BAŞSAĞLIĞI DİLERİZ
Sendikamızın öncülü Tüm Sağlık Sendikasının Genel Başkanı Fevzi Gerçek’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz.
Ailesine, dostlarına ve tüm mücadele arkadaşlarına başsağlığı dileriz.
Devri daim olsun,
anısını mücadelemizde yaşayatacağız.
SES GENEL MERKEZİ
HAKLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ!
YİNELİYORUZ: NAFAKAYA DEĞİL YOKSULLUĞA, AYRIMCILIĞA SON VERİN!
Sorun nafaka değil, kadınları yoksulluğa, güvencesizliğe ve şiddete açık hâle getiren politikalardır!
•Kadınların kazanılmış haklarına yönelik saldırılara derhal son verilmeli,
•Kadın istihdamını artırmaya yönelik politikalar geliştirilip uygulanmalı,
•Güvenceli ve tam zamanlı çalışma olanakları yaratılmalı,
•Kadına yönelik şiddetle etkin biçimde mücadele edilmeli, erişilebilir başvuru mekanizmaları oluşturulmalı ve önleyici tedbirler güçlendirilmeli
•Yargı reformları toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle planlanmalıdır.
Bakım hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınmadan; yeterli sayıda sığınma evi, barınma ve kreş desteği sağlanmadan nafaka hakkının ortadan kaldırılması, kadınları şiddete daha açık hâle getirmekten, yoksulluğu derinleştirmekten ve güvencesizliği artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
Kararı tanımıyoruz.
Haklarımıza yönelik saldırılara karşı mücadele etmeye devam edeceğiz!
Acımız Büyük,
Yüreğimiz Soma’da Bir Kez Daha Yandı!
Sorumlular Hesap Versin!
İşçi cinayetlerine her gün bir yenisi ekleniyor. Çalışma yaşamının iktidar ve sermaye iş birliğinde özelleştirme, taşeronlaştırma, sendikasızlaştırma, güvencesiz ve kuralsız çalıştırma politikalarıyla bataklığa çevrilmesinin bedelini işçiler, emekçiler canları ile ödüyor.
Dün Manisa Soma’da İmbat Madenciliğe ait maden ocağında meydana gelen göçükte 2 işçi yaralı olarak kurtarılırken 5 işçi yaşamını yitirmiştir. Yaşamını yitiren 5 maden işçisi kardeşimizin ailelerine ve yakınlarına başsağlığı, yaralılaraacil şifalar diliyoruz.
Ülkemizde kaza sınırlarını çoktan aşarak adeta seri cinayetlere dönüşen bu acı tablo bir kez daha yüreğimizi yakmıştır. Yaşanan bu facia tesadüf veya kaza değil; göz göre göre gelen açık bir iş cinayetidir!
301 işçimizi kaybettiğimiz 13 Mayıs 2014 Soma Katliamınınyaşandığı ocağın yanı başında faaliyet gösteren ve daha önce de defalarca iş cinayetleriyle gündeme gelen İmbat Madencilikte yaşananlar, sermaye düzeninin gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur.
Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları arasında yer alan, milyarlarca liralık ciro yapmasına rağmen vergi ödemeyen veya komik oranlarda vergi ödeyen şirketler; "maliyet" diyerek iş güvenliği önlemlerini almamakta, işçileri ağır ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlamaktadır.
Öte yandan sorumluların cezasız bırakıldığı, yargı süreçlerinin içinin boşaltıldığı her durum bize yeni acılar ve yeni katliamlar olarak dönmektedir.
Amasra’dan Ermenek’e, İliç’ten Soma’ya kadar binlerce canımızı aramızdan koparan emek düşmanı bu bataklık kurutulmadıkça, insanı ve emeği merkeze alan güvenceli bir çalışma düzeni kurulmadıkça iş cinayetleri son bulmayacaktır.
