Siyasette en pahalı hata, yanlış insana güvenmek değil; yanlış insanı doğru yere taşımaktır.
Çünkü bazı tercihler yapıldığı gün değil, yıllar sonra gerçek yüzünü gösterir.
Mesele bugün kimin hangi kapıdan girdiği değil…
Asıl mesele, dün o kapıları ona kimin açtığıdır.
Bir insan saf değiştirebilir, yol değiştirebilir, hatta geçmişini inkâr edebilir. Bu onun karakter meselesidir.
Ama siyasetin görevi de karakteri, aidiyeti ve mücadeleyi makam verilmeden önce tartabilmektir.
Sonradan “yanılmışız” demek kolaydır.
Çünkü siyasette bazı sonuçlar ihanetle değil, tercihle başlar.
Ve bazen hesap, gidenden önce onu getirene sorulur.
Dünden bu yana bir şey söylemek istemedim.
Böylesine ağır bir olayın hemen ardından, sıcağı sıcağına birkaç cümle kurup geçmenin doğru olmayacağını düşündüm. Bekledim. Haberleri takip ettim, televizyonlara baktım, gazetelerin manşetlerine baktım.
Belki birileri çıkar da “Bir insan neden bu noktaya geldi?” diye sorar dedim.
Ama olmadı.
Bir insan öldü.
Yıllarca bu devlete polis olarak hizmet etmiş bir emekli, Ali Şekeroğlu, emeklilerin hakkını aradığı Anayasa Mahkemesi önünde hayatını kaybetti.
Geride ise insanın boğazına düğümlenen bir cümle kaldı:
“Para için değil, onurumuz için.”
Bir insanın ölümü üzerinden siyaset yapmak istemiyorum. Ama onu bu noktaya getiren şartları konuşmamak, milyonlarca emeklinin geçim sıkıntısını görmemek ve b��tün bunların üzerine susmak da vicdanımıza sığmaz.
Bu ülke 2001’i unutmadı.
Ekonomik krizin ortasında bir esnaf, Başbakanlık önünde Bülent Ecevit’e doğru yazar kasa fırlattı. O yazar kasa günlerce televizyonlarda gösterildi, gazetelerde manşet oldu; ekonomik krizin sembollerinden birine dönüştü.
Aradan 25 yıl geçti.
Şimdi insanın aklına çok ağır bir soru geliyor:
O gün bir yazar kasanın yere düşerken çıkardığı sesi bütün Türkiye duydu da, bugün bir emeklinin feryadını neden duyamıyoruz?
Haber yapmayınca yoksulluk ortadan kalkmıyor.
Kamerayı çevirmeyince emeklinin pazardaki hesabı değişmiyor.
Ekranlarda göstermeyince milyonların mutfağındaki yangın sönmüyor.
Ve bir insanın adını anmayınca o insan hiç yaşamamış olmuyor.
Ali Şekeroğlu’nun bir ailesi vardı, sevenleri vardı, bir hayatı vardı.
Ve hepimize çok ağır bir soru bıraktı:
Bir emeklinin sesini duyurabilmesi için daha ne olması gerekiyor?
Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum.
25 yıl önce bir yazar kasanın sesini duyan Türkiye, bugün bir emeklinin feryadını duymadı.
Biz duyduk. Unutmayacağız.
Yeni bir dönem, daha büyük bir sorumluluk…
Cumhuriyet Halk Partisi Altınordu İlçe Başkanlığı görevini; örgütümüzün gücüne, ortak akla ve birlikte mücadeleye inanarak üstleniyoruz.
Kırgınlıkları geride bırakacak, ayrılıkları değil birlikteliğimizi büyüteceğiz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda; Cumhuriyetimiz, memleketimiz ve Altınordu için durmadan çalışacağız.
Çünkü mesele şahıslar değil;
mesele Altınordu, mesele Cumhuriyet Halk Partisi, mesele memleket. 🇹🇷
Şimdi yan yana gelme, omuz omuza verme ve mücadeleyi büyütme zamanı.
Şimdi Altınordu için çalışma zamanı.
103 yıl önce bugün, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, köklerini Sivas’tan ve Milli Mücadele’den alan büyük bir siyasi yürüyüş başladı.
