@levent_kazak@ProfDemirtas "yapmayın siz kardeşsiniz" diyecektim ama... hocam sen Levent Kazak ı ve "kim bunlar"ı bilmiyorsan ya Z kuşağının arasında çok kaldın yada Türkiye'den çok uzaksın ne diyelim ...
‘Abi instagram yasağı için yok mu cümlen?’ diyorlar. Olmaz mı be gülüm? İnstagramın dünya rekorunu bir buçuk senedir elimde tutuyorum, nasıl olmasın? Canım instagramım… Şahsi hesabımı takip etme teveccühünü gösteren 6.7 milyon insana ulaşıyordum. Ayrıca BabalaTV ve Babalayka hesaplarıyla erişebildiğimiz 2 milyonun üzerinde insan vardı instagramda. Yaptığımız projeleri tanıtıyor, sayısız yardım yapıyor ve elbette büyüyen ekibimize kaynak sağlayan iş birlikleri ile ayakta durmaya çalışıyorduk. İşimizden kazandıklarımızı bir sonraki işimize harcadığımızı, işlerimiz daha büyük, daha iyi olsun diye çabaladığımızı da herkes bilir. Youtube gelirlerimizi bağışlayıp, instagram gelirleriyle ayakta dururuz diyordum… Sistemimizin göbeğine bomba yemişiz, nasıl yazmayayım? Her şey bir yana, keşfet bölümünde gezinip tatile çıkanları kıskanıyor, birbirinin arkasından konuşan insanların sarılırken foto paylaştığını görüp gıybet yapıyordum. Elin gavurunun teknolojilerine hayret ediyor, DM özelliğiyle heyecansız özel hayatımı diri tutuyordum. Gezelim görelim denen şeyin, görelim kısmıyla yetinip dağa ormana layk atıyor, tipsiz sıfatımı cilt efektiyle boyayıp, sokakta atamayacağım havayı sosyal eşrafa atıyordum. Küçümsemeyin. Kısıtlı sosyal yaşamda bunlar hayat kurtarır. Ben biraz işkolikimdir, bana çok iyi geliyordu. Çok üzgünüm elbette ama o kadar. Ötesine geçip şikayet etmeyeceğim. Neden edeyim? Her yasağı sinesine çekebilen sinesi geniş kalabalıkla mı uğraşayım? ‘Oooo kıçını başını gösteren bir sürü influencer işsiz kaldı hahahaha’ yazana mı dert anlatayım? Sırf ilgi görmüyor diye ilgi görene saldıranlarla mı kapışayım? 10 yıldır anlatıyorum, kapışıyorum. Milyar izlenmeye ulaşmışım. Neye yaramış? Bin tane dava, bin tane iftira, milyonlarca hakaret yemişim. Canım sağ olsun, küstüğümden falan yazmıyorum bunları en azından denedim. Sadece soruyorum, neye yaramış? ‘Abi instagramı kapatamazlar!’ Öyle mi ciğerim? Dur sana bir soru daha sorayım. Sence ne isterler de yapamazlar? Mesela halk onlara hangi konuda geri adım attırabilir? Eğitim sistemini değiştirseler, adalet sistemini değiştirseler, ekonomik sistemle oynasalar, orduyu baştan dizayn etseler, milli bayramlara ayar çekseler, andımızı kaldırsalar, Türkçe bilmeyenler geleceğimize oy atsalar, tarihi yeniden yazsalar mı? Bunları geç, çok geç. Varsa bilmediğim başka bir kırmızı çizginiz yazın da bileyim. Her neyse… Bu ve bunun gibi sebeplerle artık şikayet etmeyeceğim siyasetçileri, üzgünüm deyip geçeceğim. Çünkü benim şikayetçi olduğum şey biziz. Suç onun bunun, şu partinin bu partinin değil, bizim. Halen ‘Abi ses çıkart! Abiii!’ mi diyorsun azizim? HÖÖÖYYYT! Al sana ses.
SADAT kurucusu Adnan Tanrıverdi ölmüş. Türkiye Cumhuriyetini yıkmak için çalıştı. Türk Ordusuna çok zarar verdi. Değil tuğgeneral Üstteğmen bile olmamalıydı. TSK’nın en büyük zafiyeti “Bize bir şey olmaz” inancı ile içe yönelik istihbarat ve istihbarat karşı koyma konusunda çok zayıf oluşudur. FETÖ ve Adnan Tanrıverdi benzerleri bu zaafiyeti kullanarak çok zarar verdiler. Bir Ankara-İstanbul THY uçuşu sırasında beni tanımamış, AK Parti milletvekili zannederek 15 Temmuz öncesi, gecesi ve sonrasını anlatmıştı. Kartımı verince, elini başına vurup “Aaa Ümit Özdağ” demişti. Mesîh’i bekliyordu, Azrail geldi. @zaferpartisi
1923 yılında Muğla’da doğdum. Babam Ula’nın Bayır Köyü İlkokulu başöğretmeniydi. Okuma yazma bilenlerin az, öğretmenlerin saygı gördüğü o günlerde, hep öğretmen olmayı düşünerek büyüdüm. Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulu’nu 1940-1941 yılında bitirdim ve Muğla’nın Ula nahiyesine (şimdi ilçedir) bağlı Gölçük Köyü’nde öğretmenliğe başladım.
O zamanki yönetmeliklerimize göre, her öğretmenin bulunduğu çevreyle ilgili araştırma yapması gerekiyordu. Göreve başladığım yıl araştırmaya da başladım ve önce Muhtar Ali Kerkik’le konuştum. Muhtar anlattıkları beni öylesine etkilemişti ki, onun sesi yaşantım boyunca kulaklarımda kaldı; Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılığımı pekiştirdi, bana rehber oldu.