Göçükle ilgili iddialar ve ihmaller tüm yönleriyle titizlikle araştırılmalı; sadece kâğıt üzerindeki sorumlular değil, kâr hırsıyla işçinin canını hiçe sayan şirket yöneticileri ve denetim görevini yerine getirmeyen tüm siyasi sorumlular adalet önünde hesap vermelidir!
Bir daha Soma’lar, Amasra’lar, Ermenek’ler yaşanmasın diye; eşit, özgür, güvenceli ve demokratik bir Türkiye için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!
Yürütme Kurulu
DEPREM TAZMİNATINDA SENDİKAMIZDAN BÜYÜK KAZANIM!
Deprem Tazminatı ve Fazla Çalışmada Kapsam Dışı Bırakılan 26 İlçedeki Binlerce Kamu Görevlisi Sendikamızın Açmış Olduğu Dava İle Kapsam İçine Alındı
Hepimizi derinden sarsan 6 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş merkezli depremlerden sonra Cumhurbaşkanlığı kararı ile 11 ilden 3’ünde; Adana, Diyarbakır, Elâzığ ilçelerinin tamamında çalışan kamu görevlilerine tazminat ve fazla çalışma ücreti verilmemişti.
Cumhurbaşkanı kararında yer almayan Adana’nın Aladağ, Feke, İmamoğlu, Karaisalı, Karataş, Pozantı, Saimbeyli, Sarıçam, Tufanbeyli, Yumurtalık ilçeleri, Diyarbakır’ın Çınar, Cüngüş, Dicle, Eğil, Ergani, Hani, Hazro, Kocaköy, Kulp, Lice, Silvan ilçeleri, Elazığ’ın Ağın, Alacakaya, Arıcak, Keban, Sivrice ilçeleri ve tüm bu ilçelere bağlı yerleşim yerlerinde çalışan kamu görevlilerine de tazminat ve fazla çalışma ücreti ödenecektir.
Danıştay 12. Dairesinin eksik düzenlemeye dair iptal kararı ektedir. Bu kararla binlerce kamu çalışanın maruz kaldığı haksızlık giderilmiş olmaktadır.
Kapsam dışı bırakılan ilçelerde çalışan kamu görevlileri tazminat ve fazla çalışma ücreti başvuruları için Şube/Temsilciliklerimizden dilekçe örneklerine ulaşabilirler.
Mahkeme Kararı: https://t.co/gIf6WGMa5p
SES GENEL MERKEZİ
#SESimiz30Yaşında
TUZ KOKTU!
BORSA VURGUNUNUN TÜM SORUMLULARI AÇIĞA ÇIKARILSIN,
HESAP SORULSUN!
Ülke olarak günlerdir 1 Trilyon TL’ye ulaşan borsa-fon vurgununa ilişkin gelişmeleri izliyoruz. Vurgundan nemalandığı iddia edilenlere eski bakanlardan, bürokratlara kadar uzanan yeni isimler ekleniyor.
Yaşanan her gelişme basit bir piyasa dolandırıcılığı ile değil, “Finansal Piyasaların Susurluk'u" olarak nitelendirilen; sermaye, siyaset ve bürokrasinin, siyasi nüfuz ağlarının iç içe geçtiği bir çürüme ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Üstelik bu skandalda yaşananların Türkiye ekonomisine verdiği zarar yalnızca vurgunun doğrudan parasal büyüklüğü ile ölçülemez. Yüz binlerce yurttaşın birikimlerinin erimesi, borsada yaşanan değer kayıpları ve ülkenin finansal risk algısının yükselmesi bu skandalın tüm topluma yansıyan ekonomik maliyetini çok daha ağır hale getirmektedir.
Buna rağmen siyasal iktidar etkili bir soruşturma ve kovuşturma yürütüleceğine ilişkin hamaset nutukları atmakta, vurgunu istifalarla, etkin pişmanlıkla geçiştirmeye çalışmaktadır.
Bu hamaset nutuklarına, toplumu oyalama taktiklerine daha önce defalarca tanık olduk.
