her şey geçicidir,
ama geçicilik içimizde kalıcı bir yankı bırakır.
düşmek, tutunacak bir şey kalmadığında gerçekten düşmekmiş.
yaşamak, akıp giden bir şeyden ziyade takılı kalmakmış.
yaşamak, geçip gittiğini sandığın yerlere bakakalmakmış.
gözlerimizin önünde çürüyor çiçek bahçeleri, gözlerimizin içine baka baka başka topraklara göç ediyor kuşlar. geriye yazılmış ve yazıldığı güne kazınmış sözleri anlamlandırmak kalıyor bize. bunu daha önceden yazmış diyoruz, çok daha öncesinde zaten oldukça kötü hissediyormuş.
242~güzel kızım, yaşam zaman zaman sana yaşanmaya değer olmadığını haykırdığı durumlar sunacak, ürkeceksin. yaşam, senden hiç gitmeyecek sandığın şeyleri alıp götürecek, ürkeceksin. yaşam, her geçen gün sana olan üstünlüğünü yeni kanıtlarıyla önüne serecek,ürkeceksin. ürkeceğiz.
166~güzel kızım, bize iyi gelen şeylerin peşinde koşturmamız aslında yaşamak dediğimiz. böyle düşününce neden her nerede olursan ol bir adım arkandayım bunu daha iyi anlatabilirim sana. neden gözlerinden güzelliklerinden bağımsız bir şekilde uzak kalmayı istemeyeceğim daha açık.
241~ güzel kızım, hayat sana hiç beklemediğin durumları öylesine sıradan şeylermiş gibi sunuyor ki şaşırmamayı öğreniyorsun karşısında. senin kapıyı çalışın, uykunda kıpırdaman, bir kelimeyi kendince öylesine söyleme şeklin bile bazen hayatın ta kendisi oluyor. şaşırmıyorum.
ya gerçek anlamda fark edilmek istemiyorsam? tüm bu çabam, bu çığlık çığlığa kendimi gösterme mücadelem neden? gerçekten, tamamıyla gerçek anlamda, hiçbir şüphe götürmeksizin var olmak istemiyorsam. şimdi, bu farkındalıkla ne yapacağım?
222~güzel kızım, yaşamak pek tabi tamamen bir sessizlik demek değildir. yaşamak tam tersine gürültüdür, dağınıklıktır, dağıtmaktır. yaşamak, etrafı dağıttıktan sonra dağınıklığın içinde oturup kaldığın o sakin andır.
kayboluyorum ortalıktan
aslında bir karanlıktan bir başka karanlığa yapılan kısa yolculuklar bütün hepsi. sessizliğin içinde bir sessizlik gibi. karanlığın içinde var olan fakat asla görünmeyen tüm o eşyalar kadar aslında buradayım, sadece hiç ışık yok ve görünmüyorum.
gençken tanrıyı-dinleri inkar için kanıtlar, argümanlar aramak ne kadar saçmaymış farkındalığın arttıkça anlıyorsun. cevap tamamen hayatın, insanın kendisi. aciz, melankolik, kaçışı olmayan insan kendisine tutunacak her şeyi ve kişiyi yaratıp kendine son bilebilir.
sonuçta işe yarar bir hayat da - öyle kategorize edilebilmiş (en azından kendince)
işe yarar görülmeyen bir hayat da (genel kabul neyse)
sona eriyor.
son, gerçekten ahiretse onun için pekala.
ya değilse,
melankoli kaçınılmaz.
yaş aldıkça bana insanın bilinçli olup melankolik olmaması imkansızmış gibi geliyor: bu kadar farkındalık ve böylesine bilinç.. ya insan, kayıtsız kalmayı seçiyor - yarı bilinçli - ya da yeterince bilinçli değil - farkında değil - aksi ihtimallerde melankoli kaçınılmaz.
ya üstüne üstüne gidiyor bütün çıkmazların - fazlaca bilinçli - savaş nedir kavga nedir, nereye kadar sürdürülebilir-se-
ya da tekrar teslim oluyor - bu sefer bilinçli - olmak zorunda hissediyor - çaresiz/ farkında - kaçış yoksa yol oluyor.
son belliyse köprü oluyor.
çıkmaz.