Futbol sahaları; ırkçılığın, ayrımcılığın ve nefret söyleminin değil, sporun, kardeşliğin ve centilmenliğin alanı olmalıdır.
Son dönemde Kürt takımlarına yönelik tribünlerden sahaya uzanan ayrımcı ve provokatif tutumları kabul etmiyor, en güçlü şekilde kınıyoruz. Bir takımın kimliği, temsil ettiği kent ya da taraftarlarının dili üzerinden hedef gösterilmesi sporla açıklanamaz. Kürt takımları da bu ülkenin futbolunun ve toplumsal yaşamının eşit bir parçasıdır. Başta TFF ve ilgili kurullar olmak üzere tüm yetkilileri, yaşanan olayları görmezden gelmemeye; ayrımcılık ve nefret söylemi içeren her eylem hakkında etkili, şeffaf ve caydırıcı biçimde işlem yapmaya davet ediyoruz. Sahalar nefretin değil. Irkçılığa ve ayrımcılığa karşı sessizlik değil, adalet istiyoruz. Gerekeni yapın!
BARIŞIN KARŞISINDA DURMAK SİYASET DEĞİL, TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR
Kök yasaya imza vermeyen ve desteklemeyenler, Türkiye’nin ve Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü açısından kritik önemde olan kök yasaya imza atmaması ve kullandığı çatışmacı dil, yalnızca bir siyasi tercih olarak geçiştirilemez. Bu ülkede on yıllardır süren çatışmaların bedelini halklar ödedi. Binlerce insan yaşamını yitirdi, aileler parçalandı, gençler toprağa düştü, ülkenin kaynakları çatışmaya harcandı. Bugün silahların sustuğu, siyasetin ve hukukun konuşabileceği tarihsel bir imkân ortaya çıkmışken hâlâ eski korkuların ve düşmanlaştırıcı ezberlerin arkasına saklanmak, topluma yeni bir gelecek önerememektir.
Kök yasaya destek vermeyenlere soruyorum:
Daha kaç insanın yaşamını yitirmesi gerekiyor?
Daha kaç annenin gözyaşı dökülmeli?
Kürt meselesinin demokratik siyaset ve hukuk yoluyla çözülmesinden neden bu kadar rahatsızsınız?
Barış, kimsenin bir diğerine lütfu değildir. Demokratik çözüm de teslimiyet değildir. Tam tersine, meselelerin silahla değil Meclis’te, hukukla, siyasetle ve toplumsal müzakereyle çözülmesi demokratik siyasetin asli görevidir.
Kürt meselesini hâlâ yalnızca “terör” kavramına sıkıştıran bir siyaset, yüz yıllık bir toplumsal ve siyasal gerçekliği görmezden gelmektedir. Kürt halkının varlığını, dilini, kimliğini, demokratik haklarını ve eşit yurttaşlık talebini güvenlikçi birkaç cümlenin arkasına gizleyemezsiniz.
Bugün ihtiyaç duyulan şey hamaset değil cesarettir. Çatışmayı savunmak kolaydır; barışın sorumluluğunu almak zordur. Bizim tercihimiz açıktır:
Silah yerine siyaset.
Çatışma yerine müzakere.
İnkâr yerine eşit yurttaşlık.
Kayyım yerine halk iradesi.
Ceza ve yasak siyaseti yerine demokratik hukuk.
Savaşın dili yerine demokratik toplum ve onurlu barış.
Kök yasa karşıtları ve faşizim gibi düşünenler şunu bilmelidir: Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden siyaset üretme dönemi sonsuza kadar devam edemez. Bu ülkenin çocuklarına yeni mezarlar değil, birlikte yaşayabilecekleri demokratik bir gelecek bırakmak zorundayız.
Barıştan korkmayın.
Demokrasiden korkmayın.
Kürtlerin eşit yurttaş olmasından korkmayın.
Çünkü gerçek siyaset, düşmanlığı büyütmek değil; yüz yıllık sorunları konuşarak ve hukuk içinde çözebilme iradesini göstermektir.
