Bu fransızların damarlarında gezen milliyetçilik aşkı bambaşka. 1789’da dünyaya kanıtlamışlardı bunu, bugün de tekrar hatırlatıyorlar. Fransadaki fransızı yeniyorsun sesi burdaki fransızlardan çıkıyor.
Zonguldak’ta, Düzce’de hedef alınan Kürt işçiler yalnız değildir.
Ekmeğinin peşindeki insanları kimliğinden dolayı taşlayan, tehdit eden bu zihniyetin adı bellidir: ırkçılık.
Bu saldırılar tesadüf değil; yıllardır büyütülen milliyetçi nefretin, cezasızlığın ve halkları birbirine düşman eden siyasetin sonucudur.
Bizim safımız da bellidir.
İşçiden, emekten, halkların kardeşliğinden yana;
ırkçılığın ve faşizmin karşısındayız.
Yaşasın halkların kardeşliği.
Yaşasın sınıf dayanışması.
Devrimci Fenerbahçeliler
SPONSORLUK YAPACAK ŞİRKET KALMADI
-GKN Kargo iflas etti
- SIXT konkordato ilan etti
- Dumankaya’ya fetö soruşturması nedeniyle kayyum atandı
- Maydonoz Döner’e fetö soruşturması nedeniyle kayyum atandı
- Kaçak betçilerinin tabela şirketi sözleşme imzalandıktan 6 ay sonra iflas etti.
- Başkent İnşaat sahibi tutuklandı
- NEF Gayrimenkul Kara para aklamadan tutuklandı
Tribün Değil, İktidar Sahnesi
Bugün Rams Park’ta bir futbol karşılaşması yok. TÜGVA’nın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı “Yaz Okulları Finali” var.
Mesele çocukların spor yapması, sanatla buluşması ya da bir yaz okulunun tamamlanması değil. Mesele; iktidarla kurduğu ayrıcalıklı ilişki herkesin malumu olan bir vakfın, on binlerce çocuğu ve ailelerini bir stadyumda siyasi-ideolojik bir gösterinin parçasına dönüştürmesidir.
Üstelik burası herhangi bir özel salon değil. Kamuya ait olup sportif faaliyetlerde kullanılmak üzere Galatasaray’a tahsis edilmiş bir stadyumdur. O hâlde soruyoruz: Bu organizasyon hangi koşullarla yapılıyor? Stadyum için ne kadar ödeme yapıldı? Kamu kaynakları kullanıldı mı? Kulüp çalışanlarının ve tesislerinin bu organizasyondaki rolü nedir? Bu soruların cevabı taraftardan da kamuoyundan da saklanamaz.
Galatasaray yönetimi ise bir spor kulübünün toplumsal bağımsızlığını korumak yerine, iktidarın ihtiyaç duyduğu her anda tesislerini ve kurumsal ağırlığını onun hizmetine sunan bir görüntü vermektedir. Dün başka güç odaklarıyla yan yana anılanların, bugün sarayın gençlik politikalarına ev sahipliği yapması tesadüf değildir. Değişen yalnızca isimlerdir; iktidara yakın durma alışkanlığı değişmemektedir.
Stadyumlar iktidarın propaganda salonu değildir. Tribünler gençlerin tek tip bir düşünceyle kuşatılacağı alanlar değildir. Spor kulüpleri de siyasi ikbalin, ayrıcalığın ve kamu kaynaklarının dağıtıldığı ilişkilerin parçası olmamalıdır.
Çocukların geleceği tarikatlara, vakıflara ve iktidar projelerine bırakılamaz. Gençlik biatla değil; bilimle, sanatla, özgür düşünceyle ve eşitlikle büyür.
Futbol halkındır.
Stadyumlar halkındır.
Gençlik geleceğimizdir; iktidarın arka bahçesi değildir.
Devrimci Fenerbahçeliler
Sırf sosyalist Marksist oldukları için testislerine cumhuriyet hapishanelerinde elektrik verilmiş, tırnakları sökülmüş, anüsten kola içirilmiş, sayımda düzenli dayak atılmış, hatta bok yedirilmiş adamlar bir zahmet ben hayrını görmedim diyiversin ya. Emin olun kurucu lider Atatürk bile 12 Eylül işkencelerini ve AKP dönemine üzanan neoliberal dalavereleri, bugünkü halkın yoksulluğa itilişini görse burjuva cumhuriyeti yıkıp sosyalist cumhuriyet kurmak isterdi.
FUTBOL EMPERYALİZMİN OYUNCAĞI DEĞİLDİR
Hayatımızda önemli bir yer tutan, bizi her hafta stadyumlara ve ekranların başına toplayan, nice duygular yaşatan güzide sporumuz futbol; maalesef giderek endüstriyelleşiyor ve sermayenin güdümüne giriyor.