Cumhuriyet Halk Partisi; Atatürk’ün bağımsızlık iradesinin, Cumhuriyet ülküsünün ve çağdaş Türkiye idealinin siyasal mücadelesi olarak tarih sahnesindeki yerini aldı.
103 yıldır değişmeyen pusulası; millet egemenliği, tam bağımsızlık, Cumhuriyet ve Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yoludur.
Bir asrı aşan bu büyük çınarın köklerinde Milli Mücadele, gövdesinde Cumhuriyet, yolunda Mustafa Kemal Atatürk vardır.
Ebedi Genel Başkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı, minnet ve özlemle anıyor; Cumhuriyet Halk Partisi’nin 103. kuruluş yıl dönümünü kutluyoruz. 🇹🇷
#CHP103Yaşında
FİLENİN SULTANLARI, 2. KEZ AVRUPA ŞAMPİYONU! 🇹🇷🏆
2026 CEV Trendyol Avrupa Şampiyonası finalinde İtalya’yı 3-2 mağlup ederek Avrupa’nın zirvesine bir kez daha Ay-Yıldızlı bayrağımızı diken #FileninSultanları’nı yürekten kutluyorum.
Son topa kadar mücadele, son ana kadar inanç… Bu büyük zaferle bir kez daha tüm Türkiye’ye tarifsiz bir gurur yaşattınız. ❤️🤍
Kupa yine bizim, Avrupa’nın zirvesi yine TÜRKİYE’NİN! 🇹🇷🏆
Tebrikler #FileninSultanları! 🇹🇷
FİNALDEYİZ! 🇹🇷
2026 CEV Trendyol Avrupa Şampiyonası yarı finalinde Sırbistan karşısında sergilediği üstün performansla 3-0’lık net bir galibiyet elde eden #FileninSultanları’nı yürekten kutluyorum ve şampiyonluk yolundaki son adımda başarılar diliyorum. 💪
30 Ağustos Zafer Bayramımızın 104. yıl dönümünü büyük bir gurur ve coşkuyla kutladık. 🇹🇷
Cumhuriyet Halk Partisi Ordu İl Başkanlığımız tarafından düzenlenen çelenk sunma töreninde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle andık.
Bu 30 Ağustos benim için ayrıca çok özel…
Kızım Yaz’ın ilk Zafer Bayramı. ❤️
Bir milletin esareti reddederek kazandığı bu büyük zaferin yıl dönümünü, evladımızın özgürce büyüyeceği bir vatanda kutlayabiliyor olmak tarifsiz bir gurur.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene! 🇹🇷
UEFA Avrupa Ligi Play-Off Turu’nda rakibini eleyerek adını lig aşamasına yazdıran Beşiktaş’ımı yürekten tebrik ediyorum. 🦅🇹🇷
UEFA Avrupa Ligi’nde başarılar Beşiktaş’ım! Yolun açık olsun, Avrupa’da nice zaferlere! 🖤🤍
#Beşiktaş#UEL
Olympique Lyon’u eleyerek Şampiyonlar Ligi lig aşamasına adını yazdıran Fenerbahçe’yi tebrik ediyorum. 🇹🇷
Yıllar sonra Şampiyonlar Ligi’nin lig aşamasında iki temsilcimiz birden olacak.
Ülkemizi Avrupa’nın en büyük futbol sahnesinde temsil edecek Fenerbahçe ve Galatasaray’a başarılar diliyorum.
Avrupa’da renklerin değil, Ay-Yıldız’ın tarafındayız. Başarılar Fenerbahçe, başarılar Galatasaray! 🇹🇷
11 Ağustos 2017’de Maçka’da PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen 15 yaşındaki Eren Bülbül’ü ve onu korumak için bedenini siper ederek şehadete yürüyen kahraman Astsubay Ferhat Gedik’i rahmet, saygı ve minnetle anıyorum.
Eren’i ve Ferhat Komutan’ı bizden koparan eli kanlı PKK’ya bugün af kapısı aralayanları, buna el kaldırıp onay verenleri en ağır şekilde kınıyorum. İçimdeki öfkeyi anlatmaya ne kelimeler yetiyor ne de kurabileceğim bir cümle… İnsan, Eren’in yüzüne bakıp Ferhat Komutan’ın fedakârlığını hatırlayınca bazı şeyleri kabullenemiyor.
Ne şehitlerimizi unuturuz, ne katillerini, ne de katillerine af isteyenleri!
