Yüzüğü parmağında, nikâhı boynunda,
ama o gece sadece bana aitti, sadece bana...
Terlerimiz karıştı, zaman durdu sanki, gözlerindeki yaşlar zevkin tuzu oldu. Sabah olup da yüzük yine parladığında, ikimizin de bildiği bir sır kaldı aramızda.
Dudakları titrerken ismimi sayıklıyor,
tırnakları sırtıma kazıyor derin izler. “Durma” diyor gözleriyle,
bedeni yalan söylüyor, ruhu teslim olmuş bir kez.
Yavaş yavaş açıldı o dar kapı, her santimde bir inilti, her hareket bir feryat.
Parmağında ince bir yüzük,
altın gibi parlar loş ışıkta.
Çok da dardı büzüğü,
sanki ilk defa açılıyormuş gibi daracık.
Az soktum, çok inledi,
sesi odada yankılandı ıslak.
Yaşla dolmuştu gözü, acı mı, zevk mi,
karıştı birbirine bak.
Sadece birbirimizin bedenine ve o anki zevke odaklanmıştık. Tutumlu, prensipli Meryem, kilerde koltuk üstünde vahşi bir âşıka dönüşüyordu. Ben de bundan fazlasıyla memnundum.
Meryem’le tanışmamız, dükkanlarımızın yan yana olmasından doğdu. Ben tekstil ürünleri satan küçük bir butik işletiyordum, o da hemen yanımda kozmetik ve hediyelik eşya satıyordu. İlk aylar sadece “komşu”ydik.
Sadece birbirimizin bedenine ve o anki zevke odaklanmıştık. Tutumlu, prensipli Meryem, kilerde koltuk üstünde vahşi bir âşıka dönüşüyordu. Ben de bundan fazlasıyla memnundum.
Meryem’le tanışmamız, dükkanlarımızın yan yana olmasından doğdu. Ben tekstil ürünleri satan küçük bir butik işletiyordum, o da hemen yanımda kozmetik ve hediyelik eşya satıyordu. İlk aylar sadece “komşu”ydik.