İmam Ahmed b. Hanbel رحمه الله
Öyle kardeşlerim var ki onlarla yılda yalnızca bir defa görüşürüm. Buna rağmen onların bana olan sevgisine, her gün görüştüğüm kimselerin sevgisinden daha fazla güvenirim.
el-Âdâbü’ş-Şer‘iyye, 3/283
Adana'da Polisin Sokak İşkencesine Maruz Kalan Furkan Hareketi Mensubu: 40'a yakın polis, bir futbol topuna vurur gibi üstüme hücum etti!
Adana Emniyeti'nin sokak işkencesine maruz kalıp darp edilerek gözaltına alınan Furkan Hareketi mensubu, adliye çıkışında yaşadıklarını anlattı:
"Abartısız söylüyorum; 40 kişiye yakın polis, aralarına alıp futbol topuna vurur gibi saldırdılar.
Bir polis kulağıma şiddetli şekilde vurdu ve şu an kulağım işitmiyor."
#AdanaEmniyeti
#YargıEliyleZulüm
Polis DevletiIstemiyoruz
Alparslan Kuytul;
➡️AKP’nin adı değişmeli: ZKP Zulümle Kalkınma Partisi olmalı.
➡️15 Temmuz masum insanları susturmanın yolu!
➡️Dinden soğuttular!
➡️Hiçbir dönemde bu kadar adaletsizlik, zulüm, rüşvet yok!
AkpDönemi ZulümDönemi
#AdanaEmniyeti
AdanaEmniyetinden Müdahale #pazar
Müminlerin annesi Âişe رضي الله عنها
Nebî ﷺ namazının bir bölümünde şöyle dua ederken işittim:
Allah’ım! Beni kolay bir hesaba çek.
Namazını bitirince:
“Ey Allah’ın Nebîsi! Kolay hesap nedir?” diye sordum.
Şöyle buyurdu:
Kişinin amel defterine bakılması ve kendisinden geçilmesidir. Ey Âişe! O gün hesaba çekilmesi en ince ayrıntısına kadar sorgulanan kimse helak olmuştur.
Allah’ım! Bizi kolay bir hesaba çek.
Planların bozuldu diye duanın karşılıksız kaldığını sanma. Belki de hayır, senin çizdiğin yolun dışındadır.
🤲 “Rabbim, beni yolun en güzeline denk getir.”
Prof. Dr. Halis AYDEMİR
Videonun tamamı
🎥 https://t.co/X1wnf9SGlq
Çin merkezli sosyal medya hesaplarında paylaşılan 11 saniyelik bir video dikkat çekti.
Görüntülerde, Uygur Türkü bir gencin elleriyle ağzını kapatarak yaşadıkları acıyı sözlü ifade edemedikleri için, sözsüz olarak ifade etmeye çalışıtıpı görüldü...
#HayırlıCumalar
Biz Nerede Kaybettik Kardeşliğimizi?
Uzun zamandır içimde dinmeyen bir sızı var...
Her geçen gün biraz daha büyüyen, her yeni haberle biraz daha ağırlaşan bir sızı...
Bazen bir annenin gözyaşıyla büyüyor...
Bazen babasına hasret kalan bir çocuğun sessizliğiyle...
Bazen de kimsenin konuşmadığı bir haksızlığın ardından...
Sonra dönüp etrafıma bakıyorum.
Hayat devam ediyor.
Gündem değişiyor.
Yeni konular açılıyor.
Eski acılar unutuluyor.
İşte tam o zaman kendi kendime şu soruyu soruyorum:
Biz nerede kaybettik kardeşliğimizi?
Ne zaman bir haksızlık karşısında önce mazlumun kim olduğuna bakmaya başladık?
Ne zaman "Bizden mi?" sorusu, "Mazlum mu?" sorusunun önüne geçti?
Ne zaman aynı davaya hizmet ettiğini söyleyen insanlar, sadece kendi çevrelerinin acısını sahiplenmeye başladı?
İnsan bunu düşündükçe ister istemez üzülüyor.
Çünkü görüyoruz...
Bir sosyal medya hesabı kapandığında günlerce konuşabiliyoruz.
Saatlerce yayınlar yapılıyor.
Etiketler açılıyor.
Binlerce insan tek bir mesele etrafında birleşebiliyor.
Peki ya bir Müslümanın hürriyeti elinden alındığında?
Bir baba evladından koparıldığında...
Bir anne çocuklarından ayrı bırakıldığında...
Bir aile dağıldığında...
Bir insan haksız yere toprağa düştüğünde...
Neden aynı hassasiyeti gösteremiyoruz?
Geçtiğimiz günlerde Ankara'da yaşanan acı hadise bunun sadece bir örneğiydi. Bir aile büyük bir acıyla imtihan edildi. Bir can hayattan koparıldı, geride tarifsiz bir acı kaldı.
