Kahredici bir olay…
Kızılcahamam Meclis Üyesi Fatih Oral, mahalle arasında araçla çok yüksek hızla seyrederken minik Alper Yusuf’u öldürüyor.
Ancak 3 defadır oğlu için adalet arayan acılı babanın hesabı kapatılıyor. Oral ise üyelikten bile alınmadı!
#AlperYusufPolataAdalet
Meşhur doksanlar. Erbakan Hoca başbakanlığa yürüyor, iki yılı kaldı. Medya "Türkiye Cezayir olur mu?" diye yazıyor biz de "İşte ordu işte komutan" diyoruz. Türkiye, Cezayir olmanın kıyısından döndü. Ama komutan da öyle ya da böyle başardı. Yeni Türkiye onun emeklerinin eseri.
Soykırımın 1000. Gününde!
📌 Yetersiz beslenme, stres ve tıbbi imkansızlıklar nedeniyle 12.000'den fazla Gazzeli anne hamileliğini ve bebeğini kaybetti, 21.500'den fazla Gazzeli çocuk şehit edildi.
📌 1.022 bebek daha bir yaşını bile doldurmadan hayattan koparıldı. 520 bebek ise bu soykırım döngüsünün ortasında doğup, dünyayı hiç tanıyamadan yaşamını yitirdi.
Deniz Göktaş’a yönelik eleştirilerde en haklı konu:
Benzer şakaları Atatürk’e yapsaydı, bugün “Mizah kardeşim ya, gülün geçin.” diyenler, “Tutuklansın bu İngiliz işbirlikçisi vatan haini! Hala tutuklanmadı mı?” diye bağırıyor olacaktı.
Böyle de riyakarız.
@muratagirel Atanızla dalga geçseydi asın diye bağırırdınız, bizim dinimize yaradanımıza hakaret edip alay edince özgğrlüüük diyorsunuz. Firavunun çocuğu çıkamaz içerden inşallah.
Bütün dünya izlesin !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu kaçırdı !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu kaçırdı !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu kaçırdı !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu kaçırdı !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu kaçırdı !!!
İsr*il, 6 yaşındaki çocuğu.....
#GazzedeZulümArşaDayandı
@aslihannx0 Hergün anadan üryan ucuz fahişler gibi sokaklarda soyunan kadınların bedenlerini görmekten gına gelen insanlar için, müslümanca duruş adeta terapi.
O kadar ürpertici bir açıklama ki, akıl alır gibi değil.
Haham saklanmıyor bile.
Övünüyor.
Titremeden anlatıyor: İ’srail, Yemenli yüzlerce ya da binlerce bebeği kaçırmış; onları Amerikan ailelere satmak, tıbbî kobay olarak, hatta ABD ile nükleer müzakerelerde takas para birimi olarak kullanmak için.
Ve şimdi bunu söylüyor açık açık. Bir kamera karşısında. Utanmadan, pişmanlık duymadan, kompleks hissetmeden.
Bir korku filmi senaryosu sanabilirsiniz, ama hayır: Bu canlı bir itiraf, siyonizmin sistematik çirkinliğinin bir kabulü.
Annelerinden koparılıp alınan bebekler, yabancılarla gönderilen, deneylerde kullanılan, sonra unutulan.
Peki ya Fransa?
O, İsrailo-Amerikan nükleer satranç tahtasında bir figüran, bir piyon olarak hizmet etmiş. Siyonizmin kırık dökük faturasını ödemeye alışkın olanlar için iyi bilinen bir rol.
Şaşırtıcı.
Keşke hiç girmeseydin bu işe @Ebsofuoglu adaş!
“Efendi hazretlerimiz ölmedi, bazı ihvanına görünüyor, alenen onlara bilgiler veriyor. Bazı ihvanlar Efendi https://t.co/3tv7raHt9o direk görüyor. Şu anda görüşme yapıyor. Efendi hz. talimatlarını beyan ediyor bize. Efendi hz. bizi yürütüyor. Şu anda Efendi hz. kesinlikle zâhiren de talimat veriyor bize. Biz Efendi hz. ne talimat veriyorsa onu yapıyoruz. Hiç Efendi’den ayrı bir şey yapmıyoruz” demedi mi Cübbeli hocan?
“Efendi’nin ruhuna şekle bürünme izni verilmiştir” demedi mi?
Efendi’nin Allah Teala tarafından konuşturulduğunu söylemedi mi?”
Bunları ve daha fazlasını elbette biliyorsun.
Sonra, “İsteyenlere, arzu edenlere tasarruf var” diyorsun. “(Sahabe) münâcât ederlerse (Efendimiz (s.a.v)’den) cevaplarını alırlar. Efendimiz (s.a.v) tasarrufta bulunur. Ama kime? İsteyene” diyorsun.
Ben de sana sorayım şimdi: Beni Saide gölgeliğinde hilafete kimin geleceğini tartışan Sahabe, böyle hayatî bir meselede Efendimiz (s.a.v)’e münâcâtı nasıl oldu da akıl edemedi?
Binlerce kişinin öldüğü Cemel vakasında Hz. Aişe ve Hz. Ali (r.anhuma) birbirlerine kılıç çekerken meseleyi Efendimiz (s.a.v)’e götürmeyi nasıl atlamış olabilirler?
Daha sonra Hz. Ali ile Hz. Mu’âviye (r.anhuma) arasında cereyan eden ve en az 60.000 müslümanın canına mal olan Sıffin savaşında ve sonrasındaki Hakem olayında neden Efendimiz (s.a.v)’e münâcât etmek kimsenin aklına gelmedi?
Hz. Hüseyin’in itirazlarına rağmen Hz. Hasan hilafeti Hz. Mu’âviye’ye devrederken ve sonrasında Hz. Hüseyin (r.anhuma) Kerbela’ya giderken dedelerine neden sormadılar?
Soruları uzatabilirim. Ama sadede geleyim:
“Herkes kendi tercihlerinin sonucunu yaşar” diye tekrar edip duruyorsun ya,
aslında ne söylediğini kendin de bilmiyorsun. Mesela araya sıkıştırdığın kıssaya göre Medine’deki dilencileri kovmak isteyen vali münâcât mı etti de Efendimiz (s.a.v)’i rüyasında gördü? ( Bu arada; İslamî ilimlere yabancı olmadığını söylüyorsun; bu olayın kaynağını lütfet de hep beraber aydınlanalım.)
Elin değmişken şunu da bi netleştir sana zahmet: Abdullah b. Zübeyr (r.a) münâcât etti mi etmedi mi? Etti ve Efendimiz (s.a.v)’i rüyasında gördü diyeceksen kaynak da zikrediver..
Bütün bunlar bir yana, Efendi hz.lerinin vefatıyla baş gösteren ihtilafta Cübbeli hocan hangi konuşmasında işbu “münâcat” meselesini bahse konu etti?
Sen de biliyorsun ki bu “münâcât” keşfi, senin durumdan vazife çıkarırken uydurduğun bir masal. Hocan Efendi hz.lerinin kendilerine doğrudan talimatlar verdiğini söylüyor, sen “münâcât” diyorsun.
Meselenin “münâcât”la kaim ve onunla alakalı olmadığını Cübbeli’nin yukarıya aldığım ifadeleri açıkça göstermiyor mu?
Kimi, neden aklamaya çalışıyorsun?
Dedim ya, keşke hiç girmeseydin bu konuya.
Bu “derin” mevzua malzeme olmasaydın…