Deniz Feneri, Reza Zarrab–Halkbank dosyaları gibi soruşturma dosyalarında; Kızılay’ın deprem çadırı satışı, ticaret eski bakanının kendi şirketinden dezenfektan alımı yapması gibi onlarca yolsuzlukta da benzer nutuklar atıldı. Ancak tüm bu dosyaların, yolsuzlukların üzeri asıl sorumluları ortaya çıkarmadan tek tek kapatıldı.
Dolayısıyla göz göre göre yapılan vurgunu 1 yılı aşkın süredir sadece izlemekle yetinenlerin bugün attığı hamaset nutuklarının hiçbir inandırıcılığı yoktur.
Nitekim devletin görevi, vurgun büyüdükten sonra hasar tespiti yapmak değil, yurttaşın birikimlerinin yağmalanmasını daha başında engellemektir.
Yaşanan soygunun üstü istifalarla ya da etkin pişmanlık benzeri cezasızlık kapısına dönüşen düzenlemelerle kapatılamaz!
Haksız kazancı iade etmek, işlenen fiilin yok sayılması anlamına gelmez, gelemez. Kamu vicdanını yaralayacak biçimde “parayı geri ver, suçunuzu görmezden gelelim”anlayışı kabul edilemez.
Bu sistematik soygunun devletin ilgili kurumlarının bilgisi ve gözetiminde gerçekleştiğine dair haklı şüpheyi ortadan kaldırmak için atılacak adımlar bellidir.
· Kamu kurumları borsadaki olağan dışı işlemleri ne zaman tespit etti?
· SPK ve Borsa İstanbul neden zamanında müdahale etmedi?
· Kimler görevini ihmal etti ve vurguna göz yumdu?
· Siyasi ilişkiler bu servet transferlerinde rol oynadı mı?
İktidar hamaset nutukları atmak yerine bir an önce bu sorulara cevap vermelidir.
Aileleriyle birlikte en az bir buçuk milyon yurttaşımızın mağdur edildiği borsa ve fon vurgununa karışan, göz yuman, koruyup kollayan tüm sorumlular ve siyasi uzantıları hesap vermelidir!
Vurgunun faturasının birikimlerine çökülen emekçilere ve halka kesilmesine izin verilmemelidir!
Bunun için;
· Vurgundan elde edilen kazançların tamamı tespit edilmeli, haksız kazançlara ve mal varlıklarına derhal el konulmalıdır.
· Vurgunun arkasında örgütlü bir yapı olup olmadığına ilişkin şeffaf bir süreç yürütülmeli böyle bir yapı varsa tüm ekonomik, bürokratik ve siyasi bağlantılarıyla ortaya çıkarılmalıdır.
· Denetim görevini zamanında yerine getirmeyenler de tıpkı bu vurgundan haksız kazanç sağlayanlar gibi kamuoyu önünde hesap vermelidir.
Öte yandan bilinmesini isteriz ki toplum olarak bir borsa-fon vurgunundan çok daha derin bir sorun ile karşı karşıyayız.
Çünkü sorunun kaynağında sivrisinekleri besleyen bataklık misali yolsuzlukları, vurgunculuğu besleyen bir sitem vardır.
Dolayısıyla mesele tek başına bir borsa-fon vurgunu meselesinden ibaret değildir.
Mesele; “Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar ile mücadele edeceğiz” diyerek iktidara gelenlerin Türkiye’yi adım adım daha fazla Yasakla, Yoksullukla, Yolsuzlukla birlikte anılır bir ülke haline getirmesidir.
Mesele; güçler ayrılığını ortadan kaldıran, parlamentonun yetkilerini alabildiğine sınırlamakla yetinmeyip devletin denetleme-soruşturma-yargılama yapmakla görevli her kurumunu kendine bağlayan mevcut otoriter sistemdir.
Mesele; attığı her adımda halka ve emekçilere açlık ve yoksulluk dayatan, sermayenin ve yandaşların servetine servet katan sömürü düzeni ve söz konusu düzeni yasaklarla, baskılarla ayakta tutmaya çalışan tek adam iktidarıdır.
