15 yıldır herhangi bir yılda Türkiye'de benden fazla vergi ödeyen avukat yok. Tüm vergi verenler arasında da her sene ilk 10'a veya ilk 20'ye giriyorum. Hal böyleyken, ben bile tek bir yatırım enstrümanına 47 milyon ABD doları yatırım yapmayı aklıma bile getirmem.
2 milyar 320 milyon TL, 47 milyon ABD Doları eder. @cumhuriyetgzt1 haberi doğruysa, sadece vurguna değil, o vurguna temel taşı olan sermayenin hukukiliğine de bakmak gerekir. Bu avukatlar bugüne kadar ne kadar vergi ödemiş? Bu para sisteme ne şekilde girebiliyor? Başıboş ve hesabı verilmemiş böylesi tutarlar nasıl dolaşımda olabiliyor?
Senelerce kendi ödediğim vergiye dikkat çekerken hava attığımı zannedenler, dikkat çekmenin bedel ödettiği bir ülkede yaşadığımızı bilmiyor olabilirler. O bedeli ödüyorsam, bu soruların sorulmasına temel olabilmek içindi.
Para akışının takip edilemediği ve anlamlandırılamadığı hiçbir rejimde küçük yatırımcı asla korunamaz. Temiz temas temin edilemez. Adalet sağlanamaz. Hava atmak vergiyle değil yatla mücevherle olur. Her hava atana "bunun kaynağı benim cebim mi senin emeğin ve başarın mı?" sorusunu sorma adeti gelişmedikçe toplum geneli hakkaniyetsiz sonuçlar içinde kanayıp durur.
Bu yazıyı okuyup da ilk iki cümleme takılacak olanların duyma kabiliyetleri olduğunu düşünmüyorum. Duymak kabiliyetini yitirmemiş tüm gerçek ve iyi niyetli insanlar şu aktarmaya çalıştıklarımı iletmekte bana yardımcı olurlarsa, belki daha temiz ve adil bir gelecek için, dişinden tırnağından bir şeyler arttıran insanların emeklerine kolayca el uzatılamadığı günler için, arpa boyu yol alabiliriz.
Anne ve babalar duysun! Ülkemizde 1’000’000 üzerinde hayvancılık işletmesi var ve sadece 1300 civarında Brusella ve Verem olmadığı test edilmiş işletme mevcut. Gıda güvenliği hiç öncelenmiyor. Videonun sonuna doğru bazı ürünlerin fiyatlarına da değiniyorum. İyi seyirler
Biri bana lütfen açıklayabilir mi? Bu devirde bir ülkenin 16 milyon nüfuslu bir şehriyle 6 milyon nüfuslu başkenti arasında gerçek anlamda bir hızlı tren olmamasının izahı nedir?
Fatih Altaylı'ya verilen 4 yıl 2 aylık hapis cezasının ifade hürriyeti alanındaki hukuki analizini istemek üzere beni arayan sayın basın mensuplarına tek tek sözlü beyan vererek sözlerimin bağlamı dışına çıkartılması riski almak yerine tek seferde istenen değerlendirmeyi herkese topluca takdim edeyim:
Boş işlerle meşgul olarak topluma hukuki analizi mümkün bir konu varmış rolü kesmeyelim. Bu karar ifade hürriyeti alanındaki halimizin herkesin kalbine saplanışı, gözüne sokuluşu, suratına haykırılışıdır.
Hukuk, ancak kalpleriyle kavrayabilen, gözleriyle görebilen, kulaklarıyla işitebilen, insanca ve temel özgürlüklere sahip biçimde yaşamak isteyen toplumlar eliyle var edilip korunur. O toplumların ilk refleksi, adalet duyguları zedelendiğinde, rahatsız olduklarında, ses çıkarmaktır.
Fatih Altaylı dosyasındaki bu karar, toplumu hukukun oluşumundan ve korunmasından dışlayan, ifade edilenlerin ta kendisini hedefe koyan ve bu suretle gelecekte bir düşünceyi ifade edecek kişileri baskılayan bir karardır.
