@merkezden_haric kpss’ye girenler Türkiye’nin en zeki beyinleri değil… kpss ile memur olanlar da Türkiye’nin en eğitimli, en zeki beyinleri değil… genelde tabela üniversitelerinden mezun olup gerçek dünyada işçi köle olacağına memur olup rahat etmek isteyenler…
Dünyanın en zengin %1'inin serveti küresel yoksulluğu 22 kez bitirmeye yeter. Halkların isyan etmesinin tek sebebi bu'dur. Bu haklı isyana karşı çıkanların safı bilerek ya da bilmeyerek o %1'in sömürü düzenini savunmaktır. Ve Uruguaylı yazar Eduardo Galeano'nun dediği gibi; "Yoksulların zenginleri savunması kadar aptalca bir şey yoktur. Kölelerin efendilerini savunması gibidir."
muhafazakarıyla, seküleriyle, sağcısıyla, solcusuyla kimsenin kimseye karşı ahlâkî bir üstünlüğü kalmadı ülkede. herkes dibine kadar kire, pisliğe bulaştı. kimse biz temiz kaldık diyemiyor, herkes onlar daha çok kirlendi diyor. bu çamurun içinden hep birlikte çıkmamız lazım.
Ulus devletler bu yüzyılın sonunda bugünkü anlamıyla tamamen ortadan kalkmış olabilir.
Çünkü dünya artık 19. yüzyılın dünyası değil.
Sermaye sınır tanımıyor.
Bilgi sınır tanımıyor.
İklim krizi sınır tanımıyor.
Göç sınır tanımıyor.
Salgın hastalık sınır tanımıyor.
Yapay zeka sınır tanımıyor.
Dijital para sınır tanımıyor.
Küresel şirketler sınır tanımıyor.
Ama biz hala 200 yıl önceki devlet aklıyla, bayrak, sınır, pasaport ve gümrük üzerinden dünyayı anlamaya çalışıyoruz.
9-5 çalışmanın kimsenin konuşmadığı bedeli:
Doktora gidemezsin.
Dişçiye gidemezsin.
Bankaya gidemezsin.
Resmi işlerini yapamazsın.
Çünkü sen çalışırken hayat açık, sen boşken hayat kapalı.
Sistem çalışan insanı değil, çalışmaya bağımlı insanı istiyor.
Türkiye dünyanın en vahşi kapitalizmlerinden biri; işçleri en falza çalışan ülkelerden+gelir dağılımı en bozuk olanlardan+kronik yoksulluğun olduğu ülkelerden+en fazla işçilerin öldüğü ülkelerden+ konut/sağlık sorunları en yüksek+en kuralsız ülkelerden+vergi adaleti en kötü...
Gelir İdaresi Başkanlığının verilerine göre, geçtiğimiz yıl 2 trilyon 840 milyar liralık Gelir Vergisi tahsilatının 1 trilyon 377 milyar lirası sadece “ücretlilerden” kesilen gelir vergisidir. 2024 yılına göre bu tutar %60 artmıştır. Oysa ilgili dönemde enflasyon %30 civarındadır. İşte bu, yıllardır gelir vergisi tarifesi üzerinden yapılan gizli vergi zammının en net ve en somut göstergesidir.
Türkiye'de orta sınıfın vize başvurusu, konser, kahve, havalimanında yiyecek içecek gibi tüketim alışkanlıklarını sunan sektörler siyasi iktidar bağlantılı gruplar tarafından ele geçirilmiş durumda. Orta sınıf ülkedeki vergi yükünü çektiği yetmiyormuş gibi bir de buralar üzerinden silkeleniyor.
Nerde kaybettik biliyomusunuz, Bizi biz yapan fakat farkında olmadığımız sosyal geleneklerimizin artık lüks veya bazıları için ulaşılmaz olması.
Rakı-Balık gibi, kuruyemiş gibi, sahilde rahatça yeme içme, güzel koylarda veya semtinde denize girebilme gibi…
Mesela Italya-Yunanistan-İspanya bizde de 90’larda varolan sosyal kültürlerini aynen devam ettirebiliyorlar.
İşte Ekonominin, insan hayatı, sosyal mutluluk üzerindeki en büyük etkilerinden birisi bu.
15 milyon emekli+ 6 milyon memur
Mümkün değil %80 asgarî ücretlinin olduğu 25 milyon özel sektör çalışanının ödediği primler ile SGK çarkı asla dönmez.
Bu kadar memur maaşı da ödenmez
Her ay 100 milyar yük, 1 milyon gereksiz memur istihdamı ki en az 2 milyon gereksiz var
UEFA Avrupa Ligi finalinde İngiltere temsilcisi Aston Villa ile Almanya temsilcisi Freiburg taraftarları çocuklarını alıp pasaportuyla uçağa biniyor, başka bir ülkeye gelip maçını izliyor.
Biz ise Avrupa’ya gidebilmek için vize randevusu, banka hesap dökümü, tapu, davetiye, uzun prosedürler ve ret riskiyle uğraşıyoruz.
Onlar için seyahat sıradan bir özgürlük…
Bizim gençlerimiz için ise adeta bürokratik bir mücadeleye, maceraya dönüşmüş durumda.
Bu mesele Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının dünyadaki itibarı, pasaport gücü ve hareket özgürlüğü meselesidir.
Türk gençliği Avrupa’yı sadece ekranlardan izlemek zorunda kalmamalıdır…
Yeni bir insan tipi doğuyor.
Dil biliyor. Teknolojiyi kullanıyor. Bilgisayar, yazılım, mühendislik, tasarım, bilim gibi dünyanın her yerinde karşılığı olan becerilere sahip.
Bu insanlar için ulus, milliyetçilik, etnisite gibi kavramların anlamı yok artık.
Onlar için dünya “yabancı ülkelerden” oluşmuyor.
Tüm dünya onların vatanı.
Beni en çok umutlandıran şey de bu.
Bu düzende en yalın gerçek zengin ve yoksul mücadelesidir. Nihayetinde yoksulluk zenginliğin sermayesidir ve onlar sayesinde gelirin büyük bölümü seçkinlerde toplanıyor. Bütün gaye pastayı bir elde tutmak ve daima gücü ve serveti oraya akıtmak. Zenginlik çok çalışmayla olmaz, kayrılma, teşvikler, aflar, korumalar eliyle olur. Tüm bunlar konuşulmasın diye soyut sembollerle kimlik, aynı gemideyiz teranesi, vatan, bayrak kavgası ortaya atılır ki sonra ezenin dilini üreten ve onunla eşitlenen bir süreç ortaya çıkar. Zengin yoksul kavgası görünmez olur ve her şey tertemizdir ve sömürü çarkı daha bir güçle döner!
“Milli ve manevi değerlere bağlı çocuk yetiştirmek” denince tüylerim diken diken oluyor.
Çünkü çoğu zaman bunun anlamı; sorgulamayan, itaat eden, kendi mahallesini hakikatin merkezi sanan çocuklar yetiştirmek oluyor.
Bir kere de çocukları evrensel insanlık değerlerine bağlı yetiştirmeyi denesek olmaz mı?
Merhamet, adalet, özgürlük, dürüstlük, bilim, emek, eşitlik, hukuk, başkasının hakkına saygı…
Çocuk önce iyi insan olsun.
Hangi bayrağı seveceğine, hangi inanca yakın duracağına, hangi kimliği taşıyacağına sonra kendisi karar verir.