Tezatlık ve hukuksuzluk!
Bugün Ali Çeven’in karar duruşması vardı.
Fikirleri ve duruşu ile özellikle sosyal medyada PKK mensuplarınca eleştirilen, saldırılan hatta ölüm ile tehdit edilen Çeven’i İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti “PKK silahlı terör örgütü üyeliği” iddiası ile 6 yıl 3 hapis cezasına çarptı.
Suçlamalar arasında derneğin sosyal medya hesabında yazılı “Kürt öncülerinin mezar yerleri nerde” sorusu da vardı.
Elbette karara itiraz ediyoruz, istinaf edeceğiz.
Suriye rejiminin kontrolündeki Haseke'de açlık ve yoksulluğa isyan eden bir vatandaş, "Aç kalmak için mi 20 bin şehit verdik? Koltuk kavganız batsın, halk ölüyor!" sözleriyle feryat etti.
Kürtlerin- Türklere
Zerre inancı Yok
Abdullah Öcalan nın da Bir yalancı peygamber olduğunu
Artık dağdaki çoban bile biliyor..
Ankara daki dem parti de eğer
Türkler ile arasına mesafe koymazsa onlar da tamamen kaybedecek.
İdolojiniz batsın diyor.
KİMSE BANA KIZMASIN SONUÇLAR ORTADA
Hewler görüşmelerinde Mazlum Abdi, Tom Barrack ve Başkan Barzani’yle yapılan toplantılarda Rojava/SDG (Suriye Demokratik Güçleri) için Şam yönetimiyle müzakere edilen başlıca teklifler, SDG’nin Suriye devletine entegrasyonu karşılığında sınırlı idari ve siyasi temsiliyet içeriyordu.
Bu görüşmeler, Şam ile SDG arasındaki gerilimi (ateşkes ve entegrasyon) ele aldı. Temel dinamik şuydu: SDG’nin askeri ve idari yapılarının Suriye ulusal bütünlüğüne entegrasyonu karşılığında bazı pozisyonlarda yalnızca aday önerme hakkı ile sınırlı tutuldu.Haseke (Hasakah) Valiliği: SDG’den (Mazlum Abdi veya önereceği bir isim) Haseke Valisi adayı isteniyordu.
Bu, Kuzeydoğu Suriye’nin kilit yerleşiminde sembolik bir idari rol anlamına geliyordu ve aynı zamanda bakan yardımcılığı düzeyinde bir teklif olarak yorumlandı. Karşılığında SDG’nin Haseke’deki sivil kurumlarının Şam’a entegrasyonu öngörülüyordu.
Savunma Bakan Yardımcılığı: Mazlum Abdi’ye veya SDG’ye Savunma Bakan Yardımcısı pozisyonu için aday önerme hakkı teklif edildi. Bu, askeri entegrasyonun bir parçası olarak görüldü.Diğer Temsiliyetler: Parlamentoda veya devlet kurumlarında temsil için isim listesi sunma hakkı verildi. SDG’den bazı raporlara göre 4 gün içinde öneri listesi talep edildi. Mazlum Abdi’ye tam bakanlık koltuğu gibi yüksek seviyeli bir pozisyon tahsis edilmedi; teklifler daha çok “öneri hakkı” ile sınırlı kaldı.Karşılık olarak SDG’nin askeri kanadının (YPG omurgası dâhil) Şam’a entegrasyonu ve Suriye ordusuna bağlanması, ayrıca petrol, gaz ve sınır bölgeleri gibi stratejik alanlarda Şam kontrolünün artması öngörülüyordu.
Bu teklifler, Şam-SDG arasında varılan (veya müzakere edilen) 14 maddelik anlaşma bağlamında Erbil’de tartışıldı. Görüşmelerde ateşkesin sürdürülmesi, diyalog ve entegrasyon vurgusu yapıldı.
Fransa’nın özerk bir Rojava’dan yana olduğu biliniyor; ancak ABD ve İsrail’in Fransa’yı susturduğu yönünde haberler çıktı. Peki ABD ve İsrail neden Rojava’dan vazgeçti?