KARDEŞİM!
GÜZEL ÜLKEMİN, İYİLİKLERİNE İNANDIĞIM GÜZEL İNSANLARI,
CANIM YURTTAŞLARIM👇
Yaşadığımız yangın faciaları, ekonomik kriz ve fakirlik, siyasetteki karmaşa, dünya savaşı çığırtkanlıkları.. erdem-sonrası dönemin acayiplikleri ile yorulduk, biliyorum.
Bir de şöyle bakalım👇
Bu güzel ülkede, ülkemizin güzel insanlarıyla bizi nice güzel sabahlar bekliyor.
‘Her şey olur, her şey geçer; yaşam kalır”
Dönüşmek zor şeydir!
Zaten “dönüştürmek” diye bir şey yoktur, çünkü dönüşmek için istemek gerekir ve istemek zaten dönüşmeye başlamaktır !
Kendinize, yaşamınıza bir bakın! Hangi güzellik emeksiz, kendiliğinden?
Ben tüm genç kardeşlerime yazayım: Bu ülkeye yapacağınız en büyük iyilik kendinizi geliştirmektir.
Sen kendini değerli kıl, meslek sahibi ol, sanatçı ol, bilim insanı ol, sporcu ol, tüccar ol, işçi ol..
Ne olursan ol, en iyisi ol!
Değerli ol!
Varlığın, yaptıklarınla istensin!
Tamamen iyi ya da tamamen kötü var mı !?
Kim size “dikensiz gül bahçesi” vadetti?
Siyasetçilerin “senin için, devlet adına” yaptığı seçimler istediğin gibi sonuçlansın ya da sonuçlanmasın, sanıyor musun ki ertesi gün farklı bir dünyaya uyanacaksın?
Dünyayı siyasetçiler değil, herkesin kendisini her gün daha iyiye taşıması daha güzel bir yer yapar. Devlet sonuçtur ve devlet insan içindir, insan devlet için değil.
Genç kardeşim, kızım, oğlum; sen şunu düşün : “Nasıl daha iyi ve güzel bir dünya yaratabiliriz? Buna benim katkım ne olur? Yaşadığım dünyayı, toplumu nasıl bulduğumdan daha iyi şekilde bırakabilirim?”
Siyasetçilerin “senin için devlet adına” yaptığı tercihler sonrası kendisini, kazanmış ya da kaybetmiş hisseden herkes; aslında sen ne kazanacak ne de kaybedeceksin!
Sadece yaşıyorsun. Ve yaşadığın şu an tek, benzersiz. Zamandan daha kıymetli bir zenginliğin yok.
Ömrünü değerli kılmak siyasilerin seçimlerini izlemek değil; çalışmakla, yaşam içindeki kendin için yaptığın yaşantı seçimlerinle olacak. Küçük, başlangıçta kimsenin sezmediği, kişisel yaşantı seçimlerinle.
Başını kaldırıp bu güzel günü hisset, kendini değerli kılacak “küçücükmüş” gözüken yaşantı seçimlerini yap. Kendini değerli kıl.
Sen değişirsen, toplum da, dünya da değişir.
“Olmak” bir “tercihle” olmaz, herbiri önemsizmiş gibi gözüken sayısız yaşantı seçimleriyle yavaş yavaş olur.
“Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” !
#Penceremdenİstanbul
Hem X hesabımdan hem de Instagram hesabımdan ( https://t.co/Pa546KJGZ1 ) Milas Akbük mevkiinde yapılacak olan kelkit madeni projesinin çevreye ve ormanlara etkisi sebebiyle bu proje aleyhinde hukuki süreç başlattığımı ilgililerine bu gönderi ile duyuruyorum. Bu vesileyle, benimle dava arkadaşı olmak isteyebilecek herkese ulaşmayı ve her durumda toplum geneline bu hususta bilgi ulaştırabilmeyi özellikle önemli buluyorum.
