Yeni parti olsa nasıl olur sikim sokum sızlanmaya devam. Ya idam fermanı cebinde gezen Mustafa Kemal gibi gözü kara olacaksınız ya da yok olacaksınız. Gelinen noktada ortası yok.
Ekrem İmamoğlu’nun, Akın Gürlek’e yönelik sözleri nedeniyle yargılandığı davada çıkan ceza kararına, “suç unsurları oluşmadı, beraat etmeli” diyerek şerh düşen hakim Mehmet Can Kozan da önce iş mahkemesine şimdi de Gaziosmanpaşa’ya sürüldü.
Tazminat bıraktı gitti büyük adam sergen he:) hayatın olağan akışında hiçbir izahı olmayacak şekilde bu ucubelerden ısrarla efsane yaratıp Beşiktaş’ın zamanını, parasını, geleceğini çaldıranlara yazıklar olsun.
CHP’den ihraç edilecekler listesi:
Ekrem İmamoğlu (Eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı)
Özgür Özel (CHP Grup Başkanı / Milletvekili)
Cemil Tugay (İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı)
Rıza Akpolat (Eski Beşiktaş Belediye Başkanı)
Gökhan Günaydın (CHP İstanbul Milletvekili)
Ali Mahir Başarır (CHP Mersin Milletvekili)
Veli Ağbaba (CHP Malatya Milletvekili)
Özgür Çelik
Nihat Yeşiltaş (CHP Bursa İl Başkanı)
Özgen Nama (CHP Sancaktepe İlçe Başkanı)
Metin Güzelkaya (CHP Bitlis İl Başkanı)
Mehmet Kılıçaslan (CHP Mardin İl
Başkanı)
Serhat Can Eş (CHP Erzurum İl Başkanı)
Enser Aytekin (CHP Balıkesir Milletvekili)
Nurhayat Altaca Kayışoğlu (CHP Bursa Milletvekili)
Özgür Karabat (CHP İstanbul Milletvekili)
Umut Akdoğan (CHP Ankara Milletvekili)
Turan Taşkın Özer (CHP İstanbul Milletvekili)
Baki Aydöner
BÜTÜN SALONU
AĞLATAN O SAVUNMA
Fatoş Pınar Türker yaptığı savunma ile herkesi ağlattı. Polis baskını, savcılık ve cezaevi sürecinde yaşananlar çok çarpıcı:
Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi...
Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat sizi ayrı ayrı koyacağız dedi.
Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? #İBBDavası
İstanbul Üniversitesi'nin Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının hukuksuzca iptal edildiğinin itirafı niteliğindeki evrağı:
“Diploma iptali hangi belgeye dayanıyor, biz de bilmiyoruz!”
Ekrem İmamoğlu’na talimatla yapılan ve insanların buna çaresizce evet demiş olması insanlık adına, adalet adına, demokrasi adına üzücü…
TAMAR TANRIYAR:
'Ekrem İmamoğlu çişini tutamıyormuş.
Olaya bakın Arkadaşlar
şu paralel CHP'lilerdehep bel altı bir problem çıkar.
Ekrem'in kendisi açıklıyor.
Bir insan Silivri'den Kartal'a giderken
çişini tutamıyorsa ve mola vermeyen cezaevi
aracı içinde "Bana işkence yaptılar,
çişim geldi durmadılar." diyorsa bir durup düşünürüm
Bir dahakine çıkmadan bir çişe gir annem,
bir dene. Bak yok deme, bir dene.
Varsa yaparsın, yoksa yapmazsın.
Tamam mı?
Bir de bundan sonra ringe bindirdiğinizde
lütfen cezaevi yönetimine sesleniyorum
Ekrem'in yanına bir tane boş pet şişe koyarsanız
işkence şeyi şey yapmamış olur..''
Karayalçın gerçek bir CHP büyüğü olarak konuşmuş, söylenmesi gereken her şeyi söylemiş. Kılıçdaroğlu ve ekibi eğer bir anda iktidardan yeni bir manevra talebi gelmezse ya da kafalarına taş falan düşmezse umursamayacaklar.
Kılıçdaoğlu ve ekibinin söylem ve davranışlarından gözlemlediğim şu: Lider ve yönetici olarak sadece kendi çıkarlarını düşünen bir pozisyonda değiller, apaçık beceriksiz ve yetersizler.
