@TulipedeSmyrne Evet sanırım öyle, sigarayi bırakmaya çalışırken bagimlilikla ilgili bir şeyler okumuştum. Yanlış hatırlamıyorsam, sigaraya başlayanların bağımlı olması olasılığı içki içenlerin alkolik olması olasılığına göre çok daha yüksekti. Genetik faktörlerle açıklanıyordu.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Dayanışmayla Başlıyoruz!
YENİ Parti'yi milletimiz kurdu, büyütecek olan da iktidar yapacak olan da milletimizdir.
Yeni nesil parti-millet dayanışmasıyla bağış kampanyamızı başlatıyoruz.
https://t.co/j7JSlJAsAT
#YeniDayanışma
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
CHP’deki görevime 48 koduyla son verildi.
İnandığım değerlerden vazgeçmediğim için ödediğim her bedel benim için bir şeref madalyasıdır.
Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde.
Onur nişanımdır!
Hep tarihin doğru tarafında durmaya çalıştım çok şükür.
CHP’nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel’dir. Onunla ve tüm kadrolarıyla çalışmaktan onur ve gurur duyuyorum. Her şey onlarla tek bir gün birlikte çalışmaya değer. İyiler kazanacak, kötüler kaybedecek!
“Yıllardır büyük çoğunluk için sorun artık iktidarın kendisinden çok, iktidar sonrası belirsizliktir. Milyonlarca insan mevcut düzenden şikâyetçi olsa da şu soruyu aklından çıkaramadı: Bu düzen bozulursa daha kötüsü olur mu?”
@SLHCMO yazdı:
https://t.co/5yuULT4bLE
Sevgili eşim Dilek’in, Silivri’de ADA (Aile Dayanışma Ağı) toplantısındaki konuşması sırasında AYAZ evladımızı gördüm.
AYAZ, 10 yaşında, 18 yıllık makam şoförüm Recep’in oğlu.
AYAZ, masumiyetin, mazlumun simgesi…
Görevi direksiyon başında, arabasının kapısında durmak olan
ŞOFÖRLER,
Görevi ilgili kamu görevlisini korumak, kollamak olan
GÜVENLİK GÖREVLİLERİ,
ÖZEL KALEM SORUMLULARI,
EVLATLAR,
KADIN, ANNE TUTSAKLAR,
AKRABALAR, AİLELER,
HASTA TUTSAKLAR…
Soruyorum:
Yargı rehin alır mı?
Yargı zalimlik yapar mı?
Yargı öç alır mı, kin duyar mı?
Devletin temeli ve teminatı olan Yüce Türk Yargısının itibarı, hiç bu kadar zarar görmemiştir!
AYAZ’dan utanın!
Türkiye’nin geleceğinden, milletimizden utanın!
TUTUKSUZ YARGILANMA HAKTIR!
Tam 24 yıllık arkadaşlık.
Ömrümüzün yarısından fazlasını birlikte geçirdiğimiz üç samimi arkadaş. Yolculuğumuz Silivri’de kesişti. @akgungurkan, @tayfun_kahraman ve ben. Tabi ki tesadüf değil. Bazen avukat görüşlerinde görüyorum uzaktan. Konuşmaya gerek kalmıyor bile.
Tayfun üst dönemdi. Ama hep bizle takılırdı. Ben Ankara'nın bozkırından, Gürkan Sürmene’nin bağından Mimar Sinan’ın rıhtımına, o güzel boğaz kokan okula gelmiştik. İnsan 7’sinde neyse 70’inde de o misali o yıllardan bugünlere izlerimiz, anılarımız var inanın. Rıhtımda daha 1. Sınıfta Tayfun’un bize rektör seçimlerini anlatmasını ve bizim ona “Abi daha 1. sınıfız rektör seçimi falan gündeme giremedik.” diye geyik yapmamız. Gürkan’ın her koşuldaki engin sakinliği ve dinginliği. Atölye çalışmalarındaki teslime son 4 saat kala bir grubun yükünü alan Arap atı performansı. Unutulur gibi değil… Benim de sanat, bienal ve modern sanat iştahım, hevesim ama arkadaşlarımın akran zorbalığı ve dalgalarıyla bir türlü cesaret edemeyişim… Karton çay bardaklarını rıhtımdaki banka dizip “Emrah gel gel bienal var burda!” diyen bir arkadaş grubunuz varsa hele.