Aydın Valiliği bu kelkit madeni projesi için “ÇED Gerekli Değildir” kararı vermiştir. Ülkemizin dört bir yanının yangınlarla boğuştuğu Temmuz ayı içerisinde verilen bu kararın ormansızlaşmaya ve Milas'ta çevrenin ciddi zarar görmesine yol açacağına inanıyorum. Aydın Valiliği'nin bu işleminde kamu menfaati olmadığı kanaatindeyim. Yargı denetimine götürdüğüm husus da budur.
Hatırlarsınız, daha önce de Kazdağları’nda siyanür ile altın aranacağı dönemde verilen “ÇED Olumlu” kararına kendi adıma davacı olarak dava açmıştım. Hatta dava açabilmek için o bölgeden gayrimenkul satın alarak menfaat şartını tesis etmiştim. Ilgili şirket daha sonra genel toplumsal mukavemet sebebiyle projeden çekilmişti. Benzer şekilde, Akbük ve Milas mevkii için alınan “ÇED Gerekli Değildir” kararına karşı da davacı olarak kendi adıma dava açtım. Aynı zamanda ilgili yüklenici maden şirketinin ruhsatının iptalini de talep ettim.
05.08.2025 tarihinde Aydın 1. İdare Mahkemesi’nin 2025/782 E. sayılı dosyası ile açtığım davaya, Aydın ve Muğla’nın Milas mevkii çevresinde taşınmazı olan yahut burada ikamet eden kimseler, yapılacak madenin çevresel sonuçlarının kendilerini de doğrudan etkileyeceğini ifade ederek ve bu davaya katılma talebi sunarak, katılma talebinin mahkemece kabulü halinde “katılan” sıfatıyla, iştirak edebilirler.
Kendi adıma yeni açtığım bu davada serbest avukat sıfatıyla değil kendini temsil eden sade vatandaş sıfatıyla yer aldığımı, bu duyurumun da bu sıfatla ve kendi imkanlarıyla dosyaya dilekce vererek benimle beraber aynı davada saf tutmak isteyecek kişilere yönelik olduğunu peşinen belirtmek isterim. Bu projenin ÇED raporu dahi alınmaksızın yürütülmesine karşı çıkmak isteyen herkesi, bu gönderi vesilesiyle, benimle birlikte bu davanın takipçisi olmaya davet ediyorum. Elden ele ulaştırılmasına destek verebilirseniz sevinirim. Ben de etkili biçimde duyulması için atabileceğim adımları ayrıca atmaya gayret ediyorum.
İran’ın kuzeybatısındaki en büyük şehir olan Tebriz, Eynalı ve Sehend dağları arasında, Kuruçay ve Acıçay’ın birleştiği bir vadide yer alır. Soğuk iklimine rağmen tarih boyunca hep sıcak bir kültür ve direniş yatağı olmuştur. Tebriz, yalnızca bugünün değil, tarihin de merkezlerinden biridir.
İlhanlılardan Akkoyunlulara, Safevilerden Karakoyunlulara kadar pek çok Türk-İslam devletine başkentlik yapmış, koskoca İran’a yön vermiştir. Çarşısında, pazarında, evlerinde hep Türkçe konuşulmuş; bu dil yalnızca bir iletişim aracı değil, bir kimlik ve medeniyet taşıyıcısı olmuştur.
Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemine ait Gök Mescid gibi eserler, sadece Tebriz’in değil, bütün Türk sanat tarihinin temel taşlarıdır. Osmanlı mimarisini anlamak isteyenin yolu da bir şekilde Tebriz’den geçer. Bursa’daki mimarinin ilhamı, 15. yüzyıl Tebriz’inden gelir. Zaten Osmanlılar bu bölgeyi 18 yıl boyunca tahrir etmiş ve doğrudan yönetmişlerdir. Ama daha çok Osmanlı-İran savaşlarının kader noktası olmuştur.
Kapalıçarşı’sı 15. yüzyıldan bu yana, sayısız depreme rağmen ayakta kalmış ve sürekli restore edilmiştir. Bugün Ortadoğu’daki en büyük kapalı çarşı olarak varlığını sürdürmektedir. Onu gezmek sadece bir alışveriş deneyimi değil, bir kültür yolculuğudur. Halılardan mimariye, müzikten dile kadar her şeyde Türk kimliği hissedilir. Türkçenin kudretini, Tebrizli aydınların nezaketinde ve direnişinde görürsünüz. Unuttuğumuz dil, unuttuğumuz müzik ve etrafa bakma sanatı, bu şehirde hâlâ yaşar.