Tarih, barış için risk alanları da barış ihtimali doğduğunda eski düşmanlıkların arkasına saklananları da kaydeder. Biz tarihin barıştan, demokrasiden ve halkların eşitliğinden yana olan tarafında duracağız. Bizlerde kök yasayı dört dörtlük görmüyoruz, ne bir zaferdir ne de bir teslimiyettir ama BİN KİLOMETRELİK YOLDA atılan BİR ADIMDIR.
#DemokratikToplum
Bin kilometrelik yol, bir ADIMla başlar. Sonu muhteşem olacak. Özgür yaşamın mimarına, öncülerine ve emek verenlere borçluyuz. Kazanacağız, mutlaka kazanacağız.
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini imzaladık
Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın başkanlığında Grup Başkanvekillerimiz, Grup Yönetimimiz, Grup İdare Amirimiz, Parti Sözcümüz, Kadın Meclisi Sözcümüz, İmralı Heyeti Üyelerimiz, Meclis Adalet Komisyonu Üyelerimiz ve Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyelerimizden oluşan heyetimiz, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini bugün Meclis’te imzaladı.
https://t.co/sFlqbJOgoP
Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini imzaladık
Eş Genel Başkanlarımız Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın başkanlığında Grup Başkanvekillerimiz, Grup Yönetimimiz, Grup İdare Amirimiz, Parti Sözcümüz, Kadın Meclisi Sözcümüz, İmralı Heyeti Üyelerimiz, Meclis Adalet Komisyonu Üyelerimiz ve Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu Üyelerimizden oluşan heyetimiz, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifini bugün Meclis’te imzaladı.
https://t.co/sFlqbJOgoP
Şengal: İnsanlığın Vicdanında Açık Bir Yara
3 Ağustos 2014, Şengal’de yaşayan Ezidî toplumunun tarihinde silinmeyecek bir kırılma noktasıdır. Binlerce insan yaşamını yitirdi, on binlercesi yerinden edildi; kadınlar ve çocuklar ağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıldı. Bu trajedi, uluslararası alanda geniş ölçüde soykırım olarak tanınmış ve insanlığın ortak vicdanında derin bir yara bırakmıştır. Aradan geçen yıllara rağmen kayıpların akıbeti tam olarak aydınlatılamamış, birçok aile adalet arayışını sürdürmektedir. Gerçek bir yüzleşme, etkili yargılama süreçleri ve mağdurların haklarının eksiksiz biçimde güvence altına alınması, yalnızca Ezidî halkı için değil, benzer suçların bir daha yaşanmaması açısından da hayati önemdedir. Şengal’in yeniden inşası, güvenliğin kalıcı biçimde sağlanması, zorla yerinden edilenlerin güven içinde evlerine dönebilmesi ve Ezidî toplumunun kültürel, dini ve toplumsal varlığını özgürce sürdürebilmesi uluslararası hukukun ve insan haklarının gereğidir.
Bugün Şengal’i anmak, yalnızca geçmişte yaşanan acıları hatırlamak değildir; cezasızlığa karşı çıkmak, hakikati savunmak ve insan onurunu koruma sorumluluğunu yeniden hatırlatmaktır.
Şengal’i unutmadık, unutturmayacağız. Hakikat ortaya çıkana, adalet sağlanana ve mağdurların hakları tam anlamıyla teslim edilene kadar bu acının takipçisi olmak, insanlığın ortak sorumluluğudur. #Şengal
20 Temmuz Suruç Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız!
20 Temmuz 2015 tarihinde Urfa’nın Suruç ilçesinde, Kobanê’nin yeniden inşasına destek olmak amacıyla yola çıkan gençlerin Amara Kültür Merkezi bahçesinde gerçekleştirdiği basın açıklaması sırasında düzenlenen bombalı saldırıda 33 insan yaşamını yitirdi, 100’ün üzerinde kişi yaralandı. Hayattan koparılan 33 düş yolcusu; dayanışmayı, umudu, kardeşliği ve barışı büyütmek için yola çıkmıştı. Onların düşleri hedef alındı, geleceğe dair umutları karanlık bir saldırıyla yok edilmek istendi.