MUHTAR
Muhtar Ali Kerkük bana şunları anlatmıştı: “Benden önceki Muhtar Ali Tozluoğlu, bu köye kırk yıl muhtarlık yapmış değerli bir insandı. Okul onun zamanında yapılmıştır. Öyküsü ise şöyledir:
1929 yılında yani yeni harflere geçilmesinden hemen sonra, Atatürk’ün teşvikiyle köylerde bir okul yapma yarışı başlamıştı. Bizim köy, bu yarış başlamadan hemen önce, köye telgraf telefon teli çektirmeye karar vermiş ve muhtar Ali Tozluoğlu’nu bu iş için görevlendirmişti.
Para toplanmış ve bir heyet halinde Nahiye’ye gidilmiş, Nahiye Müdürü, Karakol Komutanı ve Fırka Reisi, toplanan paranın maliyeye yatırılmasını, nahiyeler arası bağlantılar yapıldıktan sonra sıranın köylere geleceğini söylemişler, Muhtar’ın kafası karışmış, ‘biz parayı kendi köyümüze hat çekilsin diye topladık, parayı verdiğimiz halde sıra beklersek köylüye ne deriz’ dese de dinletememiş; parayı yatırması için ısrar, hatta baskı görmüş”.
GAZİ PAŞAYA TELGRAF
Bakmış olacak gibi değil: ‘peki parayı haftaya getiririm’ demiş ve doğru Muğla’ya gitmiş. Cebinde kendine ait bir altın lirası varmış, Postaneye gitmiş ve ‘Gazi Paşa’ya telgraf çekeceğim’ demiş.
‘Delirdin mi sen, Gazi Paşa’ya telgraf çekilir mi’ gibi sözlere aldırmayarak ısrarla telgrafın hem de cevaplı olarak çekilmesini istemiş ve şu telgrafı yazdırmış:
‘Gazi Paşa Hazretleri, Köylüden para topladım. Nahiye müdürü, Karakol Komutanı ve Fırka Reisi, parayı telgraf ve telefon hattı çekilmesi için yatırmamı istiyorlar. Haberleşme önemli bir ihtiyaç bunu biliyorum. Ama köyde de okul yok. Çocukların okuması gerek. Şimdi sana soruyorum, telefon, telgraf mı ağır gelir, okul mu? Parayı nereye yatırayım?’
Telgrafı çektiriyor parasını ödüyor ve Muğla’nın merkezindeki Memiş Dayı’nın kahvesine gidiyor, kahvesini içiyor, camiye gidip namazını kılıyor. Köye gitmek için yola çıkmaya bir türlü cesaret edemiyor, ya iki jandarma gelir de ‘sen kim oluyorsun da Gazi Paşa’ya telgraf çekmeye cesaret ediyorsun, onu meşgul ediyorsun’ derlerse ne yaparım diye korkuyor.
BİR SAATTE GELEN YANIT
Korkusuna rağmen yola çıkmak üzereyken telgraf memuru büyük bir telaşla ‘Muhtar, neredesin şimdi köye atlı çıkaracaktık, koş Ankara’dan cevap geldi, gel imzala telini al’ diyor.
Atatürk’ün cevabı Ali Muhtar, daha camideyken gelmiş. Atatürk, çektiği telde şunu yazıyormuş: ‘Muhtar seni gözlerinden öperim. Sorduğun soruya cevabım şöyledir; terazinin bir kefesine sadece Ula’yı değil, bütün dünyayı yirmi defa dolanacak tel çekmeyi, diğer kefesine senin köye okul yapmayı koysalar; senin köye okul yaptırmak ağır gelir. Sen topladığın parayı okul yaptırmak için kullan’.
Ali Muhtar telgrafın verdiği coşkuyla yola çıkıyor; daha yolu yarılamadan bir çocuk koşarak arkadan yetişiyor ve ‘Muhtar koş, Orman Müdürü seni istiyor’ diyor. Orman idaresine gidiyor, okulun kereste ihtiyacının karşılanması için tahsis emrinin geldiğini, ne zaman isterlerse keresteleri alabileceğini öğreniyor.
Köye gidince Ali Muhtar’ın korktuğu oluyor ve iki jandarma geliyor. Ancak, jandarmalar muhtarı köye yapılacak okul için nahiyede yapılacak toplantıya çağırıyor.
Tom Cruise, Brad Pitt ve Leonardo DiCaprio başrollü, 90'larda çekilen bir Avengers filmi nasıl gözükürdü? StryderHD isimli bir YouTuber yapay zekaya sordu ve ortaya bu görüntüler çıktı.👇
https://t.co/ppSMCB1otk
Türk devletine karşı isyan eden, binlerce insanı ölüme sürükleyen, yüzlerce askerimizi şehit eden Şeyh Said’in ismini 12 kilometrelik bulvara vereceksin, İstiklal Harbi Madalyası sahibi Mustafa Muğlalı’nın ismini ise askeri tesislerden sökeceksin, sonra erkek çocuklarına tecavüz edenler ile protokol imzalayacaksın ve PKK tarafından şehit edilen Binbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın adının “PKK’lılar incinir” diye İzmir’de bir okula verilmesine karşı çıkacaksın. İncinir dedikleriniz Bingöl’de 33 silahsız askerimizi, Gara’da 13 silahsız asker, polis ve istihbaratçımızı infaz etmişlerdi. Bakın beyler, biz Türk olarak incitilmekten bıktık. @zaferpartisi