Aynı sosyolojiye hitap eden partilerin, (Gelecek, Deva, Saadet, Y.Refah) ahlaki meşruiyete ve alternatif adres olma iddialarına yaraşır bir ittifak modeliyle sokağa inip, Anadolu’yu karış karış dolaşmaları gerekmekte.
@PerspektifOn
https://t.co/vioNkB7WVu
EMEP dendiğinde aklımıza öncelikle sığınmacı dostu @ErcmentAkdeniz gelmekteydi. Mevcut genel başkandan, en azından bu ortak duyarlılığın yüzü suyu hürmetine ve dahi kulaktan dolma popülist bilgilerden azade, doktorların sorunlarına sadra şifa olacak bir konuşma beklenirdi.
Şer gördüğümüzden hayır sadır oldu. O dönemde Davutoğlu hakkında psikolojik harekât olarak üretilen büyük yalanın gerçeğini hem o salondakiler hem de kamuoyu öğrenmiş oldu.
Biz de Türkiye solunun bir kısmının kronik misafirperverlik problemini bir kez daha tecrübe etmiş olduk
Yalan ve iftirayla algı oluşturmaya çalışan bir avuç azınlık… Gerçekler hoşunuza gitmeyebilir ama yine de izleyin!
(Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu’nun provokasyona karşı verdiği cevaptır.) @cumhuriyetgzt1
Ki sırtını bu güçlere dayayan o rejim yıllarca hem Kürtlere zulmetti, hem de kimliklerini dahi tanımadı. Kendi halkını katletmeye başladığında Kürtlerin de devrimci güçlerle birlikte olma arzusunu (ve devrim yanlısı eylemlerini) bu örgüt kanla bastırdı.
PKK gibi seküler-maksimalist örgütlerin Ortadoğu’da bir geleceği söz konusu değil.
(Allah’ın tüm halklara tanıdığı, insanlığın ortak mirası, aklın, realitenin, vicdanın, devletlerin kabul etmek zorunda olduğu Kürt kardeşlerimizin temel hakları kutsal. Bunlar konumuz dışı) 👇
Çünkü onlar, müslüman halkların devrimsel mücadelelerine hep ihanet etmenin peşinde oldular.
“Devrim yaptık” dedikleri sahada bile maaşlarını diktatoryal Esed rejimi; silahlarını o katliama göz yuman, ortak olan küresel ve yerel güçler verdi
İnşallah devam eden pek çok sorunun çözümüne katkı sağlayan bir girişimin başlangıcı olur. Göç, sığınmacılar ve insan hakları konularında duyarlı sivil toplumla bu irtibat ağının kurulması değerli
Sivil toplum kuruluşlarının kıymetli temsilcileriyle İstanbul’da bir araya gelerek; göç yönetiminin geleceğini ve önümüzdeki dönemde atacağımız adımları istişare ettik.
Muhterem Cumhurbaşkanımız @RTErdogan’ın liderliğinde göç politikamızı; güvenlik ile insanlık, hukuk ile merhamet arasında kurduğumuz hassas dengeyle yürütüyoruz.
Peygamber Efendimizin hicret sırasında Ensar ile Muhacir arasında tesis ettiği kardeşlik hukuku, bugün de bizlere yol göstermektedir. Sınırlarımızı ve kamu düzenimizi kararlılıkla korurken insan onurunu, mazlumun hakkını ve kardeşlik hukukunu asla göz ardı etmiyoruz.
Göçü yalnızca bir kriz başlığı olarak değil; doğru yönetildiğinde üretim, yatırım, bilgi ve insan kaynağı bakımından stratejik bir fırsat alanı olarak değerlendiriyoruz.
Devletimizin tecrübesini, milletimizin vicdanını ve sivil toplumumuzun birikimini buluşturarak geleceğin göç politikalarını ortak akılla şekillendirmeyi sürdüreceğiz.
NATO Zirvesi öncesi TEMA Vakfı üyelerinden akademisyenlere ve sol görüşlü insanlara kadar terör tehdidi bahane edilerek yapılan hukuksuz, delilsiz gözaltı ve tutuklamalar, bazı İslami sitelere dönük yayın durdurma politikaları, yargının toplum üzerinde ne türden bir sindirme aracı hâline geldiğinin trajik örneklerinden biridir.