Dolaysıyla tek çıkar yol yoksulun cebinden, sofrasından alıp zengine aktaran, yaşanan her yolsuzluğun üstünü kapatan, sömürü ve baskı politikalarından beslenen otoriter düzene karşı mücadeleden geçmektedir.
KESK olarak emekçilere ve halka sefalet dayatan, bir avuç yandaşın ve sermayenin servetini büyüten düzene karşı kararlılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz.
Yürütme Kurulu
"Para için değil onurumuz için" diyen emeklilerimiz ile SES yükselttik. Fonculara, rantçılara karşı yaşasın sınıf dayanışması, yaşasın @sesgenelmerkezi yaşasın @KESK1995
EMEKLİYİ SEFALETE, ÇARESİZLİĞE VE ÖLÜME MAHKÛM EDEN BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEK OLAN YİNE EMEKÇİLERİN ORTAK MÜCADELESİDİR!
Ankara’da emeklilerin seyyanen zam ve insanca yaşam talebiyle Anayasa Mahkemesi önünde gerçekleştirdiği eylem sırasında “geçinemiyorum” diyerek yaşamına son veren emekli yurttaşımız Ali Şekeroğlu’nun ailesine, yakınlarına ve tüm emekçilere başsağlığı diliyoruz. Yaşanan bu büyük trajedi hepimizde büyük bir üzüntü yaratmıştır.
Türkiye’de uzunca zamandır emeklilere ve emekçilere dayatılan ücretler, yoksulluk düzeyinin çok daha ötesine geçmiş; açlık, sefalet ve yaşamda kalma sorununa dönüşmüştür.
Bugün ülkemizde milyonlarca insan kirasını, faturasını, mutfak masrafını nasıl karşılayacağını düşünüyor. Yıllarca çalışıp üreten emekçiler, emekli olduklarında pazarda filesini dolduramıyor, torununa harçlık veremiyor, temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamıyor. Bu toplumsal buhran artık milyonlarca evin içindedir. Bu yük daha fazla taşınamaz!
24 yıllık AKP iktidarının emekçilere bıraktığı tablo ortadadır: açlık, yoksulluk, sefalet, güvencesizlik ve geleceksizlik. Emekliyi açlık sınırının altında yaşamaya zorlayan, emeğin milli gelirden aldığı payı azaltan, çalışma yaşamını güvencesizleştiren politikaların siyasi sorumluluğu vardır ve bu sorumluluk yok sayılamaz.
Bir emekçinin son sözü olan “Geçinemiyorum!” artık yalnızca kişisel bir feryat değil, milyonların ortak çığlığıdır.
Başta emekliler olmak üzere işçilerin ve emekçilerin yükselen feryadını duymamak için özel bir çaba harcayanlara karşı, insanların yaşadığı yoksulluğu, çaresizliği ve derin toplumsal trajediyi görmezden gelmenin utancı ülkenin dört bir yanında dalga dalga büyüyor.
İnsanların yaşamlarına son verme noktasına sürüklendiği bir ülkede artık mesele yalnızca ekonomik yoksulluk değil; insan onurunun, umudun ve geleceğe dair inancın da yoksullaşmasıdır.
Bu çığlığı duymayanlar bilmelidir ki toplumların sessizliği sonsuza kadar sürmez. Görmezden gelinen her acı, bir gün daha büyük bir toplumsal hesaplaşmanın vicdanında karşılığını bulur.
Buradan bütün emekçilere ve emeklilere sesleniyoruz: Bizi yoksulluğa ve çaresizliğe mahkûm eden politikalara karşı örgütlenmekten, yan yana gelmekten, dayanışmayı büyütmekten ve haklarımız için birlikte mücadele etmekten başka yolumuz yoktur!
Bu düzene karşı susmak, bizi yoksullaşma politikalarının ortağı yapacaktır. Tam da bu yüzden:
SUSMAYACAĞIZ, BOYUN EĞMEYECEĞİZ!