İyi ki varsın Eren.
Minnettarız Ferhat Gedik.
#ErenBülbül #FerhatGedik
10 Ağustos 1920’de Türk milletinin önüne bir idam fermanı koydular: SEVR!
Türk milletini teslim almak, Anadolu’yu parçalamak, bağımsızlığımızı elimizden almak istediler.
Mustafa Kemal’in cevabı netti:
“Türk milleti için uğursuz bir ölüm kararı…”
Birinci Meclis “HAYIR” dedi. Türk milleti ayağa kalktı; Sevr’i de dayatan iradeyi de tarihin çöplüğüne gömdü. Kurtuluş Savaşı’yla kazandığı bağımsızlığını Lozan’da bütün dünyaya kabul ettirdi.
Aradan 106 yıl geçti…
Bugün PKK’ya af, terör örgütü mensuplarına özel hukuk ve (BEBEK KATİLİ) Öcalan’ın “demokratik cumhuriyet” projesine kapı aralayanlara açıkça soruyorum:
Sevr’e HAYIR diyen Birinci Meclis’in çatısı altında siz bugün neyin pazarlığını yapıyorsunuz?
Teröre taviz verip Atatürkçülük taslanmaz!
Öcalan’ın projesine kapı aralayıp Mustafa Kemal’in arkasına saklanılmaz!
Atatürk’ün çizgisi de bizim çizgimiz de nettir:
Tam bağımsız Türkiye!
Üniter devlet!
Kayıtsız şartsız milli egemenlik!
106 yıl sonra tarafını seçmek hâlâ bu kadar basit:
Ya Mustafa Kemal’in Cumhuriyeti,
ya Öcalan’ın “demokratik cumhuriyet” hayali!
Bizim tarafımız dün de belliydi, bugün de belli.
1982 Anayasası’nın darbecilere yargı zırhı sağlayan Geçici 15. maddesi yıllarca “hukukun önünde hesap verilmeli” denilerek eleştirildi ve 2010 referandumuyla kaldırıldı.
Bugün ise Çerçeve Yasa’nın 10. maddesiyle, bu süreç kapsamında görev yapanlara hukuki, idari ve cezai sorumsuzluk getiriliyor.
Madem yürüttüğünüz sürece bu kadar güveniyorsunuz, neden daha en başından kendinize yargı kalkanı hazırlıyorsunuz?
Türk Milleti’ne güvenin, hukuka güvenin; kendinize yazdığınız koruma maddelerine değil. Çünkü hukuk, günü kurtarmak için değil, devleti ayakta tutmak için vardır.
Fındık sadece dalda yetişmiyor.
Bir yılın emeğiyle, alın teriyle, umutla yetişiyor. Çocuğunu okutmak isteyen babanın, evini geçindirmeye çalışan annenin, borcunu ödemeye çalışan üreticinin umuduyla yetişiyor.
Son 5 yılda TMO, fındık alım fiyatını her yıl en az %50 artırdı. Bu nedenle 300 TL beklentisi, üreticinin değil, iktidarın kendi oluşturduğu beklentiydi.
Bugün ise artış sadece %28,21’de kaldı. Beklenti 300 TL, açıklanan fiyat 250 TL.
Bu karar yalnızca üreticiyi değil; fındığa bağlı yaşayan esnafı, işçiyi ve Karadeniz ekonomisini de etkileyecek.
Bir yıllık emeğin karşılığı gerçekten bu mu, yoksa yine faturayı üreticiye mi kestiniz?
“Eşit yurttaşlık” diyorsunuz…
Bu ülkede oy kullanamayan kim?
Seçilemeyen kim?
Parti kuramayan kim?
Mahkemeye gidemeyen kim?
Yıllardır aynı kavram ortaya atılıyor ama kimse “Hangi haktan mahrum bırakılıyoruz?” sorusuna net bir cevap veremiyor.
Sorun hukukun eşit uygulanmasıysa, buna kimsenin itirazı yok. Ama teröre taviz vermeyi, yeni ayrıcalıkları ya da yeni pazarlıkları “eşit yurttaşlık” adı altında meşrulaştırmaya kalkarsanız; karşınızda şehit ailelerini, gazileri ve vatanını seven milyonları bulursunuz.
Bu millet, eşitliği savunur; teröre tavizi değil.