Büyük kurumlarda, büyük örgütlü yapılarda bu çok olur. Beceriksiz yöneticiler yapı içinde yıllarca kolayca saklanır, farkedilmez ya da idare edilir, bazı artıları olduğu için ilişilmez, ya da o anda öyle lazım olduğu için bir pozisyon verilir sonra geri alınamaz vb.
Hülasa Karayalçın’ın metni çok samimi ve gerçek bir çağrı, içim sızladı okurken ama karşılık bulmayacak. Yine de doğrusunu yapmış ve bunu tarihe düşmüş. Teşekkür ederiz, biliyoruz ki gerçek “büyüklerimiz” var, sahipsiz değiliz. @KarayalcinM 🌱
Akit TV'de ilginç anlar.
Gazeteci Ertuğrul Özkök:
"Siz unuttunuz, Tayyip Erdoğan da bu ülkede 2002'de yolsuzluktan yargılandı. Unuttunuz mu bunları? Belediye başkanlığında yolsuzluktan yargılandı.
2002'de Tayyip Erdoğan'ın suçlama iddianamesine baktın mı sen?
Ekrem İmamoğlu için yapılan suçlamaların maddeleri dahi aynısı. Bak aynısı. Tayyip Erdoğan –ben haklı demiyorum, haksız bir şeydi, haksız bir yargıydı–
Sadece Akbil, bugün Ekrem İmamoğlu ile ilgili ortaya konulan iddialardan daha fazlaydı parasal olarak.
Şimdi, Tayyip Erdoğan'ı ne evinden aldılar ne eşini, çocuğunu, kızını, şoförünü, yakınlarını aldılar. Hatta ilk celsede hakim şeyden vareste tuttu; davaların, duruşmaların görülmesine dahi gitmedi.
Bir kısmından beraat etti o dönemde, bir kısmından da zaman aşımına uğradı. Aynı suçlamalardır. Sana daha sonrasını söyleyeyim. Bugün Gannuşi müebbet hapse mahkum edildi.
Evet. Dört tane mahkeme açıldı hakkında, biliyor musun nelerden dolayı? Bir tanesi, mahkemelerden bir tanesi, partisinde finansal yolsuzluklar hareket içerisinde, parti içerisinde finansal yolsuzluklardan. Bir tanesi, medya –kendine yakın medyaya para sızdırmak, orada para aklamak–. Bir tane daha bir şey var. Bir dördüncüsü de en sonda, devleti ele geçirmek için yapı kurmak. Onun da suçlamaları Türkiye'dekiyle aynı. Ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani bizim Müslüman dünyasının bir sorunu var. Cumhurbaşkanı Erdoğan geldiği günden beri haklı olarak ne dedi? 'Bizim' dedi, 'hesap vereceğimiz yer halkın iradesidir' dedi, değil mi?
Muharrem Coşkun: 'Milletimizdir' dedi efendim.
Ertuğrul Özkök: 'Milletimizin iradesidir' dedi. Tamam ama ne yazık ki bu ülkelerde, Müslüman ülkelerde iktidara gelen kimse milletin iradesine bakmıyor; sadece geliyor, ondan sonra o yolsuzluk bilmem ne şu bu..."
Tarih 21 Kasım 2025. Saat tahmini 14.30. Yer Silivri Cezaevi.
Ekrem başkanla görüşürken infaz memuru geldi.
"Ekrem bey milletvekili Mustafa Adıgüzel ziyaretinize geldi." dedi. Başkanla görüşmemizi sonlandırdık.
O gün başkanı ziyaret sebebinizi biliyorum. Özgür Özel'den kurtulması ve Genel Başkan olması için Silivri'nin kapısına kamp kurmuştunuz. Ondan 1 ay önce de cezaevindeydiniz. Aynı kişiyle görüşmeyi bekliyordunuz.
Çünkü Özel-İmamoğlu'nu ayırmak bugün yaptığınız ihaneti kolaylaştıracaktı.
Kimse bu tuzağa düşmeyince ziyaretler kesildi. Soluğu Beştepe'nin kayığında aldınız.
Ah adıgüzel fikri kötü vekilim ah. Kendinizi akıllı zannetmekten bir vazgeçemediniz.
Ne bileyim mesela ben Türkiye’de Türk soyisimlilerle pek anlaşamadım şu zamana kadar. Hiç umudum da yok ikinci fotoya bakınca midem bile kalkıyor rabbim beni utandırsın inşallah hoşgeldin güle güle hocam.
Yavuz Saltık, 2019’da Fatih’te siyanür içerek intihar eden dört kişilik aile detayına da değindi.