Ama bugün, cahil Netanyahu gibi liderlerin öncülüğünde, başta Tebriz olmak üzere tüm insanlığın ortak mirası olan şehirler bombalanıyor. Suriye’yi yok ettikleri gibi şimdi de İran’ı haritadan silmek istiyorlar. Kimse bizden İran’a yapılan insanlık dışı saldırılara sessiz kalmamızı beklemesin. İsrail’de bazıları daha da ileri gidip sıranın Türkiye’ye geleceğini söylüyor.
Buradan açıkça söylemek gerekir: İsraillilere tavsiyemiz, içlerindeki aptalların çenesini kapatsınlar. Savaş da barış da akılla, ahlakla yapılır. Aksi halde ne sulh sulha benzer, ne savaş savaşa. Yalnızca bir medeniyetin değil, insanlığın sonunu hazırlar.
#ilberortaylı
🔴 KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar:
▪️Türk Devletleri Teşkilatı, bizim kardeş devletlerimizdir.
▪️Azerbaycan ve Kırgızistan’ı ayrı tutuyorum; çünkü bu iki devletten bugüne kadar olumsuz bir tutum görmedik.
▪️Diğer üç devletin ise daha dikkatli olması gerekiyor.
🔴 KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar:
▪️ABD, İngiltere ve Rusya’nın Kuzey Lefkoşa’da konsoloslukları bulunmaktadır.
▪️Türk devletlerine çağrım; Güney Kıbrıs’ta kurduğunuz diplomatik temsilciliklerin benzerlerini Kuzey Kıbrıs’ta da kurmanız gerekmektedir.
Yolsuzlukları ortaya çıkaranları gözaltına almak yerine ödüllendirdiğimizde, yanlışları dile getirenleri susturacak yerde yanlışlarımızı düzeltmeye çalıştığımızda, sistemi eleştiren gençleri tutuklayacak yerde anlamaya çalıştığımızda mutlu ve umutlu bir toplum olacağız.
Bugün Ümit Özdağ'a Özgürlük Platformu Üyesi avukatlar ve hukukun üstünlüğünü savunanlar Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaparak, 63 gündür yazılmayan iddianamenin nerede olduğunu sordu!
"Değerli Basın Mensupları,
63 gün önce burada, İstanbul Adalet Sarayı’nda, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ tutuklandı.
Şimdiye kadar iki kez yapılan tutukluluk incelemesinde, soruşturmanın sürüyor olması ve kaçma şüphesi gerekçe gösterilerek tutukluluk halinin devamına karar verildi. Ve hala iddianamesi yazılmadı.
Bir soruşturmanın başlatılması için suçun işlendiğine dair basit şüphenin varlığı yeterlidir. Savcılık tarafından iddianame düzenlenerek dava açılması için ise yeterli şüphenin varlığı aranır. Şüphe oranının kuvvetli olması halinde kişi tutuklanabilir.
Kelimelerin anlamından anlaşılacağı üzere, kuvvetli şüphe, yeterli şüphenin ileri safhasıdır. Yani Ümit Özdağ hakkında sözde kuvvetli şüphe bularak tutuklanmasını talep eden savcılık makamı, yeterli şüpheye ulaşamamış olacak ki hala iddianame yazamamıştır.
Buradan İstanbul Savcılığı’na soruyoruz: Eğer kuvvetli şüphe varsa iddianame nerede? Eğer yeterli şüphe yoksa Prof. Dr. Ümit Özdağ neden Silivri'de?
Değerli Basın Mensupları;
Anayasa’nın 19’uncu maddesine göre tutuklanan kişilerin makul sürede hakim önüne çıkarılması ve makul sürede yargılanması zorunludur.
