15 Temmuz; milletin iradesine, devletin varlığına, bekasına, itibarına, dinimize, dindarlığımıza ve adalet duygumuza kurulmuş hain bir suikastın adıdır.
O gece milletimiz canı pahasına devletine sahip çıkmış, iradesini hiçbir vesayet odağına teslim etmeyeceğini bütün dünyaya ilan etmiştir.
15 Temmuz’dan çıkarılması gereken en büyük ders, devleti içeriden çürüten anlayışlarla mücadele etmektir.
Liyakatin yerine sadakati, hukukun yerine keyfiyeti, adaletin yerine aidiyeti koyan her anlayış, türü farklı da olsa yeni tehditlerin kapısını aralar.
Devleti güçlü kılacak olan; adalet, hukukun üstünlüğü, kurumsallık ve herkese eşit uygulanan hukuk düzenidir. Bir daha hiçbir ihanet şebekesinin bu millete musallat olamaması ancak böyle mümkün olacaktır.
15 Temmuz hain darbe girişiminde canlarını vatan uğruna feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.
Srebrenitsa’da hem insanlar hem de insanlığın vicdanı katledildi.
1995’te Bosna-Hersek’in Srebrenitsa kentinde soykırımda hayatını kaybeden masum Boşnak kardeşlerimizi rahmetle yâd ediyorum.
Srebrenitsa’yı unutmadık, unutturmayacağız!..
Türkmen şehri Kerkük’ün hafızasında derin izler bırakan 14 Temmuz 1959 Katliamı’nı unutmadık.
Kerkük Katliamı’nda şehit edilen Türkmen soydaşlarımızı rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.
Soydaşlarımızın acısı acımız, Kerkük’ün hüznü hüznümüzdür.
Geçmişin acılarını unutmadan; birlik, kardeşlik ve adalet duygusunu yaşatmaya devam edeceğiz.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Şeyh Edebali’nin dediği gibi:
“İnsana rast gelesin.”
Güzel olana, doğru olana,
hakkı bilip uygulayana…
Kalpten sevene,
aklıyla görene…
İyilikte yürüyene,
kötülükten dönene…
İnsanı insandan,
kulu kuldan ayırmayana…
Kuldan değil,
Allah’tan korkana rast gelesin…
NATO Zirvesi’nde kimin ne diyeceğine, Türkiye’ye ne denileceğine, Türkiye’den ne isteneceğine, Türkiye’nin başına bir çorap mı örüleceğine, her şeye bakacağız! Endişelerimiz var; süreci de hassasiyetle takip ediyoruz...
Milli Eğitim Bakanlığı’na çağrımızdır.
Yeni eğitim öğretim yılı başlamadan önce üç konuda somut adım bekliyoruz:
📌 Okul güvenliği
📌 Temizlik personeli sorununun çözümü
📌 Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin öğretmenler tarafından tam olarak anlaşılmasını sağlayacak çalışmalar
Çocuklarımızın daha güvenli, daha temiz ve daha nitelikli bir eğitim ortamına kavuşması için verilen sözlerin takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Başbağlar; milletimizin ortak hafızasında dinmeyen bir acıdır.
5 Temmuz 1993’te hain terör örgütü tarafından katledilen masum vatandaşlarımızı rahmetle yâd ediyorum.
Teröre karşı birlik ve kardeşliğimizi her zaman koruyacak, şehitlerimizin emanetine de daima sahip çıkacağız.
Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Türk milletinin bir tek gücü var sarılacağımız; insanı var, kendisi var. Kendinden başka sermayesi yok Türk milletinin. Yani bizim ticaretimiz de insan, sözümüz de insan, kapasitemiz, her şeyimiz insan. İnsandan başka sermayesi olmayan bir milletin insanı koruması lazımdır. Bu siyasetin kuralsızlığı, Türk milletinin en kıymetli hazinesini vurmuştur.
Türkiye’de emeklilik meselesi yalnızca emeklilerin aldığı maaş üzerinden tartışılamaz. Bu mesele; istihdamı, sosyal güvenlik sistemini, prim yapısını, çalışma hayatını ve gençlerin iş gücüne katılımını birlikte ele almayı gerektirir.
Bugün ne eğitimde ne istihdamda olan milyonlarca gencimiz var. O gençler üretime ve çalışma hayatına katıldığında hem prim gelirleri artacak hem de sosyal güvenlik sistemi daha güçlü bir yapıya kavuşacaktır. Emeklilik rejimi de kök maaş uygulaması da bu bütüncül anlayışla yeniden ele alınmalıdır.