🔴 "Kaynak yok" safsatasının 8 aylık bilançosu!
Faize cömert, sosyal güvenliğe cimri bütçe!
8 ayda:
Faize (bir avuç finans oligarşisine) 2 trilyon TL!
Bütçenin %16,3'ü!
Sosyal güvenliğe (77 milyon yurttaşın emekli aylığı ve sağlık ödemesine devlet katkısı) 1,1 trilyon lira!
Bütçenin yüzde 8,8'i!
Emekli aylıkları için, emeklilikte adalet için kaynak yokmuş.
"Aktüeryal denge" zordaymış!
⁉️ Emeklilere "seyyanen zam" mı geliyor?
❌ Baştan söyleyeyim. Gelmiyor!
✏️ AYM'nin sayın Çilesiz'in başvurusunu "kabul edilebilir" bulması sonrası ortalık hareketlendi. "AYM’den emeklilere zam sinyali" verildiği iddiası ortaya atıldı
✏️ "Emekliye seyyanen zam gündemde" şeklinde haberler yapılmaya ve emeklilerin toplu para alabileceği şeklinde beklentiler yaratılmaya başlandı. Hatta miktarlar bile konuşulmaya başlandı.
➡️ Bu hukuk mücadelesi etrafında büyük beklentiler oluşmuş durumda. Sayın Çilesiz takdire şayan bir hukuk mücadelesi yürütüyor.
➡️ Bu mücadeleyi destekliyorum. Hukuksuzluğun AYM tarafından tespiti çok hayati olacaktır. Ama başvurucudan bağımsız olarak kamuoyunda oluşan veya oluşturulan beklentilerin büyük bölümü hukuken hatalı.
Bu mücadelenin önemini teslim ederek AYM'deki hukuki mücadelenin sınırlarının bilinmesinin yararlı olacağını düşünüyorum. Bu nedenle bu notu paylaşma ihtiyacı duydum.
🔴 Önce net olalım: Bu dava tüm emeklileri değil, kamu görevlisi (memur) emeklilerini ilgilendiriyor.
🔴 Öte yandan "AYM'deki iptal davası" tabiri hatalı. Ortada bir iptal davası yok.
Süreç şöyle işledi: Çilesiz'in açtığı dava Ankara 9. İdare Mahkemesi'nde reddedildi, Anayasa'ya aykırılık iddiası da "ciddi" bulunmadı. Bu yüzden itiraz yolu (somut norm denetimi) tıkandı. Dosya bireysel başvuru olarak AYM'ye gitti.
Kritik ayrım şudur: AYM bu dosyada kanuni düzenlemeyi iptal edemez. İptal davası (soyut norm denetimi) yolu zaten 2023'te kapandı. Bireysel başvuru başka bir mekanizma.
Peki AYM ne yapabilir?
🔹 İhlal yok deyip reddedebilir
🔹 İhlal bulup sadece başvurucuya tazminat verebilir
🔹 Yapısal sorunu tespit edip TBMM'ye bildirebilir (bağlayıcı değil)
Hiçbiri emekli için otomatik toplu ödeme demek değil.
Dolaşımdaki 5 yanlışa dikkat:
❌ "AYM'de iptal davası görülüyor" — görülmüyor!
❌ "Karar 3 milyon emekliyi kapsayacak" — kapsamaz, karar sadece başvurucuyu bağlar!
❌ "25 bin TL zam, 1 milyon TL toplu ödeme geliyor" — hiçbir hukuki dayanağı yok!
❌ "Kabul edilebilirlik kararı, ihlalin işareti" — değil, salt usul kararı!
❌ "AYM zam yapabilir" — yapamaz, AYM kanun koyucu gibi hareket edemez!
Sonuç: Bu sürecin asıl işlevi hukuki değil siyasi. Olası bir ihlal kararı son derece önemli olacaktır. TBMM üzerinde baskı aracı olur — ama emeklilere ödemeyi yapacak olan yine yasama organı/siyasettir, AYM değil.