Suruç Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır sivil katliamlardan biri olarak hafızalara kazınmıştır. Bu katliam yalnızca 33 insanın yaşamını hedef almamış; barış içinde bir arada yaşama iradesine, halkların dayanışmasına, gençliğin özgür gelecek hayaline ve demokratik değerlere yönelmiş bir saldırı olmuştur.
Aradan geçen yıllara rağmen Suruç’un acısı ilk günkü kadar tazedir. Çünkü adalet duygusunu yaralayan pek çok soru hâlâ kamuoyunun vicdanında yanıt beklemektedir. Katliamın önlenebilir olup olmadığı, ihmal iddiaları ve olayın tüm yönleriyle ortaya çıkarılması yönündeki talepler uzun yıllardır gündemdedir. Gerçek adaletin sağlanabilmesi için yalnızca saldırıyı gerçekleştiren fail veya faillerin değil, varsa ihmali ya da hukuki sorumluluğu bulunan herkesin hukuk önünde hesap vermesi gerekir.
Hukukun temel amacı yalnızca suçluyu cezalandırmak değil, gerçeği bütün yönleriyle ortaya çıkarmak ve toplumun adalet duygusunu tesis etmektir. Bu nedenle Suruç Katliamı’nın tüm boyutlarıyla aydınlatılması, etkin ve şeffaf soruşturmaların yürütülmesi, kamu vicdanını tatmin edecek bir hesaplaşmanın sağlanması demokratik hukuk devletinin gereğidir. Cezasızlık algısının ortadan kaldırılması ve benzer acıların tekrar yaşanmaması için etkili hukuki mekanizmaların işletilmesi hayati önem taşımaktadır. Toplumların hafızası, adalet mücadelesiyle ayakta kalır. Unutulan her katliam, yeni acıların kapısını aralar. Bu nedenle Suruç’u anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değil; yaşam hakkını, barışı, demokrasiyi ve insan onurunu savunmaktır.
Bugün bir kez daha yaşamını yitiren 33 insanı saygı ve özlemle anıyoruz. Onların düşlerini, dayanışma ruhunu ve barış özlemini yaşatmanın en güçlü yolu; hakikati savunmaktan, adalet talebini yükseltmekten ve demokratik bir gelecek mücadelesini kararlılıkla sürdürmekten geçmektedir. Suruç’u unutmadık, unutturmayacağız.
Yaşamını yitiren 33 insanı saygıyla anıyor, ailelerinin ve toplumun adalet talebinin karşılanmasının ortak bir sorumluluk olduğunu bir kez daha vurguluyoruz.
Bugün, Türkiye’de insan hakları mücadelesinin en köklü ve en onurlu kurumlarından biri olan İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) 40. kuruluş yılını büyük bir saygı ve dayanışma duygusuyla kutluyoruz. İHD, 40 yıl önce ağır hak ihlallerinin yaşandığı, hukukun askıya alındığı, düşünce ve ifade özgürlüğünün baskı altında olduğu bir dönemde; hakikatin sesi olmak, insan onurunu savunmak ve adalet mücadelesini büyütmek amacıyla kuruldu. Kurulduğu ilk günden bugüne kadar hiçbir ayrım gözetmeden yaşam hakkını, işkence yasağını, adil yargılanma hakkını, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü, kadın haklarını, çocuk haklarını, emekçilerin haklarını ve bütün insanların temel hak ve özgürlüklerini savunmayı ilke edindi.
İHD, geçen 40 yıl boyunca yalnızca hak ihlallerini belgeleyen bir kurum olmadı; aynı zamanda vicdanın, hukukun ve toplumsal barışın sesi oldu. Kayıpların akıbetinin araştırılmasından faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması talebine, işkenceye karşı mücadeleden cezaevlerindeki hak ihlallerinin izlenmesine, düşünce ve ifade özgürlüğünün savunulmasından kadınların, çocukların, mültecilerin ve dezavantajlı kesimlerin haklarının korunmasına kadar sayısız alanda kararlı bir mücadele yürüttü.