Türkiye, Rojava yönetimini Öcalan’la bir dizi ekranlı görüşmeye tabi tuttu. Öcalan, Şam’a entegrasyonu sert bir üslupla dikte etti. Bu görüşmelere bazen 5-6 kişi katılırken çoğu zaman İlham Ahmet ile Mazlum Abdi katılıyordu.
İlk başlarda Öcalan’a “sahada olup bitenler bildiğiniz gibi değil” diyerek bildiklerini yapmaya çalıştılarsa da Öcalan’ın ağır hakaret ve tehditlerine varan baskısıyla sonunda Mazlum Abdi, Şam’da Colani ile görüşerek entegrasyonu kabul ettirdi.
Bu kabulden sonra Türkiye’nin çizdiği plan doğrultusunda Suriye ordusu hazırlık sürecini tamamlayarak ani bir saldırı başlattı. Bazı Arap kaynaklara göre QSD saflarında katledilenlerin sayısı 10 bin, esir alınanların sayısı ise 4 bin civarındadır.Oysa Rojava, ABD’nin etkin ekonomik, siyasi ve askeri desteğiyle zaten ilan edilmemiş bir federasyon konumundaydı.
Bu vahim aşamaya gelinmesinde rol oynayan başlıca etkenler şunlardı: Öcalan’ın “paradigma” dediği yaklaşımlar Rojava yönetimini ne istediğini bilmez hâle getirdi. Bir ulusun hiçbir statüsüne tekabül etmeyen atraksiyonlar devreye girdi.
Eğitim çalışmalarında ve Öcalan görüşmelerinde
İsrail ve ABD düşmanlığı işlenirken, PKK üzerinden İran, Hizbullah ve Haşdi Şabi’yle sempatik ilişkiler kuruldu. Bunu Mossad ve CIA net bir şekilde biliyordu.
14 yılda bir halk parlamentosu kurulmadı, ulusal bir isim, ulusal bir bayrak ve ulusal bir politika oluşturulamadı. ''Halkların kardeşliği, kominal yaşam'' diye bir statüde dünyada yoktu.
Yapılan yardımların altyapı ve kentleşme gibi kalıcı yatırımlara yönelmediği bariz şekilde görülüyordu. Rojava ulusal bir projeye sahip olmadığı için hiçbir müttefik açısından gelecek vaat etmiyordu.
En son Rojava yönetimine “İran ve Haşdi Şabi’ye karşı olur musunuz?” sorusu yöneltildi. “Olamayız” cevabı alınca iş değişti. Aynı soru bir yıl önce Colani’ye sorulduğunda “Elbette karşı oluruz, hatta Hizbullah’a karşı savaşırız” yanıtını alınca Colani’ye hükümranlık sağlandı; Rojava ise adeta cezalandırıldı. Türkiye'nin Kürdlerin tutumu olarak Öcalan üzerinden gerçekleştirdiği tezleri ABD ve İsrail'in adeta nedretini de kazandı. Oysa plan Türkiye'nindi ve maalesef tuttu. Kimse bana kızmasın, sonuçlar ortada.
VİDEO - Kürt genci lazer teknolojisiyle çalışan özgün bir müzik aleti geliştirdi
🎵🎶Erbilli Ako Xoşmer, Güzel Sanatlar ve Bilgisayar Mühendisliği alanındaki eğitimlerini harmanlayarak lazer teknolojisiyle çalışan özgün bir müzik aleti geliştirdi
Avrupa da eski apocular isyanda
Entegrasyon ne
Türkiye İsviçre mi entegre olalım
Mülteci miyiz
Entegrasyon Yok oluştur..
Bu kadar acı
entegre olmak için miydi
Yalçın Küçük, Türk devletinin Ergenekon kanadına mensup, Kemalist ve Kürt düşmanıydı. Öldüğünde cenazesi askerî törenle kaldırıldı.
Gelin görün ki, Kürtlere “MİT’çi” diyen PKK/KCK, Yalçın Küçük için övgü dolu bir başsağlığı mesajı yayımlamıştı.