Sayın Özdağ’ın 63 gündür süren iddianamesiz tutukluluğu, kişi özgürlüğü ve hukuk devleti ilkeleri açısından kabul edilemez bir durumdur.
Tutuklanmasına neden olarak gösterilen suçun Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen yaptırımı 1 yıl olduğu için velev ki atılı suçu işlemiş olsa dahi alacağı cezanın infaz hukukuna göre yatarı olmayan bir Genel Başkan’ı 63 gündür hapiste tutmak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna dönüşmüştür.
Israrlı şekilde sürdürülen bu hukuksuzluk hali, akıllara daha vahim sorular getirmektedir. Acaba Sayın Özdağ’a büyük bir kumpas kurma hazırlığı mı yapılmaktadır?
11 Kasım 2024 günü bir televizyon kanalında Gazeteci Barış Pehlivan, “Ümit Özdağ’ın başına bir şekilde çoraplar örülmeye çalışıldığını” ifade etmişti. 2 ay sonrasında Sayın Özdağ haksız şekilde tutuklandı.
Biz de buradan İstanbul Savcılığı’nın ve Adalet Bakanlığı’nın hem dikkatini çekiyoruz hem soru soruyoruz hem uyarıda bulunuyoruz: Yatarı olmayan bir suçlamadan ötürü 63 gündür tutuklu bulunan Ümit Özdağ’ın cezaevinden çıkmasını istemeyenler aslı astarı olmayan suçlamalarla kumpas peşinde mi koşmaktadır?
Bunu araştırmak ve önlemek yargının görevidir. Kumpasçılara fırsat tanımayın, Ümit Özdağ’ın iddianamesini yazın, bu haksız tutukluluğa son verin.
Değerli Basın Mensupları,
Açıklamamızı bitirirken sizlerin aracılığınızca kamuoyuna ifade etmek isteriz ki, Ümit Özdağ’ın yaşamakta olduğu hukuksuzluk esasında hepimize yapılmış bir haksızlıktır. Ümit Özdağ’a sahip çıkmak esasında kendi hukukumuza sahip çıkmaktır.
Daha dün Yenikapı’da terörist başının görüntüsü ve sesi yayınlanırken Ümit Özdağ’ın tutuklu olması Türk Milleti’nin egemenlik hakkının kısıtlanmasıdır.
Unutmayın ki, Ümit Özdağ her zaman ve her şartta Türk Milleti’ni savunmuştur.
Eğer Türk Milleti’ni savunmak suçsa, hepimiz bu suçun failiyiz.
Ne mutlu Türküm diyene…"
#İddianameNerede
@zaferpartisi@AliSehirlioglu @ozdagaozgurlukp
Bu gözaltıların ekonomik bilançosunu merak edenler için 3 günde neler oldu?
❗️Borsadaki şirketlerin değeri 2 trilyon TL eridi!
❗️Türkiye hazinesisinin borçlanma maliyeti %12 arttı!
❗️Türkiye risk primi 150 puan arttı!
❗️%50 gibi yüksek faizle zar zor biriktirdiğimiz rezervlerimiz 25 milyar dolar eridi!
❗️2000 krizinden bu yana ilk defa bankalar 1 haftada %26 değer kaybetti.
Türkiye riskinde (CDS primi) bu haftada yaşanan değişim. 21 Mart Cuma itibarıyla CDS primi 328 baz puan oldu. CDS primi 18 Mart itibarıyla 255 baz puandı. (Kaynak Bloomberg HT)
ANNE-BABANIN EĞİTİM DÜZEYİ VE SOSYO-EKONOMİK DURUMU İLE ÇOCUKLARININ BEYİN GELİŞİMİ ARASINDA DOĞRU ORANTILI BİR İLİŞKİ VAR👇
(~10000 çocuğun beyin MR incelemesi yayınlandı)
Ebeveyn eğitimi ve geliri, beyin yüzey alanındaki artışlara ve beyinde korteks kalınlaşması ile korelasyon gösteriyor.
Ebeveyn geliri ve çocuk psikopatolojisi arasında negatif ilişki bulunmuş.