Kemal Kılıçdaroğlu: Silahların siyasetten tamamen çıkmasına, TBMM merkezli bir sürece ve eşit yurttaşlığa evet diyoruz.
Yeter ki bir kişi daha ölmesin, Türkiye bu meseleden kurtulsun.
Siyasetin de, düşmanlığın da bir raconu vardır.
Rakibini yenersin, eleştirirsin, sandıkta mağlup edersin. Ama onu kamuoyunun önünde aşağılayıp bir güç gösterisinin malzemesi haline getirmezsin.
Bugün bazı siyasetçilere el öptürülmesi, rozet takılarak “itaat etti” görüntüsü verilmesi sadece o kişileri hedef almıyor. Asıl verilmek istenen mesaj millete: “Sizin seçtiklerinizi istediğimiz gibi hizaya getiririz.”
El öptürebildiklerini propaganda malzemesi yapan, boyun eğmeyenleri ise cezaeviyle karşı karşıya bıraktığı algısını oluşturan bir anlayış; demokrasiye de hukuk devletine de zarar verir.
Bu, siyasi rekabet değil; iradeye gözdağı verme çabasıdır. Toplumun sabrını zorlayan, öfkeyi büyüten tam da bu kibirli anlayıştır. Hiç kimse milletin onurunu sınamaya kalkmasın. Bu ülkenin ihtiyacı, korkuyla teslim alınmış siyaset değil; özgür iradeyle yapılan siyasettir.
Bu milletin en büyük kırmızı çizgisi terördür.
Bu yüzden hiç kimse, hangi makamda olursa olsun, terör örgütünü silahla ulaşamadığı hedeflere siyaset üzerinden ulaştıracak bir anlayışın sözcülüğünü yapmamalıdır.
Terörün gölgesinden çıkan bir sürece “siyaset güvencesi” istemek, hukuku değil, milletin vicdanını tartışmaya açmaktır.
Önce adalet. Önce hesap. Önce bu ülkenin evlatlarının canıyla ödediği bedelin hakkı…
Türkiye’de siyaset yapmanın tek meşru yolu; demokrasiye, hukuka ve millet iradesine bağlılıktır. Terörün gölgesinden beslenen hiçbir anlayışa, hiçbir gerekçeyle siyasi meşruiyet kazandırılamaz.
Kimse kusura bakmasın; teröre en küçük siyasi alan açmaya çalışan her fikir, bu milletin ortak vicdanında mahkûm olmaya mahkûmdur.
YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, silah bırakan PKK terör örgütü mensuplarının siyaset yapabilmelerinin güvence altına alınmasını istedi:
“Altını çizerek söylüyorum; örgüt silahlı yöntemden vazgeçti ve kendisini kendi hukukuna göre feshetti.
Ama siyaset yapma iradesinden vazgeçmedi. Yani sonuçta silah bırakacak örgüt üyeleri veya bu yasa çerçevesinde sivil yaşama katılacak olan insanlar, yurttaşlarımız sonuçta siyaset yapacaklar.
Yani siyasetten vazgeçmiş değiller. Bu çerçevenin de güvence altına alınması gerekir. Şu anda siyaset yapan insanların mevcut ortamda hiçbir güvencesi yok.
Dolayısıyla sürecin yasadan sonra da tıkanmaması, pürüzlerin ve aksaklıkların yaşanmaması için demokratik siyasal yaşamın sürdürüleceği konusunda güvencelerin mutlaka hem yasal zeminde hem de uygulamayla verilmesi lazım ki sonraki süreç de aksamadan yürüsün.”
23 Temmuz 1919… Erzurum Kongresi’nin yıl dönümü.
Erzurum Kongresi denince hep alınan tarihi kararlar konuşulur. Ama o kararların alınmasını sağlayan, çok az kişinin bildiği anlamlı bir fedakârlık vardır.
Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a geldiğinde artık askerlik görevinden istifa etmişti. Kongreye katılabilmesi için delege olması gerekiyordu, ancak delege değildi.
İşte o gün Erzurumlu iki isim, Cevat Dursunoğlu ve Kazım Yurdalan, kendi delegelik haklarından vazgeçerek yerlerini Mustafa Kemal Paşa’ya bıraktılar.
