İşin içinden çıkamayacağımı anlayınca mecburen Bakkal Hüseyin amcanın dükkanına girip durumu itiraf ettim. "Amca valla arkadaşla halı saha maçı öncesi gaza gelmiştik"
Bir arkadaşımla buluşacaktım, yolda yürürken ona heyecanla abartılı bir ses tonuyla ses kaydı attım: "Kardeşim geliyorum, ortalığı kasıp kavuracağız, hazırlanın!" Birkaç dakika sonra fark ettim ki kaydı arkadaşıma değil, mahallenin esnafının ve aile büyüklerinin olduğu binanın genel iletişim grubuna atmışım. Bakkal amcanın "Hayırdır evladım, nereyi yakıyorsunuz?" cevabıyla olayın ciddiyetiyle yüzleştim.
Durumu toparlamak için koşa koşa binanın girişine geldim ki ne göreyim; Bakkal Hüseyin amca elinde çekpasla kapıda nöbette, komşu teyzeler de balkona çıkmış "Neresi yanıyor?" diye aşağı bakıyor. "Aha şimdi bittim" deyip sessizce arkama dönüp kaçmaya çalışırken Bakkal Hüseyin amca beni gördü ve "Gel bakalım ortalığı kasıp kavuran delikanlı, yangın tüpü getireyim mi?" diye bağırdı. Bütün mahalle aynı anda bana dönüp gülmeye başladı.
O günden sonra onunla iletişimimi sessizce kestim. Yaşadığım hayal kırıklığı başta canımı çok yaksa da bana insanlara sınır koymayı ve hakkımı kimseye teslim etmemem gerektiğini öğretti. Onu affettim ama hayatımdaki yerini bir daha asla geri vermedim.
Lisede en yakın arkadaşımla aramızdan su sızmazdı. Ders notlarımı, harçlığımı, hatta en gizli sırlarımı bile tereddüt etmeden onunla paylaşıyordum. Bir gün okul kulübünün yıl sonu projesi için haftalarca tek başıma çalıştım ve projeyi teslim etmesi için tamamen güvendiğim arkadaşıma emanet ettim.