Sırrı Süreyya Önder’in “İhsan Eliaçık benim şeyhimdir” dediği günden beri kafam çok karışıktır.
Sırrı’ya şeyh olmak başlı başına büyük bir sorundur. Zira Sırrı’nın büyük günahlarından sadece ikisini buraya yazalım ki kayda geçsin:
1- Abdullah Öcalan ile görüşürken Leyla Zana’yı, “Kendi başına hareket ediyor, bizi zor durumda bırakıyor” diyerek şikâyet ediyor. Bunun üzerine Öcalan, “Leyla’ya söyleyin, bu işlerle oynamak canına mal olur” şeklinde tehditkâr bir ifade kullanıyor. Sırrı’nın ise “Sayın Öcalan, Leyla Zana’yı tehdit edemezsiniz” dememiş olması nedeniyle, şeyhi konusunda kafam karışıktır.
2- Sırrı Süreyya Önder’in 2014 yılında Kandil’e giderek PKK kadrolarına hendek savaşları kararını aldırmıştır. Öcalan’ın tam yetkili temsilcisi olarak, “Hendek direnişleri kararı tartışmanız için değil; bu bir talimattır” diyerek kadroları aşağılamıştır. Sonrasında binlerce Kürd genci hendeklerde ,tünellerde yakılarak katledilmiş, en kürdi onlarca şehir büyük yıkıma uğramış ve milyonlarca Kürd yerinden edilmiştir. Bu nedenle, böylesi bir felaketin baş sorumlularından biri olan Sırrı Süreyya Önder’in şeyhi konusunda kafam karışıktır.
Ya da ihsan Hoca, Sırrı’nın büyük günahlarından dolayı şeyhliğinden vazgeçmelidir.
@MuratUelgen75
PKK lideri Öcalan’ın taciz ve tecavüzlerini konu alan “PKK’de Kadın Olmak” adlı kitabın yazarı Nejdet Buldan konuştu, kitapta yazılanlar az bile dedi.
—Kitapta yazılanların bugün de arkasında mısınız?
Nejdet Buldan: “Elbette. Kitapta anlattıklarım doğrudur. Hatta kitaba almadığım bazı tanıklıklar da var. Almanya’da görüştüğüm birkaç kadın daha vardı; onların anlattıklarını yayımlamadım.”👇
Ben 47 yaşında bir uzman doktorum. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuyum. Aslen Trabzonlu, doğup büyüdüğüm şehir ise Manisa. 21 yıllık meslek hayatımın 14 yılını Doğu Anadolu'da; başta Bitlis olmak üzere Van ve Cizre'de görev yaparak geçirdim.
Yıllar boyunca binlerce Kürt aileyle, binlerce Kürt kadınla karşılaştım. Şunu çok net gördüm ki; Kürt kadını her şeyden önce ailesinin, kültürünün ve onurunun temsilcisidir. Muayeneye çoğu zaman annesiyle, kardeşiyle, eşiyle ya da evladıyla gelirdi. Bunun sebebi bir doktora güvenmemek değil; yüzyıllardır taşıdığı örfün, edebin ve aile terbiyesinin bir yansımasıdır.
Bu yüzden Kürt kadınını konuşurken, onu siyasi tartışmalara ya da kişisel çıkarlara malzeme yapmak büyük bir haksızlıktır. Kürt kadını; yoklukta ailesini ayakta tutan, acıda dimdik duran, evladını büyüten, emeğiyle hayatı omuzlayan güçlü bir değerdir.
Bir insan konuşmadan önce sahip olduğu makamına, servetine ya da şöhretine değil; aynaya bakmalı, kendi ailesine bakmalı, kendi değerlerine bakmalıdır.
Çünkü bir toplumun namusu, kadınlarına gösterdiği saygıyla ölçülür. Kürt kadınının onuru da ne bir tartışmanın konusu olacak kadar küçüktür ne de birilerinin diline düşecek kadar değersizdir. O onur, yüzyıllardır dimdik ayakta duran bir halkın en kıymetli emanetidir. 🌹