Hukuk mücadelesi çok önemli ancak tek başına yeterli değil.
Emeklileri dayanaksız beklentiye sokmamak ve hukuk mücadelesi ile siyasal ve sendikal mücadeleyi birleştirmek gerek.
Sağlık emekçilerinin Bakanlığın giyecek kılavuzu konusundaki tutum ve görüşlerini ölçmek için, Sendika Yönetim Kurulumuzun yaklaşımı ve bilimsel metotlar doğrultusunda hazırlanmış anket internet sitemizde ve aşağıdaki linktedir: https://t.co/xkCx9fW7Y1
Anket linki: https://t.co/S8MdvaRKn4
Site linki: https://t.co/lLwnsPYBvh
Siyasal Kurnazlık Değil, Adalet, Sadaka Değil,HAKKIMIZI İSTİYORUZ! Çalışırken Yoksulluk, Emeklilikte Sefalet Düzenine Artık Yeter!
Öncelikle milyonlarca kamu emekçisini ve emeklisini açlık sınırının altına iten, geleceğimizi hileli formüllerle gasp eden bu sisteme karşı bugün eş zamanlı olarak gerçekleşmekte olan emekli örgütlerinin eylemleriyle KESK şubeler platformlarımızındayanışma içerisinde olduğunu belirtmek istiyoruz.
Bugün bir kamu emekçisinin aldığı maaşın neredeyse yarısı; "ilave seyyanen ödenek", "ek ödeme" ve "tazminat" adı altında, emekli keseneğinden gizlenen kalemlerden oluşmaktadır. Özellikle Temmuz 2023’te yapılan zammın taban aylığa yansıtılmaması, kök maaşları sabit bırakarak reel taban aylığımızı eritmiştir. Bu ödemelerin emekliliğe yansıtılmaması ile kamu emeklileri “kayıt dışı çalıştırma” benzeri bir sistemin mağduru olmaktadır.
Çalışan ile emekli memur maaşları arasındaki makas tam 3 katına çıkmış, emekli ikramiyelerimizden yüz binlerce lira eksiltilmiştir. Mevcut sistem, kamu emekçilerinin hak ettikleri insani koşullarda emekli olmasını engellemektedir. Bu durum, kamu istihdam döngüsünü tıkamakta ve atama bekleyen yüz binlerce genç meslektaşımızın en temel hakkı olan istihdam edilme imkanını elinden alırken kronik genç işsizliğini büyütmektedir. Çalışanlar ise çok ileri yaşlara kadar çalışmak zorunda kalmakta yani emeklilik hakları fiilen gasp edilmektedir.
Yaşanan bu sömürü düzen ve yapısal adaletsizliğe karşı; elbette ki kamuda bilinen adıyla seyyanen ek zammın emekliliğe yansıtılması talebi çok önemlidir. Ancak uzun vadeli ve kalıcı çözüm sosyal güvenlik sistemimizin temeline dinamit koyan 5510 Sayılı Kanun’un ilgili maddelerinin iptalini gerektirmektedir. Bu yasa ile daha önce %75 olan Aylık Bağlama Oranları %42’ye düşürülmüş, büyüme payının (refah payının) güncelleme katsayısına etkisi ise %100'den %30'a indirilmiştir. Bu ucube sistem, sisteme ödenen her prim günü için emekçiyi cezalandırmakta, çalıştıkça emekli maaşını düşürmektedir. Aynı unvana ve kıdeme sahip memurlar arasında sadece işe giriş tarihine göre ciddi farklar oluşturulmuştur.
Dolayısıyla emeklilikte yoksullaştıran bu çok başlı hukuksuzluğa derhal son verilmelidir.
Bizler lütuf veya sadaka değil, yıllarca peşin ödediğimiz primlerin, döktüğümüz alın terinin ve anayasal hakkımızın karşılığını istiyoruz.