İnsan hakları savunucuları çoğu zaman baskılarla, soruşturmalarla, yargılamalarla ve tehditlerle karşı karşıya kaldılar. Ancak bütün bu zorluklara rağmen İHD, hakikati söylemekten, mağdurların yanında durmaktan ve insan onurunu savunmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi. Çünkü insan hakları mücadelesi, yalnızca hukuki bir mücadele değil; aynı zamanda insanlığın ortak vicdanını yaşatma mücadelesidir. Bugün de barışın, demokrasinin ve hukukun güçlenmesi; cezasızlık politikalarının sona ermesi; işkence ve kötü muamelenin tamamen ortadan kaldırılması; hasta mahpuslar başta olmak üzere cezaevlerindeki hak ihlallerinin giderilmesi; kadınların yaşam hakkının korunması; çocukların güvenli bir geleceğe kavuşması; düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması; herkes için eşit yurttaşlığın ve adaletin sağlanması için verilen mücadelede İHD’nin varlığı büyük bir önem taşımaktadır. İnsan hakları; dili, kimliği, inancı, cinsiyeti veya siyasi görüşü ne olursa olsun herkes içindir. Evrensel insan hakları ilkeleri, demokratik bir toplumun vazgeçilmez temelidir. Bu nedenle insan haklarını savunmak, yalnızca hak ihlaline uğrayanların değil, bütün toplumun ortak sorumluluğudur. Kırk yıllık mücadele tarihi boyunca emeği geçen tüm kurucu üyeleri, yöneticileri, gönüllüleri, insan hakları savunucularını ve bu uğurda yaşamını yitirenleri saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.İnsan Hakları Derneği’nin 40 yıllık onurlu mücadelesini selamlıyor; özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün, adaletin ve kalıcı barışın egemen olduğu bir gelecek umuduyla 40. kuruluş yılını en içten dileklerimizle kutluyoruz.
İyi ki İHD var. İyi ki insan hakları mücadelesi var. Nice 40 yıllara.
11 Temmuz’un Yıldönümünde: Kalıcı Barış İçin Hukuki ve Demokratik Adımların Zamanıdır. 11 Temmuz, Türkiye’nin çatışmaların sona erdirilmesi, toplumsal barışın güçlendirilmesi ve demokratik çözüm arayışlarının geleceği bakımından önemli tarihlerden biri olarak hatırlanmaktadır. Bu tür dönüm noktaları, geçmişi yeniden tartışmanın ötesinde, geleceğe dair ortak bir iradenin nasıl inşa edileceği sorusunu da gündeme getirmektedir.
Bugün en temel ihtiyaç; toplumun tüm kesimlerinin kendisini güvende hissettiği, hukukun üstünlüğüne dayanan, demokratik siyasetin güçlendiği ve sorunların diyalog yoluyla çözülebildiği kalıcı bir barış ortamının tesis edilmesidir. Kalıcı barış yalnızca silahlı çatışmaların sona ermesiyle değil, aynı zamanda adaletin, eşit yurttaşlığın, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmasıyla mümkündür. Barış süreçlerinin başarılı olabilmesi için tarafların gerilimi azaltmaya yönelik attıkları adımlar kadar, demokratik kurumların ve devletin de hukuki güvence sağlayan somut adımlar atması önem taşımaktadır. Sürecin toplumsal güven üretmesi; hukuk devleti ilkelerinin güçlendirilmesine, demokratik katılımın genişletilmesine ve şeffaf bir yaklaşımın benimsenmesine bağlıdır.