Eğer bu insanlar hakkında tutuklanmayı hak edecek bir şüphe ve delil durumu vardı ise neden NATO Zirvesi’ne kadar beklendi? Zirve bittikten sonra “pardon” deyip salıverecekseniz bu pervasız cefa ve cezanın anlamı nedir?
NATO ülkelerine “güvenlik” dendiğinde ne anladığınızın pratiğini ortaya koyacaksınız eğer, bölgedeki en büyük tehdit olan İsrail’in nasıl durdurulması gerektiğinin diplomasisiyle yapın bunu!
Gücü, sınırlarımıza kadar uzanmış bebek katillerine gösterin, milletimize değil!
🔴 Ümit Özdağ, Suriyeli bir muhacire yönelik iftiraları sebebiyle açılan tazminat davasını kaybetti.
Özdağ’ın ödemek zorunda kaldığı vekâlet ücreti ile Suriye’de yetim çocuklar için bir "yetim sofrası" kuruldu.
Daha ne desin
Üstelik Suriye'ye Türkiye'nin de güvenlik hattı olarak bakmak lazım. Yani dezenforme edilen tutuma zaten TR de müsaade etmez. Üstelik Şara ve ekibi başından bu yana süreçleri çok iyi yönettiler.
Bu açıklamaları Naim Kasım'inkilerle birlikte okumak gerek
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Trump’ın açıklamaları sonrası Suriye’nin Lübnan’da Hizbullah’a müdahale edeceği iddialarını reddetti:
“Başkan Trump'ın açıklamaları yarın sabah Suriye güçleri Lübnan'a girecekmiş gibi algılandı.
Bu tamamen yanlış ve çarpıtılmış bir yorumdur.
Lübnan halkının endişelenmesini gerektirecek bir durum yok.
Eğer bir çatışmaya ya da savaşa girmek isteseydik, bunu açıkça söylerdik.
Lübnan’daki kardeşlerimiz için yalnızca iyilik istiyoruz. Suriye’nin rolü tamamen olumludur.”
Eğer Hizbullah ile oturmamız gerekirse, diyaloğa inanıyorum, evet.
Karşıt taraflar arasında bile, diyalog açık kalmalı ve savaş, çatışma ve yüzleşme sırasında bile devam etmeli, çünkü alternatif savaş.
Hizbullah ile derin bir sorunumuz var, ancak tüm Lübnan'ın bedel ödemesini istemiyoruz.
Hizbullah sorununu çözerken, Lübnan'ın ayakta kalmasını da istiyoruz
Lübnan devletine destek verilmesi, kurumlarının güçlendirilmesi ve Hizbullah da dahil olmak üzere Lübnan'daki siyasi partiler ile etkili güçler arasında iletişim kanallarının kurulması anlamına gelir.
Amaç, herkesin kabul edebileceği güvenlik temelli bir çözüm bulmaktır."
🗣️ Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara:
Hizbullah Suriye'de işlenen suçların maalesef ortağı konumundadır
Bunun büyük bir hata olduğunu düşünüyorum
Bence bu gerçeği Hizbullah yönetimi de taban da artık çok iyi anlıyor
Fakat biz, geçmişte Suriye'nin düştüğü o karanlık duruma Lübnan'ın da düşmesini istemiyoruz
Uyarımı açık ve net şekilde yapmak istiyorum: Bölgede ve dünyada geleceğin dengelerinin şekillendiği bu dönemde süreçlerin dışında kalmayın!
İsviçre’de başlayan İran-ABD müzakerelerindeki tablo bizim açımızdan son derece kaygı verici. Müzakerelerde Pakistan ve Katar’ın arabuluculuğu dolayısıyla dört ülke bayrağı birlikte yer alıyor. Pakistan ve Katar bizim en yakın dostlarımız. Onları tebrik ederken bölgeyi yeniden şekillendirecek bu masada NATO zirvesi öncesinde İran’ın tek NATO komşusu olan Türkiye’nin yer almaması sıradan cümlelerle geçiştirilecek bir husus değil.
Daha önce bize diplomatik nezaket içeren teşekkür açıklaması yapılmış olması bu eksikliği telafi edemez. 2010 yılındaki Tahran anlaşması başta olmak üzere 2006 ile nükleer anlaşmanın imzalandığı 2016 yılına kadar İran-ABD ve İran-P5+1 görüşmelerinin tümü ya İstanbul’da yapılmış ya da doğrudan Türkiye’nin arabuluculuğu ile gerçekleştirilmişti.