Belki o an bunun tarihe nasıl geçeceğini onlar da bilmiyordu. Ama attıkları bu adım, Milli Mücadele’nin en kritik dönüm noktalarından birinde Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinin önünü açtı.
Bazen tarihin akışını değiştiren şey büyük ordular değil; doğru zamanda gösterilen cesaret, güven ve fedakârlıktır.
Bugün Erzurum Kongresi’ni anarken sadece alınan kararları değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e inanan ve onun arkasında duran o insanların vatan sevgisini de hatırlamak gerekiyor.
Çünkü Cumhuriyet, sadece cephede kazanılan zaferlerle değil; Atatürk’e güvenen insanların gösterdiği kararlılık ve fedakârlıkla da yükseldi.
23 Temmuz 1919’u, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve tüm Milli Mücadele kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
🇹🇷
Sabah Gazetesi’nin haberine göre, “sektörel ve bölgesel asgari ücret” modeli üzerinde çalışma başlatılmış.
AKP iktidarını artık tanıyoruz. Yapmayı planladığı birçok uygulamayı önce iktidara yakın medya aracılığıyla kamuoyuna servis eder, toplumun nabzını ölçer. Tepki zayıfsa da uygulamaya koyar.
Eğer bu haber de böyle bir hazırlığın parçasıysa, şimdiden söyleyelim:
Bölgesel asgari ücret; kalkınma projesi değil, Anadolu’yu ucuz iş gücü deposuna çevirme projesidir.
Yıllardır yatırım götürmediğiniz, fabrikalar açmadığınız şehirleri şimdi bir de düşük ücret bölgesi ilan ederek neyi amaçlıyorsunuz?
Bugün Anadolu’nun genci iş bulamadığı için memleketini terk ediyor. Yarın buna bir de “aynı emeğe daha düşük ücret” eklerseniz, göçü teşvik etmiş olursunuz. Bu düzenleme, Anadolu’yu kalkındırmaz; Anadolu’nu gençsiz bırakır.
Bir ülke, kendi gençlerini doğduğu topraklardan kopararak büyüyemez.
Biz Anadolu’nun gençlerini memleketlerinde üretirken, kazanırken ve gelecek kurarken görmek istiyoruz. Siz ise onları ya ucuz işçiliğe mahkûm ediyor ya da büyükşehirlere göçe zorluyorsunuz.
Bilin ki Anadolu sahipsiz değildir. Bu toprakları boşaltacak, gençleri memleketinden koparacak her anlayışın karşısında olacağız.
AKP’nin yıllar önce aldığı yanlış bir kararın faturası bugün yine milletin önüne konuldu. Irak merkezi hükümetinin onayı olmadan Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi’nin petrolünün Ceyhan üzerinden dünya pazarına ulaştırılmasına izin verildi. Irak bu durumu uluslararası anlaşmalara aykırı bularak Türkiye’yi uluslararası tahkime taşıdı. Yıllar süren davanın sonunda Türkiye yaklaşık 1,5 milyar dolar tazminata mahkûm edildi. Bu kararı iptal ettirmek için verilen hukuk mücadelesi de sonuç vermedi.
Şimdi soruyorum; bu yanlış kararı alanlardan hangisi cebinden tek kuruş ödeyecek? Hiçbiri. Çünkü o parayı ödeyecek olan yine bu ülkenin vergisini veren insanları olacak. Sen olacaksın, ben olacağım. Markette ödediğimiz KDV’den, akaryakıtta verdiğimiz vergiden, ödediğimiz her kuruştan çıkan parayla bu fatura kapanacak.
İşte bu yüzden mesele sadece 1,5 milyar dolar meselesi değil. Mesele, yanlış kararların hesabını hiçbir zaman o kararları alanların vermemesi. Bedeli hep millet ödüyor. Bugün buna sessiz kalırsan yarın önüne konulacak yeni faturaya da itiraz etme hakkını kendinde bulamazsın. Çünkü hesap sorulmayan her yanlış, bir sonrakinin önünü açar. Bu ülkenin kaybedecek ne 1,5 milyar doları ne de görmezden gelinecek tek bir yanlış kararı daha var.
Eskişehir’de silahlı bir olaya müdahale ederken görevi başında şehit olan Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Demirbaş’a Allah’tan rahmet, ailesine ve silah arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.
Milletimizin başı sağ olsun. 🇹🇷