Ve o 24 sene; hayatı ciddiye alma, dalgaya vurma, bu dostlukla yaşlanarak birlikte sürmüşse; Silivri’de yan yana olmamız inanın tesadüf değil.
O değil de Gürkan’a çarpan serçeyi hiç ama hiç unutmayacağım. Rıhtımda boğazın, İstanbul’un keyfini çıkaran Trabzon’un has evladına İstanbul ilk “Merhaba”sını bir serçeyle yapmıştı.
Tayfun o kadar içselleştirmişti ki hoca olmayı, bazen atölye derslerine gelir paftalara yorum yapardı. Sanırsın bir hoca. Sonunda da oldu zaten. Aralarında en kötü ve acımasız senaryolarda şakaları yapan hep ben oldum ama. Gitar çalan güzel bir dostumuza yaptığım “Deep Purple alt grubu seçildiniz otel lobisine gitarla gelin.” şakasından sonra gelen yoğun arkadaş tepkisi sebebiyle durmuştum.
Bizim için hayat hem çok ciddi hem de çok dalga geçilecek bir işti hep. En ciddi konuda bile birden bandı sarabilirdik. Çünkü hepimizin derdi ve hepimizin buluştuğu zeminler aynıydı.
Tüm bunların yanında İstanbul’da planlama okumak ciddi bir işti. Tayfun, meslek odası mücadelesinde; Gürkan, İstanbul’un dönüşüm mahallelerinde halk toplantılarında doğruyu anlatmak, o kentin gerçek sahiplerinin barınma hakkının yanında mücadele etmek için geziyorlardı İstanbul’u. Ben daha çok Roman mahalleleri ama en çok Sulukule için mücadele peşindeydim. Ev ev gezip, rahmetli İmam Asım Amca ile birlikte Sulukule bugünkü gibi olmasın diye mücadele ediyordum. Hiç bitmedi bu halimiz. Cebindeki son akbille mahalle toplantılarına giden bu üç plancıdan bir Meslek Odası Başkanı bürokrat, bir İBB Genel Sekreter Yardımcısı, bir Belediye Başkanı çıktı.
Kariyerimiz hiç öyle CEO, CFO kademeleri gibi yıldızlı olmadı inanın. Öğrenciliğimizde tozlu kafelerde değişimli vestiyerlik de yaptık, afiş de astık, işsiz de kaldık. Ama derdimiz hep aynıydı. Aynı şeylere gülerken aynı şeylerle dertlendik. Bu kentin eşitsizliği, adaletsizliği ve planlama ile bunlara karşı yapacağımız mücadeleyle yeni sözü kurma çabasıydı bizimki…
Son üç sene Tayfun’a Silivri’de görüşçü olduk Gürkan ile. Ve son 8 aydır yan yanayız.
Şimdi siz 24 yılı böyle geçirmiş, harcı sağlam bu zemini yıkabilir misiniz?
“AKP, artık meşruiyetini başarıdan değil, CHP’nin başarısızlığından, kendini sistemin merkezine yerleşmiş bir 'koordinasyon gücü'ne dönüştürdüğü, iktidarda kalmaktan öte mutlak iktidarın kendisi olduğu duygusundan almak istiyor.”
Salih Cem Pişkin yazdı:
https://t.co/iLslDO6KHG
Dün sabah saat 07.00’de Kandıra Cezaevi’nden alınıp şizofren bir adamın iddialarıyla açılan, deli saçması bir soruşturmada ifade vermek için Çağlayan Adliyesi’ne götürüldüm.