Kimse savaşın dışında kaldık diye avunmasın; Pakistan da savaşın dışında kaldı ama dünyanın yükselen diplomatik gücü konumunda masada. Bu sürecin dışında kalınmasının en önemli nedenlerinden birisi Trump’ı üzmemek adına takınılan çekingen tavır ve dil.
Şimdi, Trump İran ile görüşerek bölgeyi yeniden şekillendireceğini söylüyor, bölgeyle ilgili iddialı projelerden bahsediyor ama masada bizi görmek de istemiyor!
Geçen hafta yapılan G7 zirvesine bölgeden Mısır ve Katar başta olmak üzere Güney Kore’den Kenya’ya kadar ülkelerin davet edilip bir ay sonra NATO zirvesine ev sahipliği yapacak olan Türkiye’nin davet edilmemesi de bu süreç dışı kalma tablosunu tamamlar nitelikte.
Ankara NATO zirvesi öncesinde bu kritik tabloyu ciddiyetle masaya yatırmalı ve gecikmeden gereken tedbirleri almalıdır.
Meğer bizim taifenin "ABD'ci İsrailci" diyerek bildik tezviratlarla itibarsizlastirmaya çalıştıkları Şara yönetimi baskılara boyun eğmemiş, emperyalist planı engellemiş. Esed döneminde muhaliflerin ve Suriye halkının kanını dökmekten çekinmeyenlere hikmetli siyaset nedir öğretmiş
Şara yonetiminin İsrail'in Hizbullah'ı kıskaç planını bozduğunda bahsediyor. Devrim öncesi ve sonrasının anti emperyalist (!) katilleri ve onların bizdeki papağanları az utanır mı acaba
Ateşkes sonrası ilk kez konuştu! 'Her türlü zorluğa göğüs gereceğiz' https://t.co/q9Pfc7t9PS
Evet, ben de üzüldüm; hatta üzülmek ne kelime, maçı izlediğim kanepede kahroldum.
Gece yarısına kadar ABD–Avustralya maçını izledim. Beraberlik olur da millî takımımızın şansı artar diye umut ettim. Sabah namazından sonra da dualarla ekran başına geçtim. Hepimizin büyük beklentilerle ABD’ye uğurladığı bizim çocukların, 10 kişi kalan rakip karşısında baskılı oynamalarına rağmen son vuruşlarda yaşadığı sıkıntıları ben de gördüm, ben de yerimde duramadım.
Ancak maç sonrası yapılan yorumlar beni sonuçtan daha fazla üzdü.
Daha düne kadar alkışladığımız gençlerin bugün vatanseverliğini sorgulamak, hatta şahsiyetlerini hedef almak; başarı ile başarısızlık arasında sağlıklı bir denge kuramadığımızı gösteriyor.
Bizim çocukların dua etmelerini eleştiri, hatta hakaret konusu yapan cahillere de sesleniyorum!
Maça haç çıkararak başlayan Hristiyan ülkelerin takımları maçı kaybettiğinde onları inançları üzerinden eleştiren tek bir spor yorumcusuna ve siyasetçiye rastladınız mı?
Evet, başarısız oldular.
Evet, beklentilerin altında kaldılar.
Ama onlar dün de bizim çocuklarımızdı, bugün de bizim çocuklarımız ve yarın da öyle olacaklar.
Asıl sorgulanması gereken başka bir konu var.
Turnuva öncesinde onları reklam filmlerini andıran videolarla, aşırı beklentilerle ve büyük bir psikolojik yükle sahaya sürenlerin bu sonuçta hiç mi payı yok?
Ben akademik hayattan başarı baskısının ne olduğunu iyi bilirim. Bazen bir insandan çok şey beklersiniz; o da başarısız olmaktan korktuğu için sahip olduğu kapasiteyi bile ortaya koyamaz. Futbolda da durum farklı değildir. Oyuncu bazen rakibine değil, zihnindeki baskıya yenilir.
Bu nedenle ilk görevimiz suçlu aramak değil, gençlerimize sahip çıkmaktır.
Şimdi bizim çocuklara sesleniyorum:
ABD maçına bir formalite maçına çıkar gibi çıkmayın, bir final maçına çıkar gibi çıkın!