Kimsesizler mezarlığına koyulmak zorunda kalacak olan ve borçları nedeniyle intihar eden o aileyi Saltık, İmamoğlu’na anlatıyor. İmamoğlu’nun verdiği tepkiyi Saltık böyle anlattı:
Bir Sosyal Hizmetler Daire Başkanı iken hepiniz hatırlayacaksınızdır mutlaka. Pandemi dönemiydi çünkü ben de göreve yeni başlamıştım. Fatih'te 4 yetişkin kardeş siyanür içerek intihar etmişti Başkanım. Şimdi ben de Sosyal Hizmetler Daire Başkanıyım. Yani bir şey becereceğim diye beni oraya atamışlar.
Gitsen de bu yoksullara, ihtiyaç sahibi insanlara yardım edin. Şimdi böyle bir şey oldu ki belediyeye 1 kilometre yakınlıkta bir hanede yetişkin 4 insan intihar ediyor. Ben hemen olay yerine intikal ettim. Durum gerçekten çok acı bir durum. Yetişkin 4 kardeş yoksulluktan ve açlıktan intihar etti Sayın Başkanım. Hani o sen komşusu tokken aç yatan bizden değildir şeyi var ya hadis-i şerif. E biz şimdi ne yapacağız? Bundan da sorumlu kişi benim.
Ben mahallenin muhtarına gittim o zaman. Bir de mahallenin bakkalına gittim. Dedim ya "Yakışıyor mu?" dedim ya "Burada 4 yetişkin insan intihar ediyor ve duymuyor musunuz Sayın Muhtar?" Bakkalla daha da sert konuştum. Bakkal bana inanılmaz bir tonda "Yavuz Bey" dedi "öyle bilip bilmeden konuşmayın. Bu aile" dedi "öyle gururlu bir aileydi ki biz veresiye defterine istediklerini gelip yazdırabilecekken utancından evden dahi çıkmadılar. Biz de" dedi "birkaç esnaf arkadaş poşetlerle şey topladık" dedi "yardım, şeylerini topladı.
Zili çaldık açmadılar. Biz kapının önüne bıraktık" dedi "şeyleri poşetleri, yardım poşetlerini. 15 gün orada kaldılar almadılar" dedi gururlarından. Son 1 ay sadece yumurta yemişler o aile. Ben şimdi mahcubiyetle Ekrem Başkanımızı aradım, ben şimdi ve bu arada ailesinden 1 tane tanıdığı, akrabayı, taallukatından hiçbir kimse çıkmamış. Hiç kimse.
Ben sordum "Biz de göreve yeni başlamışım, belediyede prosedür nedir?" bilmiyorum. Dediler ki "Bunlar kimsesizler mezarlığına defnediliyor böyle olunca, kimsesi yok. Aileden bir efradından kimse yok."
Ben de Başkanımı aradım, dedim "Başkanım, bizim bir arkadaş grubumuz var bu Doğu Güneydoğu'ya, Balkanlar'a yardıma gittiğimiz arkadaş grubu. Onlarla biz konuştuk, bizim gönlümüz bu arkadaşların, bu 4 kişiyi, 4 kardeşin kimsesizler mezarlığına defnedilmesine razı değil bizim gönlümüz."
Ben cümlemi tamamlamadım, belki Başkan hatırlayacaktır, tamamlatmadı bana. "Biz sahip çıkıp gömmek istiyoruz." diyecektim.
Dedi ki "Biz kimin için varız?" dedi "Yavuz. Sen şimdi hemen olay yerine gidiyorsun, cenazeleri teslim alıyorsun ve sahibi İBB'dir. Biz o insanlar için varız." dedi.
Ekrem İmamoğlu'nun önceki Özel Kalem Müdürü ve İBB Muhtarlıklar Daire Başkanı Yavuz Saltık, savunmasını yaptı.
İnsani yönün öne çıkan savunmada Saltık, bir anısını anlatırken gözyaşlarına hakim olamadı:
Ben tutuklandığımın 3. ayında "Avukat görüşü var" dediler. Ben de avukat görüşüne çıktım, elimde kâğıtlarımla beraber kabine girdim. İçeride tanımadığım bir avukat vardı. O sıralarda da tabii böyle işte "etkin pişmanlık" hani, bu ve benzeri konularda şeyler ortalıkta dolaşıyor. Avukatı tanımadım. "Yavuz Saltık siz misiniz?" dedi, "Benim" dedim. "Siz kimsiniz?" dedim, ismini söyledi. Benim hafızam iyidir Başkanım, yani ayıptır söylemesi üzerime 27 yıl önce su sıçratan arabanın plakasını aklımda tutarım; o yüzden ama ismini hatırlayamadım avukatın, adını tanımadım yani. "Yavuz Bey" dedi, "beni Ağrı Doğubayazıt'tan şu isimli bir vatandaş gönderdi." Onu da hatırlayamadım. "Hoş geldiniz" dedim, "buyurun" dedim, "nedir? Size nasıl yardımcı olabilirim?"