5.5 saat boyunca Çağlayan’ın -7. katındaki nezarethanede soğukta ve susuz biçimde bekletildikten sonra savcılık ifadesine çıkarıldım. Saatler süren ve 60’tan fazla soru içeren sorgulama bittiğinde akşam 22.00’ye yaklaşıyordu.
Her bir soruya ayrıntılı şekilde cevap verdim. 23 Haziran 2019 seçimlerine sadece 12 gün kala ziyaretime gelen ve temel amacı sosyal medya takip sistemi satmak olan, “Türk iş adamı” kimliği ile tanıdığım kişiyle irtibatımı, sunduğu projenin vasatlığı ve fiyatının afakiliği nedeniyle çok kısa bir süre sonra sonlandırdım. Bu kısa süreli tanışıklıktan casusluk gibi bir suçlamaya konu olmak ve sonuçta tutuklanmak akıl dışıdır.
42 yıllık lekesiz ve onurlu meslek ve özel hayatıma yönelik saldırı ve iftiraları kabul etmem mümkün değildir.
Bir meczubun birbiri ile çelişkili sağlıksız ifadeleri ile “casusluk” suçlamasıyla karşılaşmam ne yazık ki trajikomiktir.
Aleyhimde çarpıtılmış bilgi ve sözde delillerle yapılan itibarsızlaştırma faaliyetlerinin ne kadar saçma ve yalanlardan ibaret olduğu elbet yargılama sürecinde ortaya çıkacaktır. O vakte kadar lekelenmeme hakkıma saygı duyulmasının önemine vurgu yapmak isterim.
Dosya içeriğine vakıf oldukça bu deli saçmalığının detaylarını kamuoyu ile paylaşacağım.
Bazı sıradan, aleni hakikatlerle büyük yalanların birlikte kurgulandığı bu kumpas soruşturması eninde sonunda tarihin tozlu sayfalarında bir utanç vesikası olarak yerini alacaktır.
Az önce Nur Betül ile görüşten çıktım. Sağlığı, morali iyi. Yalnızca her anlamda kendi başına emek vererek kurduğu yaşamına, bir an evvel kızı ile devam etmek istiyor. Sizlere de aşağıda yazdığı not ile birlikte selam ve sevgilerini iletti.
Tutuklama kararına itirazlarımız kabul edilmedi.
Tutuklamanın devamına ilişkin kararın 8 yaşında bir kız çocuğu üzerindeki somut ve olası etkileri göz önünde bulundurulmadı.
-Nur Betül'ün kızının tüm yaşamını düzenlediğini, başka bir yere gitme ihtimalinin mümkün olmadığını söylememize rağmen,
-İsnad edilen suçun niteliği gereği başkaca bir delilin toplanamayacağını, bu sebeple delil karartma durumundan bahsedilemeyeceğini belirtmemize rağmen,
-Dosyadaki tek delilin, kolluk tarafından AYM'nin iptal kararına rağmen sanal devriye yapılmak suretiyle elde edilen hukuka aykırı bir delil olduğunu beyan etmemize rağmen,
-İsnad edilen suç dolayısıyla tutuklamanın yalnızca hüküm verilse cezaevinde geçirilecek süreden dolayı değil, küçük bir çocuk üzerindeki cezalandırıcı etkisinden dolayı orantısız olduğunu tekrarlamamıza rağmen,
Nur Betül 24 gündür haksız bir şekilde Silivri'de tutuluyor.
Kanunen aranan şartlarından tamamen yoksun olan bu tutuklamanın "gereksiz" olduğu açıkken, CMK Md 103 uygulanmıyor ve Nur Betül re'sen de tahliye edilmiyor.
Bu durumda iddianamenin DERHAL hazırlanması, bu yargılamanın adil olmasının da ön koşuludur.
Nur Betül özgürlük hakkından mahrum kalmaya devam etmemeli, derhal serbest bırakılmalıdır.
#NurBetüleÖzgürlük