Talebimiz nettir: İlave seyyanen zam dahil olmak üzere tüm ek ödemeler istisnasız bir şekilde taban aylığa yansıtılmalı ve emekli keseneğine dahil edilmelidir.
Kamu emekçisinin geleceğini karartan 5510 sayılı kanun derhal iptal edilmeli, aylık bağlama oranları hakkaniyetli bir seviyeye yükseltilmelidir.
İktidar sevici sendikanın, tüm kamu emekçileri adına söz ve karar sahibi olduğu, mevcut güdümlü sendikal mevzuat yerine, derhal uluslararası normlara uygun şekilde gerçek grevli bir toplu sözleşme kanunu düzenlenmelidir.
Haklarımız, geleceğimiz ve emeğimiz için meydanlarda, adliye önlerinde ve her hukuki platformda sesimizi kararlılıkla büyütmeye devam edeceğiz.
YÜRÜTME KURULU
Çocuklarımızı, öğretmenlerimizi ve tüm eğitim emekçilerini korumak zorundasınız.Cemaatlerle protokol değil, güvenli okullar istiyoruz. #YusufTekinİstifa@sesgenelmerkezi@egitimsen
🔴Güvenli Okul, Güvenli Gelecek İstiyoruz!
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bulunan İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde, sabah saatlerinde öğrencileri hedef alan silahlı saldırıda ilk bilgilere göre 10 öğrenci yaralanmıştır. Yaralanan öğrencilere acil şifalar diliyor; ailelerine, arkadaşlarına ve tüm eğitim çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.
Bu saldırı, okullarımızın ve okul çevrelerinin güvenlik zafiyetini bir kez daha acı bir şekilde gözler önüne sermiştir. Çocukların ve eğitim çalışanlarının can güvenliğinin sağlanamadığı koşullarda sağlıklı bir eğitim ortamından söz edilemez.
Milli Eğitim Bakanlığı'nı okulların ve çevrelerinin güvenli hale getirilmesi için derhal somut adımlar atmaya davet ediyoruz.
Eğitim Sen olarak, hukuki süreçleri sonuna kadar takipçisi olacağız. Şiddetin her türlüsüne karşı "Güvenli Okul, Güvenli Gelecek" mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz!
Alzheimer hastalığında bakım yükü ailede: Emekli maaşıyla bakım verilemez
Ülkede yaklaşık 700-800 bin kişinin Alzheimer ile yaşadığı tahmin ediliyor. Yaşlı nüfusun artmasıyla hastalığın görülme sıklığının artması bekleniyor. Evde bakım veya huzurevi, ilaç maliyeti, bakıcı masrafı derken yük büyük ölçüde ailelerin üstüne kalıyor
Sibel Bahçetepe’nin haberi
https://t.co/WG9qCAswVM
Çocukları doyurmak kimin önceliği?
Nurcan Baysal yazdı
Türkiye’de milyonlarca çocuk okula aç gidiyor. Dünyada 100’den fazla ülke ücretsiz okul yemeğini eğitim hakkının bir parçası sayarken Türkiye’de uygulama bütçe gerekçesiyle kaldırıldı, Meclis’teki teklifler reddedildi. Yani devlet çocukları doyurmak önceliğim değil diyor. Peki bir çocuğun karnını doyurmak öncelik değilse devletin önceliği nedir?
Nurcan Baysal'ın (@baysal_nurcan) yazısı Oksijen’de.
İllüstrasyon: Sönmez Karakurt
https://t.co/goqhOkgBUh
Bir çocuğun karnını doyurmak öncelik değilse devletin önceliği nedir? Otobanlarımız, köprülerimiz ya da dünyanın en büyük havalimanlarına sahip olabiliriz. Ama çocuklarımız bir bardak temiz suya ulaşamıyorsa, okulda bir günü aç geçiriyorsa, okul zili mide ziline karışıyorsa, bütün bunların ne önemi olabilir?”
#ücretsizokulyemeğihemenşimdi