Ama birkaç gün sonra gündem değişti.
Sanki hiçbir şey olmamış gibi...
Oysa acı bitmedi.
Sadece konuşanlar sustu.
Beni en çok yaralayan da bu.
Çünkü biz zulme alışmadık.
Ama galiba zulüm karşısında seçici olmaya alıştık.
Kendi çevremizden biri olunca ayağa kalkıyoruz.
Kendi safımızdan biri olunca konuşuyoruz.
Kendimizden gördüğümüz biri olunca bütün imkânlarımızı seferber ediyoruz.
Bunda yanlış olan bir şey yok.
Yanlış olan, aynı gayreti başkaları için göstermemek.
Çünkü hak, bize yakın olana göre değişmez.
Mazlumun hangi şehirde yaşadığı...
Kimin talebesi olduğu...
Hangi hocayı dinlediği...
Hangi grubun içinde bulunduğu...
Bunların hiçbiri uğradığı zulmü değiştirmez.
Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
"Ey iman edenler! Kendinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutun..." (Nisâ, 4/135)
Bu ayet nefsimizi sarsmaya yetmez mi?
Allah bize, yakınlarımız için adaletli olun demiyor.
Kendi çevreniz için ayağa kalkın da demiyor.
Hak kimden yana ise onun yanında durun buyuruyor.
Çünkü adalet, nefsin değil; imanın ölçüsüdür.
İnsan bazen bazı gerçekleri yaşayarak öğreniyor.
Bir mazlumun yalnız bırakılmasının ne demek olduğunu...
İnsanların birkaç gün konuştuktan sonra başka gündemlere geçmesini...
Bir acının, yeni bir haber çıkınca nasıl unutulduğunu...
Ve insanı en çok yaralayanın da, aynı davaya gönül verdiğine inandığı, aynı yükü omuzladığını düşündüğü, Allah'ın dinini yeryüzünde hâkim kılmak için birlikte yürüdüğünü zannettiği kardeşlerinin sessizliği olduğunu...
Bazen insanı yoran, yaşadığı haksızlık değildir.
Unutulmaktır.
Sahipsiz bırakılmaktır.
Bazen insanı yaralayan söylenen sözler değildir.
Söylenmeyen sözlerdir.
Bu satırları kimseyi kırmak için yazmıyorum.
Kimseyi mahkûm etmek için de yazmıyorum.
Bu satırları, aynı tevhid davasını omuzladığını söyleyen bizlerin önce kendi nefsimizle hesaplaşması gerektiğine inandığım için yazıyorum.
Çünkü biz sıradan bir topluluk değiliz.
Biz, Allah'ın dinini yeryüzünde hâkim kılma iddiasında olan insanlarız.
Tevhidi anlatmayı, hakkı ayakta tutmayı ve insanları Allah'a çağırmayı şeref bilen insanlarız.
Öyleyse kendimize şu soruyu sormaktan kaçamayız:
Eğer kardeşimizin acısı bize ağır gelmiyorsa...
Eğer bir mazlumun feryadı sadece bizim çevremizden olduğunda yüreğimizi sızlatıyorsa...
Eğer adalet arayışımız kişiler değişince değişiyorsa...
Acaba burada sorgulamamız gereken şey sadece toplum mudur?
#natosansürü
#DijitalKelepçeyeHayır
HOŞ GELMEDİN!!!
Milyonlarca müslümanın katili,
İsrail’in baş müttefiki,
Epsteinci,
Sömürgeci,
İslamın ve Müslümanların baş düşmanı…
HOŞ GELMEDİN!!!
Allah hesap görenlerin en hayırlısıdır!
Bizi buna memur kılarsa dünya ve ahiretteki en büyük saadetimiz olur.
Çağın en büyük hastalığı, kendi hayatını yaşamayı bırakıp başkalarının hayatını izlemeye başlamaktır. Sosyal medyada geçirilen her saat, kendi hikâyenden eksilen bir sayfadır, yaşanmamış anlardır, farkında olmadan vücuduna eklediğin hastalıklardır.
Kaç saattir telefondasın?
Sen bizi iyi tanırsın cübbeli.
Biz söz konusu İslam olduğunda, zulüm ve zalim olduğunda hiçbirşeyi gizlemedik.
Açıktan haykırdık.
Şimdi Allah cc samimiyetimizi ölçüyordur, elhamdulillah.
Allah cc bizleri sabit kılsın, İslam işim başımıza gelecek ne var ise imtihanımızdır. Buda Allah ve rasulünün bizlere vaadidir.
Allah cc bizi imtihan esnasında senin gibi sapıtanlardan eylemesin.
#NatoSansürü