Artık toplumun beklentisi, sürecin yalnızca söylem düzeyinde kalmaması; somut, ölçülebilir ve hukuki zemini güçlü reformlarla desteklenmesidir. Bu kapsamda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin aktif rol üstlenmesi, geniş toplumsal mutabakatı esas alan çalışmalar yürütmesi ve demokratik çözümü destekleyecek yasal düzenlemeleri ele alması önem taşımaktadır. Atılması gereken temel adımlar arasında; hukukun üstünlüğünü güçlendiren reformların hayata geçirilmesi, yargı bağımsızlığına duyulan güvenin artırılması, ifade, örgütlenme ve toplantı özgürlüğünün uluslararası insan hakları standartları doğrultusunda korunması, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılması ve toplumsal diyalog kanallarının güçlendirilmesi yer almaktadır.Bunun yanında, geçmişten kaynaklanan toplumsal yaraların adalet temelinde ele alınması, mağduriyet iddialarının etkin biçimde araştırılması, insan haklarının eksiksiz korunması ve toplumun tüm kesimlerinin sürece katılımını sağlayacak mekanizmaların oluşturulması da kalıcı barış açısından büyük önem taşımaktadır.Demokratik toplum; farklı kimliklerin, kültürlerin, dillerin ve düşüncelerin eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşayabildiği, çoğulculuğun güvence altına alındığı ve siyasal farklılıkların demokratik yöntemlerle ifade edilebildiği bir toplumsal düzendir. Böyle bir düzenin inşası, yalnızca belirli bir kesimin değil, tüm toplumun ortak yararınadır.
Bu nedenle süreç, günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmeli; gelecek kuşaklara daha demokratik, daha özgür ve daha huzurlu bir ülke bırakma sorumluluğuyla ele alınmalıdır. Hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, temel hakların korunması ve demokratik kurumların etkin işlemesi, barışın kalıcılığını sağlayacak en önemli güvencelerdir.
11 Temmuz’un yıldönümü vesilesiyle beklentimiz; toplumsal barışı güçlendirecek, demokratik siyaseti geliştirecek ve hukukun üstünlüğünü esas alacak somut adımların gecikmeksizin hayata geçirilmesidir. Kalıcı barış; cesaret, diyalog, karşılıklı güven ve güçlü hukuki güvencelerle mümkündür. Demokratik toplum hedefi doğrultusunda atılacak her yapıcı adım, yalnızca bugünü değil, gelecek nesillerin ortak yaşamını da daha güvenli ve daha adil hale getirecektir.
Barışın kalıcılaşması için hukukun rehberliğinde, demokrasinin gücüyle ve toplumsal uzlaşı temelinde hareket etmek, ortak geleceğin inşası açısından en sağlam yoldur.
Konferansa Hiqûqnasên Kurd a Demokratîk bi şîara "Ji bo Azadî, Statû û Aşitîyê Hiqûqa Demokratîk" di 4 û 5ên Tirmehê li Amedê pêk hat.
Em wek Şaxa Batmanê ya KHAyê bi çalakî beşdarî konferansê bûn. Li konferansê panel, pêşkêşkirin û atolyeyên li ser civaka demokratîk, pirsgirêka Kurd, muzakere û entegrasyona demokratîk, xebatên destûra bingehîn, statuya Kurdan, rola şaredariyan, ekolojî, hiqûqa jinan û hewlên afirandina platformekê ji bo têkoşîna hevpar ya parêzerên Kurd, me şopand û em tevlî gûftûgoyan bûn.
Vê Konferansê nîqaşa, rol û peywira hiqûqê ya li ser avakirina civaka demokratîk ji nû ve anî rojevê û daxwazeke xurt afirand ji bo avakirina hiqûqa demokratîk. Ev konferans vê yekê danîşandan kuafirandina platformekê ji bo têkoşîna hevpar ya parêzerên Kurd ferz e.
Bi hişmendiya; azadî û aşîtî, li ser hiqûqa demokratîk ava dibe, em ê têkoşîna maf û azadiyê mezin bikin, bingeha hiqûqa hevpar qewî bikin, ji bo avakirina civata demokratîk bixebitin û ji bo bicîhanîna biryarên encamnameyê têbikoşin.
4-5 Temmuz tarihlerinde Amed'de gerçekleştirilen "Demokratik Kürt Hukukçular Konferansı"na Batman Şubesi olarak aktif katılım sağladık.
