese teşekkürlerini iletiyor.
En son ara kararla tahliye olan 9 kişi dahil, özgürlüklerine kavuşan herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
İBB dosyasında 59, diğer dosyalarda tutuklananlarla birlikte çok sayıda kişi halen cezaevinde..
Ekrem İmamoğlu başta olma üzere belediye başkanlarımız.. İçlerinde hasta olanlar, yaşı ilerlemiş olanlar var..
Nitelikli bürokrat arkadaşlarımız.. Ranta, talana karşı çıkan şehir plancıları, mimarlar, mühendisler, iletişimciler, avukatlar.. Ata yadigarı Üsküdar’ın yağmalanmasına karşı çıktığı için saldırıya uğrayanlar, çocuklarıyla tehdit edilmelerine karşılık kadınlık onuruyla direnenler..
içerde geçirdiği süre isnat oluna suçun hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımına çoktan karşılık gelmesine rağmen tahliye edilmeyen siyasetçiler..
Türkiye bu tip davaları daha evvel gördü, bu davada daha fazlasına da tanıklık etti.
Hakim huzurundaki beyanlarla insanlar nasıl iftiraya zorlandıklarını, kendilerine nasıl hukuka yabancı vaatlerde bulunulduğunu bir bir anlattılar.
Bir ülkede hukuk ve adalet duygusu kaybedilirse geriye bir şey kalmaz.
Hukuk tarihinde insanlar, zora dayalı kaotik yaşama son vermek için kendi iradeleriyle yaptırım gücünü devlete devretmiş, böylece kaos yerine düzen ve istikrar amaçlamışlardır.
Adaletin olmadığı yerde vicdanlar susar, hukuk siyasetin aracı haline gelirse istikrar sağlanamaz.
Bu ülke ve bu devlet, bu memlekette yaşayan herkesin bugünü ve ortak geleceğidir.
Demokrasi ekmek gibi, su gibi yaşam kaynağıdır. Kaybı başka bir şeye benzemez.
Hepimizin tarihle sınandığı, tarihe not edildiğimiz zamanlardayız..
Notumuz geçer olsun, sınıfta kalmayalım..