Dünya siyasetinde olduğu gibi sporda da emperyalistlerin ve batılı sermayedarların borusu ötüyor. Ukrayna savaşı sebebiyle 4 senedir bütün uluslararası spor müsabakalarından hem kulüp hem de milli takımlar düzeyinde men edilen Rusya'nın yanında; İsrail bütün turnuvalara el üstünde taşınmaya devam ediyor örneğin. Ya da herhangi bir futbol birikimi ve kültürü olmayan, iklimi futbol oynamaya dahi müsait olmayan bir coğrafyada Dünya Kupası oynanabilmesi için 100 senelik Dünya Kupası'nın mevsimi değiştiriliyor. Futbolun oynanabilmesi için inşa edilen klimalı, devasa stadyumun inşaatlarında emekçiler hayatlarını kaybediyor.
Maalesef batı emparyalizminin ve Trump'ın utanmazlığının bir örneğini de önümüzdeki günlerde başlayacak Dünya Kupası meselesinde tekrar deneyimliyoruz. Amerikan bombalarının ülkelerinden binlerce kilometre uzaktaki sivil hedeflere acımasızca düştüğü İran'ın sporcularına müsabakaların yapılacağı eyaletlerde konaklama izni dahi verilmiyor. Sporcular sınır ötesinde konaklamaya mecbur bırakılıyor. Amerikan emperyalizmi ve utanmazlığı kendinde istediği ülkeyi bombalama hakkını nasıl görüyorsa, savaşla alakası dahi olmayan profesyonel sporcuların kariyerleriyle ve milli temsiliyetleriyle oynama hakkını da aynı şekilde görüyor.
Kapitalizmin 150 senedir devam eden işgalci ve boğucu politikaları emekçilere artık rahatlıkla futbol izleme alanı dahi tanımıyor. Giderek fakirleştirilen, giderek topluma ait alanlardan sermaye işgalciliğiyle uzaklaştırılan dünya halkları sınırlara ve engellere takılmadan bir spor müsabakası dahi izleyemiyor.
Devrimci Fenerbahçeliler'in duruşu, kuruluş manifestosu bellidir. Grubumuz dünya halklarının kardeşliğini ve emekçi sınıfının dayanışmasını esas almaktadır. Grubumuz turnuva boyunca ırkçı ve şovenist tüm söylem ve aksiyonların karşısında yer alacaktır.
Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın özgür spor!
Devrimci Fenerbahçeliler
Şiirleriyle memleket sevdasını, adaleti ve özgürlüğü yüreğimize kazıyan büyük usta Nâzım Hikmet'i saygı ve özlemle anıyoruz. Mavi gözlü devin hasreti, mücadelesi ve umudu yüreklerimizde olduğu gibi tribünlerimizde de yankılanmaya devam edecek.
Bizler memleket sevdamıza ve halktan taraf duruşumuza olan inancımızı sadece meydanlarda değil, tribünlerde de omuz omuza büyütüyoruz. Kirli sermayeye, adaletsiz düzene ve baskılara karşı sarı-lacivert renklerin arkasındaki o dik duruşu, Nâzım’ın memleket sevdasıyla harmanlıyoruz. Devrimci Fenerbahçeliler olarak halka ve halkçı duruşa mâl olmuş isimlerin hatıralarını tribünlerdeki duruşumuzda yaşatıyoruz.
Nâzım’ın dediği gibi: "Güzel günler göreceğiz çocuklar, güneşli günler göreceğiz..."
Selam olsun dünyayı güzelleştirmek için dövüşenlere...
Devrimci Fenerbahçeliler
Deniz’in, Yusuf’un ve Hüseyin’in mirası bizim için sadece bir anı değil, çubuklu formanın göğsündeki o sarsılmaz inancın ta kendisidir.
Tarih, bu memleketi parsel parsel NATO’ya peşkeş çekenleri nasıl yazdıysa, Dolmabahçe’de emperyalizmin 6. Filo’su önünde saf tutup uşaklık edenlere nasıl tanıklık ettiyse; Denizler'in gencecik yaşlarında darağacına yürürken "Tam Bağımsız Türkiye" diye haykıran o onurlu duruşlarını da yazmıştır.
Üç fidanın hatırasına sahip çıkmak, bu memleketin her karış toprağını ve onurunu savunmaktır. Sermayenin karanlığına, emperyalizmin Ortadoğu halkları için yazdığı kan dolu kadere direnmektir. Onların mücadelesi mecliste ikişer ikişer kalkan ellerden, hatıralarını karalamaya çalışan faşistlerin içten pazarlıklı memleket sevdalarından büyüktür.
Bizler, sarı-lacivert sevdayı halkın kavgasıyla bir tutan Devrimci Fenerbahçelileriz. Fenerbahçe nasıl işgal İstanbul’unda halkın umudu olup cepheye silah taşıdıysa, biz de bugün aynı ruhla onların yarım kalan kavgasını omuzluyoruz. Halkın ve emeğin savunusu için ömürlerinin baharında korkmadan darağıcına yürüyenleri mücadelemizde yaşatıyoruz.
Yazımızı, Deniz Gezmiş'in sehpaya giderken haykırdığı o dizelerle noktalıyoruz:
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm Leninizmin yüce ideolojisi Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın işçiler, köylüler!”
Güneşin sofrasında, memleketin o en güzel çocuklarına, üç fidanımıza selam olsun!
Devrimci Fenerbahçeliler
#Darağacında3Fidan