İki gün boyunca; demokratik toplum, Kürt meselesi, demokratik müzakere ve entegrasyon, anayasa çalışmaları, yerel yönetimler, ekoloji, kadın hukuku ve Kürt hukukçularının ortak hukuki zemininin oluşturulmasına ilişkin panel, sunum ve atölye çalışmalarını takip ettik; yürütülen tartışmalara katkı sunduk.
Konferans, hukukun demokratik toplumun inşasındaki rolünü yeniden tartışmaya açarken, Kürt hukukçularının ortak mücadele perspektifini güçlendirmesi bakımından önemli bir zemin oluşturmuştur.
Özgürlük, statü ve barışın demokratik hukuk zemininde inşa edilebileceği bilinciyle; hak ve özgürlük mücadelesini büyütmeye, ortak hukuk zeminini güçlendirmeye ve demokratik toplumun inşasına katkı sunmaya ve sonuç bildirgesindeki taleplerin yerine getirilmesi için mücadeleye devam edeceğiz.
2 Temmuz Madımak Katliamı’nı Unutmadık, Unutturmayacağız. 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde yaşanan katliam, Türkiye tarihinin en karanlık ve en acı sayfalarından biridir. Gericiliğin, nefret siyasetinin ve cezasızlık kültürünün beslediği bu saldırıda 33 aydın, sanatçı, yazar ve düşün insanı ile 2 otel çalışanı yakılarak katledildi. Bu katliam yalnızca canlara değil; birlikte yaşama umuduna, düşünce özgürlüğüne, inanç ve vicdan özgürlüğüne, laikliğe ve insanlık değerlerine yönelmiş organize bir saldırı olarak hafızalara kazınmıştır.Aradan geçen yıllara rağmen Madımak’ın acısı dinmedi. Adaletin tam anlamıyla sağlanamaması, katliamın bütün yönleriyle aydınlatılamaması ve sorumluların hesap vermemesi, toplumsal vicdandaki yarayı daha da derinleştirmiştir. Gerçek bir yüzleşme ve hesaplaşma olmadan benzer acıların tekrar yaşanmaması mümkün değildir. Madımak Katliamı, farklı kimliklere, inançlara ve düşüncelere tahammülsüzlüğün nelere yol açabileceğini gösteren acı bir tarihsel uyarıdır. Alevilere yönelik ayrımcılığın, nefret söyleminin ve cezasızlık anlayışının son bulması; eşit yurttaşlığın, demokratik hukuk devletinin ve insan haklarının eksiksiz güvence altına alınması ortak sorumluluğumuzdur. 2 Temmuz’un yıldönümünde Madımak’ta yaşamını yitirenleri saygı, özlem ve minnetle anıyoruz. Onların özgürlük, eşitlik, barış ve kardeşlik idealleri yaşamaya devam edecektir.
Hakikatin ortaya çıkarıldığı, adaletin eksiksiz tesis edildiği, hiçbir insanın kimliği, inancı ya da düşüncesi nedeniyle hedef alınmadığı demokratik bir gelecek mücadelesini sürdüreceğimizi bir kez daha vurguluyoruz.
Madımak’ı unutmadık, unutturmayacağız.
2 Temmuz 1993’te yitirdiğimiz tüm canların anısı önünde saygıyla anıyoruz.
#UnutMADIMAKlımda
Kürt halkının onlarca yıllık mücadelesinde en ön safta yer alan Kürt kadınlarını bir mizah malzemesi haline getirmek, yalnızca talihsiz bir espri değil; aynı zamanda egemen zihniyetin Kürt kimliğine ve kadın iradesine bakışının bir yansımasıdır. Kürt kadınları, tarih boyunca inkâra, asimilasyona, savaşa ve erkek egemen sisteme karşı direnerek özgürlük mücadelesinin sembolü haline gelmiştir. Bu nedenle Kürt kadınını küçümseyen, nesneleştiren veya aşağılayan her söylem, milyonlarca kadının emeğine ve onuruna yönelmiş bir saygısızlıktır.
