Herkes aynı çizgiden başlamıyor yaşama; herkesin penceresinin önündeki hüznün rengi farklı, herkesin kalbinde titreyen umudun adı başka, herkesin sırtındaki dağın ağırlığı ayrı. Acıları yarıştırmadan, akıl dağıtmadan, duyarsız bir tavırla es geçmeden birine samimiyetle dokunmak ne kıymetli.
Kültürlü olmak; çok kitap okumak, üniversiteler bitirmek, her yeri gezip görmek, kaliteli mekanlarda oturmak, farklı insanlar tanımak, entelektüel takılmak ya da aşırı sosyal yaşamak değildir. Kültür; edeptir, saygıdır, hâyâdır, haddini bilmektir.
İnsan bazen acıdan değil, acıyı hissedecek enerjiden mahrum kalır.
Dissosiyatif çöküşte sorun fazla hissetmek değildir.
Hissedemeyecek kadar uzun süre hayatta kalmaya çalışmaktır.
Çok güzel bir söze denk geldim, diyor ki:
Bir insanın kendisine yapacağı en büyük kötülük, kapasitesine denk olmayan insanlarla ve ortamlarda vakit geçirmektir.
İlber Ortaylı'nın da dediği gibi:
"Seni geliştirmeyen, sana yeni bir şey katmayan kalabalıklardan uzak dur. Boş muhabbet ruhun katilidir. Dostun senden akıllı olmalı."
Bizim millet haramı sadece içki ve domuz etine indirgemiş durumda. İçkinin, domuzun adını duyunca celallenenler, iş kul hakkı yemeye, başkasının hakkına girmeye gelince hiç umursamıyor ne yazık ki.
Yerini vaktinde terk etmeyi bilmek gerçek olgunluktur. Sadece acizler kalmakta ısrar eder. Durduğun yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin doğruluğuna inanmak gerek bazen... Çünkü bazen bazı güneşlerin batması gerek. Hasılı; 'Kötü bir son, çoğu zaman sonsuz bir umutsuzluktan daha iyidir.'"
Erich Fromm’a göre insan, malının, mülkünün, mesleğinin, statüsünün toplamı değildir. Bütün bu dışsal etiketler elinden alındığında geriye ne kalıyorsa, sen osun. Başka hiçbir şey değil. Ve asıl karakterin, hiçbir şeyin kalmadığı o anda belli olur.
Önce toprak “kirli”denilerek beton bloklara doluştuk.Burayı konforlu sanarak nefes alamayan beton-kimyasal yüklü evlerde yaşarken toprak kirletildi,gıda kirlendi ve nihayet biyolojik-ruhsal sağlığımız kirlendi.
Çare tekrar toprak ile barışmaktan ve sağlıklı gıdadan geçiyor.
Evlada küsülmez, evlatla dertleşilmez. Evlat, çevreye kötülenmez. Evladın sırrı açık edilmez. Evlat, sizin dert ortağınız veya psikoloğunuz değildir. Anne babaya, baba anneye kötülenmez. Evlada travmalar ve kötü bir geçmiş anlatılmaz. Evladınızı rahat bırakın.
Dün turuncu gösterilen hava bugün kan kırmızısı gösteriliyor.
Çünkü amaç sizi bilgilendirmek değil, korkutmak.
Korkan toplum daha kolay yönetilir.
Önce iklim krizi denir... Sonra karbon vergisi gelir. Sonra seyahat kotaları gelir. Sonra et tüketimi sınırlandırılır.
Sonra dijital para ve karbon puanı sistemi gelir.
İklim insan kaynaklı değişmiyor, zihinler insan kaynaklı programlanıyor.
Gelecek dönemin en önemli tehdit unsurları:
Çevrilemeyen borç
Demografik yapının bozulması
Gıda tedarik zincirinin kopması ve su
Beyaz yakalı/yüksek okul mezunu işsizlik seviyesinde artış
Evlenirsen pişman olursun. Evlenmezsen de pişman olursun. Çocuk yapsan da yapmasan da pişman olursun. Kierkegaard bunu 200 yıl önce şöyle söylemiştir:
"Neyi seçersen seç pişman olursun. Çünkü sorun tercihlerinde değil yaşanmamış bir hayatı romantize etmendir. İnsan her daim gidilmemiş bir yolu cazibeli ve gizemli bulur. Bu yüzden mesele en doğru seçimi yapman değil. Hangi pişmanlıkla yaşayacağını seçip karar vermendir."
Sen neye karar verdin?
Dostoyevski Yeraltından Notlar’da ‘Ben hasta bir adamım’ der. O kadar kitaptan sonra anladım ki, modern dünyanın asıl hastalığı fiziki değil, anlamını kaybetmiş olmanın verdiği o derin varoluşsal felçtir.