Emekliye, “Bu maaşla idare edin.” demek milletimize hakarettir. Bu maaşlarla yaşanmaz; ancak hayatta kalma mücadelesi verilir. Bu yüzden emeklilik meselesini sadece maaş artışı olarak değil, ekonomi, istihdam ve sosyal güvenlik politikalarının ortak konusu olarak görüyoruz. Bu konuda ayrıntılı ve uygulanabilir bir yol haritamız hazır.
Fedakârlığa emeklilerden başlamak ayıptır. Zaten yıllarca çalışmış, ömrünü bu memlekete vermiş insanlara “Biraz daha sabredin.” denemez. Eğer tasarruf yapılacaksa önce siyaset tasarruf etmelidir.
Cumhurbaşkanı külliyesinden, makam uçaklarından, makam araçlarından; siyaset kurumunun temsil giderlerinden ve israf kalemlerinden başlanmalıdır. “Ülke zor durumda.” deniliyorsa, bunun yükünü önce devleti yönetenler omuzlamalıdır.
Biz, Anahtar Parti olarak bunu bir siyasi ilkeye dönüştürdük:
Kamuda lale, yönetimde sülale dönemine son vereceğiz.
Çünkü bu ülkede sorun sadece israf değildir; aynı zamanda liyakatin yerine adam kayırmacılığın geçirilmiş olmasıdır. Millet fedakârlık yaparken devlet de fedakârlık yapmak zorundadır. Devlet, vatandaşından istediğini önce kendi uygulamalıdır.
Yola çıkarken,
"İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" dediniz.
Bugün ise milleti,
hayat pahalılığıyla baş başa bıraktınız.
Bir zamanlar "Simidi bile çok görüyorlar" diyerek iktidara geldiniz.
Bugün emekliye de asgari ücretliye de aynı simidi çok görüyorsunuz!..
ROTA BELİRLENDİ!
‘Anahtar’ın Rotası: Millet!
Yaz boyunca Türkiye’nin dört bir yanındayız.
81 ilimizde vatandaşlarımızla buluşacak; esnafımızı, çiftçimizi, emekçilerimizi dinleyecek, kadınlarımızın ve gençlerimizin beklentilerini doğrudan kendilerinden dinleyeceğiz.
Milletimizin sesine kulak vermek, sorunlarını birlikte değerlendirmek ve çözüm önerilerimizi paylaşmak için 1 Temmuz’da yola çıkıyor; 1 Ekim'e kadar memleketimizi karış karış geziyoruz.
Özümüz, sözümüz, yönümüz millet!..
#RotamızMillet
Milletimiz, siyasetçileri en çok ne zaman sevdi? Empati kurduklarında... Kendine oy vermeyenlerin de hukukunu koruduklarında... Hasımlarına adalet vadettiklerinde... Düşman bildiklerine bile hikmetle yaklaşabildiklerinde... Kalpleri yumuşak, sözleri vakur, yüzleri mütebessim olduğunda.
Çünkü bu millet, tebessüm edeni de adaletli davrananı da sever.
Bugün sadece muhalefetin değil, milletimizin asabı bozuk. İktidarın kendisine şu soruyu sorması gerekir: Bu milletin huzuru niçin kaçtı? İnsanlarımız neden bu kadar gergin, bu kadar umutsuz?
Daha da düşündürücü olan şudur: Bu iktidar döneminde büyük servetler kazananlar bile mutlu değiller. Kazandıkları parayı bu ülkede değerlendirmeye güvenmiyor, başka ülkelere taşıyorlar. Demek ki mesele sadece para kazanmak değildir.
Çünkü huzurun teminatı servet değil, hukuktur.
İnsanlar geleceğine güvenmiyorsa, mülkiyetinden endişe ediyorsa, yarın neyle karşılaşacağını bilmiyorsa; ne kadar zengin olursa olsun huzurlu olamaz.
Ülkeyi güvenli, müreffeh ve mutlu yapan şey yalnızca ekonomik büyüklük değildir. Asıl güvence hukuktur. Hukukun güçlü olduğu yerde yatırım da kalır, sermaye de kalır, umut da kalır.
Bizim mücadelemiz sadece ekonomiyi düzeltmek için değil; adalet duygusunu yeniden ayağa kaldırmak içindir. Çünkü biliyoruz ki hukukun olmadığı yerde ne zenginlik huzur getirir ne de imkânlar mutluluk sağlar.
Denizlerindeki hakkını koruyamayan milletler, bağımsızlığını da tam manasıyla koruyamaz!..
1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı; milletimizin kendi denizlerinde egemenliğini ilan ettiği, bağımsızlık iradesini denizlerde de perçinlediği tarihi bir dönüm noktasıdır.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve denizlerdeki egemenlik mücadelemize emek veren bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla yâd ediyor; tüm denizcilerimizin Denizcilik ve Kabotaj Bayramı’nı kutluyorum.