Mizah adı altında yapılan ayrımcı ifadeler, toplumsal önyargıları yeniden üretmekten başka bir işe yaramaz. Hele ki Türkiye’nin en büyük sermaye çevrelerinden birinin temsilcisi konumundaki bir kişinin sözleri, sıradan bir şaka olarak değerlendirilemez. Çünkü kullanılan dil, toplumdaki güç ilişkilerinden bağımsız değildir.Kürt kadını; sadece bir etnik kimliğin değil, aynı zamanda özgürlük, eşitlik ve direniş geleneğinin taşıyıcısıdır. Onun kimliğini hedef alan her yaklaşım, hem kadın mücadelesine hem de Kürt halkının demokratik hak arayışına karşı yapılmış bir saygısızlıktır.Toplumun ihtiyacı; halkları ve kadınları aşağılayan sözler değil, eşit yurttaşlığı, kadın özgürlüğünü ve halkların ortak yaşamını güçlendiren bir dildir. Kürt kadınları da, Kürt halkı da alay konusu değil; bu ülkenin onurlu ve eşit bireyleridir. Irkçılığı ve cinsiyetçiliği mizah diye sunan anlayış ise tarihin gerisinde kalmaya mahkûmdur.
#RahmiKoçÖzürDile
İran Molla Rejiminin Kürtlere Yönelik İdam Politikalarına Karşı ;İran’da yıllardır hüküm süren molla rejimi, halkların özgürlük, demokrasi ve eşitlik taleplerini baskı, tutuklama ve idamlarla bastırmaya çalışmaktadır. Bu baskı politikalarının en ağır muhataplarından biri ise Kürt halkıdır. Özellikle Kürt siyasetçiler, insan hakları savunucuları, kadın aktivistler ve demokratik haklarını talep eden gençler, sistematik bir şekilde hedef alınmaktadır.
İran yargısı tarafından verilen idam kararları, çoğu zaman adil yargılama ilkelerinden uzak, siyasi saiklerle alınmış kararlardır. Kürt kimliğini savunmak, ana dilini konuşmak, demokratik hak ve özgürlük taleplerini dile getirmek suçmuş gibi gösterilmekte; bu talepler ağır cezalar ve idam hükümleriyle bastırılmaya çalışılmaktadır.
Ancak tarih göstermiştir ki hiçbir baskı rejimi halkların özgürlük iradesini teslim alamamıştır. Kürt halkı da yıllardır büyük bedeller ödeyerek kimliğini, kültürünü ve demokratik haklarını savunmaya devam etmektedir. İdam sehpaları, cezaevleri ve baskı politikaları halkların özgürlük arayışını durduramamıştır.
Bugün İran’da verilen her idam kararı yalnızca bir bireye yönelik değildir; aynı zamanda demokrasiye, insan haklarına ve halkların birlikte yaşama umuduna yönelmiş bir saldırıdır. Uluslararası kamuoyu, insan hakları örgütleri ve demokrasi güçleri bu hukuksuz uygulamalara karşı daha güçlü bir tutum almalıdır.
Kürt halkına yönelik idam kararlarını ve baskı politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Yaşam hakkı evrensel bir haktır ve hiçbir siyasi gerekçe idamı meşru kılamaz. Halkların eşit, özgür ve demokratik bir geleceği ancak baskının, inkârın ve idamların son bulmasıyla mümkün olacaktır.
İdamlara karşı yaşamı, baskılara karşı özgürlüğü, savaşa karşı barışı savunmaya devam edeceğiz.
