En tehlikeli insan tipi; bulunduğu konuma yağcılıkla gelen kişidir. Günebakan çiçeği gibi gücü takip eder. Prensipleri yoktur, değerleri yoktur, omurgası yoktur. Güç dengeleri değiştiği an saf değiştirir.
Bazı insanlar hayatlarının o kadar büyük bir kısmını sadece hayatta kalmaya çalışarak geçirirler ki; yüzmeyi öğrenmeye, yabancı bir dil konuşmaya, bir enstrüman çalmaya, seyahat etmeye ya da sadece iş ve sorumlulukların ötesinde hayatı keşfetmeye hiç fırsatları olmaz. İşte bu, yoksulluğun pek konuşmadığımız bir başka yüzüdür.
macron sabah koşacak diye park kapatmak inanılmaz gereksiz. onun yerine halk komple başka bir şehre taşınabilir nato zirvesi bitene kadar ayak altında dolaşmasınlar diye
İnandığım bir teori var. Bir yer, insan ve durum hayatınızda artık olmaması gerekiyorsa sizi sürekli hayal kırıklığına uğratıyor. Tekrarlayan hayal kırıklığı rastlantı değildir. Sorun tek olay değil, yolun kendisidir.
Hayatın bir anda değişecekmiş gibi davranma.
Gizli bir yöntem, bir hile bularak bir gecede vurgununu yaparak istediğin her şeye kavuşacağını düşünme.
Böyle düşünürsen kumarda hayatını bitirirsin.
O gizli yöntem yok. Olsaydı, satan adam kendi kullanırdı, sana satmazdı.
İnsan beyni "hızlı çözüm"e bayılır çünkü acıdan kaçmak ister. "10 günde şu", "tek formülle bu" diyen her şey, bu zaafı avlar.
Bunlar bir endüstri kurdu: senin sabırsızlığın sayesinde para basıyorlar.
Gerçek şu değeri olan hiçbir şey hızlı değildir.
Hızlı gelen, hızlı gider.
Piyangoyu vuranların çoğu 5 yıl içinde eski fakirliğine döner. Çünkü parayı kazandılar ama parayı taşıyacak adamı inşa etmediler.
Değişim zaman alır.
Büyük hedeflerini ve planlarını 3-5-10 yıla yay.
Kendine sıfırdan zengin olma hedefi koyduysan bunun sıkı çalışma, disiplin, sabır, azim, eğitim, tecrübe, zorlukları aşma becerisi ve kafa yapısı değişikliği gerektireceğini bil. Ve 3-5 yıl gibi bir süre.
Eşinin dostunun bağlantıları, senin hızlı olup olmaman bu süreyi kısaltır ya da uzatır. Ama sıfırlamaz.
Bambu ağacını bilir misin?
Ektikten sonra 5 yıl toprağın üstünde hiçbir şey görünmez. Su verirsin, beklersin çıplak toprak.
Çoğu insan burada vazgeçer.
Sonra beşinci yıl, altı haftada 25 metre uzar.
Soru şu: altı haftada mı büyüdü, beş yılda mı?
Cevap: beş yıl boyunca yer altında dev bir kök ağı kurdu.
Kök hazır olmadan gövde yükselseydi devrilirdi.
Senin "hiçbir şey değişmiyor" dediğin yıllar, aslında kök saldığın yıllardır.
Roma bir günde inşa edilmedi.
İnsanların %90'ı, 1-2 yıl çalıştıktan sonra hedeflerine ulaşamayınca pes ediyor. Daha kolay şeylere yöneliyor.
Ve herkes kendi ufak dünyasında yerini alıyor.
İşte tam burada eleniyorlar.
Ve tam burada kalanlara yer açılıyor.
Çünkü kalabalık, "ödül" gecikince dağılır.
Beyin anlık tatmin ister ektiğin tohumun aylarca filiz vermemesi, ona "boşa uğraşıyorsun" sinyali gönderir.
Dayanamaz, bırakır.
İşte bu yüzden zirve hep boştur: oraya çıkan yol uzun değil sadece kalabalık erken dökülüyor.
Sen vazgeçmediğin için kazanmazsın; herkes vazgeçtiği için kazanırsın.
Son ayakta kalan, en yeteneklisi değil en sabırlısıdır.
Şimdi kendine dürüst ol:
Hangi hedefin için gerçekten tam 365 gün boyunca, herkese "hayır" kendine "evet" deyip çalıştın?
Bir tane söyle. Bir tane.
Çoğunun cevabı yok.
Çünkü çoğu, 3 ayda sonuç gelmeyince "demek bu iş bana göre değil" dedi.
Halbuki iş ona göreydi süre ona göre değildi.
Sabrı yetmedi.
Dünyanın en zengin %1'i, geri kalan %99'un toplam varlığına sahip. Rakamlar yalan söylemez.
Başarıya sabır göstermezsen, kolay yoldan zenginliğin peşinde koşarsan tepede şansın bile olmaz.
Sıfırdan zengin olan insan sayısı dünyada oldukça fazla.
Ama bu insanların hepsi, bu zenginliğin bedelini hayatının bir zamanını cehennemden geçerek ödedi.
Ve dışarıdan kimse o cehennemi görmez.
İnsanlar zengin adamın arabasını görür, yatını görür, rahatını görür ama o adamın 3 yıl boyunca herkesin eğlendiği gece çalıştığını, defalarca battığını, kapısına gelen alacaklıları, uykusuz geceleri, "delisin sen" diyen çevresini görmez.
Sen sadece zaferi görüyorsun.
Bedeli görmediğin için "şanslıymış" diyorsun.
Şans değildi. Kimsenin görmediği o cehennemdi.
Günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay.
Ama insanlar bilgiyi kullanamaz halde.
Çünkü bilgi hiç bu kadar çok, dikkat hiç bu kadar az olmamıştı.
Telefon, her 30 saniyede bir seni bölmek için tasarlandı.
Odak kasın eridi.
Bir sayfa kitap okurken üç kez telefona bakan adam, dünyanın bütün bilgisine sahip olsa ne yazar taşıyamadıktan sonra. :)
Bu çağda en büyük güç, artık bilgiye ulaşmak değil; bir şeye uzun süre, kesintisiz odaklanabilmektir.
Bu kası kaybeden, bilgi denizinde susuzluktan ölür.
Odaklanma becerini geri kazan.
Ve artık kendine verdiğin sözleri tut.
Çünkü kendine verdiği sözü tutmayan adam, kendi gözünde küçülür.
Küçüldükçe inancı söner.
İnancı sönen, daha denemeden kaybeder.
Roma bir günde kurulmadı ama her gün bir taş konuldu.
Sen bugün taşını koydun mu?
Yoksa yine "yarın iki katını koyarım" mı dedin?
Yarın gelmez. Sadece bugün vardır.
Taşını koy. Sonra yine koy. Yine koy.
Bir gün dönüp bakarsın Roma'yı kurmuşsun.
Annemi de çok üzdüler.
Annem hem üzülür hem çay demler hem de gözyaşlarını silerdi. Hiçbir şey olmamış gibi bize döner gülümserdi.
'Ben çay demlemeyi annemden öğrendim.’
Asıl meselenin CHP tabanı omurgasızlığı olduğunu herkes anladı dimi artık ?
Bunlar öyle bir güruh ki, güçlü her kimse onun yanında durur, tek dertleri başlarını sallayıp maaşlarını almak, ideoloji, inanç, tutku mu? Zerresi yok bunlarda.
Beş para etmez insanlar topluluğu.