Öylesine destansı bir zafere imza atın ki bütün dünyada yankılansın, sizi acımasızca eleştirenlere de bir cevap olsun!
Dünya Kupası’na siyaset bulaştıran ABD yönetimine inat, sahaya Gazze soykırımında ve Minab saldırısında şehit edilen on binlerce çocuk için çıkın! Ayaklarınızla değil, yüreklerinizle oynayın!
Kazanacağınız zafer, 2002 Dünya Kupası’nda yarı finale çıkan millî takımımız, 2008’de Avrupa Kupası yarı finaline çıkan millî takımımız gibi bütün gönül coğrafyamızı ve mazlum milletleri ayağa kaldıracaktır!
Çünkü spor sadece skor değildir.
Spor karakterdir.
Spor duruştur.
Spor, bazen insanlığın ortak vicdanının sahaya yansımasıdır.
Ve bazen bir galibiyet, kaldırılan bir kupadan çok daha büyük anlamlar taşır.
Birçok yorumcu bizim için Dünya Kupası’nın bittiğini söylüyor.
Benim için bitmedi.
Ben bundan sonra da turnuvayı sadece futbol gözüyle değil, insanlık vicdanının sesi olarak takip edeceğim.
Bosna Hersek, Özbekistan, Katar, İran, Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Fas, Cezayir, Senegal gibi gönül coğrafyamızdan gelen takımların maçlarını izlemeye devam edeceğim.
Avrupa’da Gazze konusunda cesur bir tavır sergileyen İspanya’nın, Latin Amerika’da Filistin halkının yanında duran Brezilya halkının, Afrika’da adalet ve insan hakları mücadelesinin sembolü olan Güney Afrika’nın başarılarını aynı duygularla izleyeceğim. Kupa’nın da değerli dostlarım İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Brezilya Cumhurbaşkanı Lula ya da Güney Afrika Cumhurbaşkanı Ramaphosa tarafından kaldırılmasını isterim.
Genel Başkanımız Sayın Ahmet Davutoğlu, Center for Strategic Youth and Global Affairs (CSYGA) tarafından İstanbul’da düzenlenen Dijital Diplomasi Zirvesi 2026 programında, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen gençlerle bir araya gelerek; diplomasi, uluslararası ilişkiler ve diplomaside dijital dönüşümün yanı sıra Türkiye’nin bölgesel etkinliği ve konumu ile İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü soykırım ve saldırılar üzerine değerlendirmelerde bulundu.
Siz değil, sizi de alet ettikleri PR çalışmaları yapıp beklentiyi büyütenler utansın! Zaten utanıyor olacaklar ki hala sessizler! Ama çocuklar sahipsiz ortada bırakıldı. Aslında utanç verici bir tablo bu!
ULUSALCILIĞIN EN ÇİRKİN YÜZÜ YİNE SAHNE ALDI!
HELAL OLSUN ÇOCUKLAR SİZE,
SİZ BAKMAYIN BUNLARA. BUNLAR HEP BÖYLEYDİ!
Kaldırın başınızı, öne eğmeyin. Eğmesi gerekenler, sizlerin emeklerine ağza alınmayacak sözler sarf eden emek hırsızları👇
Emekleriniz boşa gitmeyecek.
Yepyeni bir nesilsiniz siz. Sizden çok umutluyuz!
Hele ki futbolun içinde bunca siyaset ve Bizans oyunlarının olduğu bir ülkenin evlatları olarak çok daha fazla övgüyü hakediyorsunuz.
Allah'ın selamı üzerinize olsun...
ULUSALCILIĞIN EN ÇİRKİN YÜZÜ YİNE SAHNE ALDI!
HELAL OLSUN ÇOCUKLAR SİZE,
SİZ BAKMAYIN BUNLARA. BUNLAR HEP BÖYLEYDİ!
Kaldırın başınızı, öne eğmeyin. Eğmesi gerekenler, sizlerin emeklerine ağza alınmayacak sözler sarf eden emek hırsızları👇
Göğsümüzü kabarttınız. Profesyonelliğin en güzel örneklerini sergilediniz. Oyun sisteminden taviz vermeyen, makina gibi oynayan Almanya'nın elenişi gibi elendiniz!
Bundan sonrası için Rabbim yar ve yardımcınız olsun.