#NAJiDarvekirinanRe
Rejima otorîter a Îranê di nava şert û mercên şer de jî dev ji darvekirinan bernade. Tenê di nava 5 mehên dawî de herî kêm 43 girtîyên sîyasî hatin darvekirin. Dengê xwe bilind bike da ku li Rojhilatê Kurdistanê û Îranê ev zilm bi dawî bibe. #NAJiDarvekirinanRe
İran idam rejiminin Kürt düşmanlığı her gün biraz daha pervasızlaşıyor. Her gün yeni bir idam haberi geliyor. Çünkü rejim, idam cezalarıyla demokrasi ve özgürlük mücadelesini bastırmak istiyor ve halkı sindirmek istiyor. Sesini yükselt, idama sessiz kalma! #NAJiDarvekirinanRe
İran’da idam rejimi savaş ve ekonomik kriz dinlemiyor. Raporlara göre 2025’te 2 binden fazla kişi idam edildi. Son 5 ayda idam edilen siyasi mahpus sayısı ise 43. Rojhilat Kürtleri ve demokrasi güçlerine yönelik bu zulme sessiz kalma! #NAJiDarvekirinanRe
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesi kapsamında devletin, yalnızca yaşamı ihlal etmeme değil, aynı zamanda bireyin yaşamını koruma yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülük, mahpusların sağlık hizmetlerine etkin ve insan onuruna uygun şekilde erişimini sağlamayı da içermektedir.
#HastaMahpusMehmetÇağırıcıyaÖzgürlük
19 yıldır hapishanede tutulan, şu an Giresun Espiye L Tipi Kapalı Hapishanesinde olan hasta mahpus Mehmet Çağırıcı’nın hipertansiyon, kalp, bel fıtığı ve hemoroid gibi rahatsızlıkları bulunmaktadır. Mahpusun birden çok hastalığı bulunması nedeniyle sağlık durumu her geçen gün daha da ağırlaşmaktadır.
#HastaMahpusMehmetÇağırıcıyaÖzgürlük
Mustafa başkanın ölüm yıl dönümünde saygı, özlem ve minnetle anıyoruz.Yaşamını halkların eşitliği, özgürlüğü ve onurlu yaşam mücadelesine adayan Mustafa başkan; devrimci duruşu, emekçi kişiliği ve mücadeleci kimliğiyle hafızalarda yaşamaya devam ediyor.
O, yalnızca bir insan değil; inandığı değerler uğruna bedel ödemeyi göze alan bir mücadele neferiydi. Emekçilerin sesi olmayı, ezilenlerin yanında durmayı, adaletsizliğe karşı söz söylemeyi yaşamının temel ilkesi haline getirdi. Mütevazılığı, yoldaşlığı ve halkına olan bağlılığıyla çevresinde derin izler bıraktı.
Mustafa başkanın yaşamı; teslim olmayanların, boyun eğmeyenlerin ve umutla direnenlerin hikâyesidir. Devrimci mücadeleyi yalnızca sözde değil, yaşamın her alanında pratikleştiren bir emekçi olarak, ardında onurlu bir miras bıraktı. Onun emeği, cesareti ve halkçı duruşu bugün hâlâ mücadele edenlere ışık olmaktadır. Ölümünün yıl dönümünde bir kez daha söz veriyoruz: Eşitlik, özgürlük ve demokratik toplum mücadelesinde bıraktığın izler silinmeyecek. Seni; direngen duruşunla, emekçi kimliğinle ve devrimci kararlılığınla yaşatmaya devam edeceğiz. Anın mücadelemizde yaşayacak.
Saygı ve özlemle…
#mazlumiçliiçinadalet
Mazlum’u unutmayın, çünkü onu unutturmayacaz, eksik yargılama ve hatalı kararla şuan genç olan Mazlum’un çocukluğu çalındı. Mazlum için adalet.
Piroz Be.. Em Yekîn
Diyarbakır’ın önemli değeri Amedspor’un Süper Lig’e yükselmesini yürekten kutluyoruz.
İlk paylaşım sürecinde yaşanan hassasiyetin, iyi niyet ve samimi bir düzeltmeyle giderilmiş olmasını kıymetli buluyoruz.
Biz biliyoruz ki; Batman Petrolspor’un 1. Lig’e yükselmesi de, Amedspor’un Süper Lig başarısı da sadece kulüplerin değil; bu coğrafyada umuda, mücadeleye ve futbola inanan herkesin ortak sevincidir.
Amedspor camiasını, futbolcularını, teknik heyetini ve büyük taraftarını gönülden tebrik ediyor; Süper Lig yolculuklarında başarılar diliyoruz.