"Yavuz Bey" dedi, "siz bundan 1-2 yıl önce..." Sayın Başkanım, konuşmamın başında dedim ya, hem özel sektörde çalıştığım yıllarda hem kamuda çalıştığım yıllarda çok çeşitli sosyal sorumluluk projeleri için hem Türkiye'nin yoksul bölgelerinde hem Balkan coğrafyasındaki soydaşlarımızın olduğu bölgelerde böyle sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirdik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeyken de bu projelere hiç ara vermedim. Herkes bilir; herkes tatilde, bayramlarda annesinin, babasının yanına gider, ailesiyle geçirir. Ben o anlamda eşim ve çocuklarıma karşı da mahcubum; ben bütün tatil zamanlarımı Doğu, Güneydoğu'da, İç Anadolu'da ve Balkan coğrafyasında geçirdim. "Siz" dedi, "Doğubayazıt'a gitmişsiniz bundan birkaç sene önce bir kış ayında." "Onu hatırladım" dedim, "evet hatırladım ben o konuyu." Ondan sonra orada, dedi, 2500 tane çocuğa ilçe milli eğitim, kaymakamlığın da desteğiyle, ilçe milli eğitimin de rehberliğinde biz bot ve mont getirdik 2500 çocuğa, yoksul çocuğa. "Onları da almışsınız" dedi, "evet" dedim. "O siz çalışmayı bitirdiğiniz akşam..." Doğubayazıt'ı bilenler vardır, trafiğe kapalı bir caddesi vardı, İsmail Beşikçi Caddesi. "Orada oturuyoruz" dedi, alçak tabureli evlerde çay içerken...
"Sizin yanınıza" dedi, "bir çöp toplama işçisi geldi, aracın arkasından inerek." "Çok iyi hatırladım" dedim ben. Hatta sizi takdim etmişler; "İşte İstanbul Büyükşehir'den geldi arkadaşlarımız, böyle bir çalışma yapmışlar burada" diye. Siz bir de o çöp toplayan arkadaşla tanışmıştınız.
Öyle durunca benim işte İstanbul'dan bu amaçla geldiğimi görünce, üstünde tabii şey kıyafeti vardı, işçi kıyafeti. Dedi ki Kürtçe söyledi: "Heval" dedi, "biraz kirli" dedi "üstüm. Sarılmak isterim ama" dedi, "üstüm kirli, o yüzden" dedi, "eldivenleri çıkaracağım, elim temiz" dedi. "İnşallah başka bir zamanda sarılırım ama" dedi, "bir elini sıkayım senin, elini sıkayım" dedi. "İnşallah bir gün de sarılabilirim" dedi. Orada arkadaşları çağırdılar onu ve oraya araca konuştular. Tamam, ben detayların hepsini biliyorum, hatırladım ben, evet. O çöp işçisi tutmuş avukatı. "Git" dedi, "Yavuz Bey'e selam söyle.
Ona benim yerime de sarıl" dedi; çünkü bizim bot ve mont verdiğimiz çocuklardan biri onun kızıymış. Ben de dedim ki —kâğıtlar vardı, elimden düştü kâğıtlar— dedim ki Elazığ'da, Palu'da bir yaşlı amcadan öğrenmiştim, çok güzel bir sözdür, aklıma nakşetmişim:
"Biz dostlarımızın azını çok, yokunu var sayarız." Söyle ona, onu geldi kabul ettim. Gönderdiği selamı da al.
Sayın Başkan, ben hayatımı insanların bu duygularını duymak, yaşamak, bu ülkenin kardeşlik hukukuna bir nebze de olsa kendi imkânlarım çerçevesinde katkı sunmak için yaşayan bir insan
Sevgili gençler, zaman bir kurtarıcı bekleme zamanı değildir.
Sizin hür fikriniz, hür vicdanınız sizin için en doğru rehberdir. Bu ülkenin aydınlık yarınlarını kurmak hepimizin üzerine düşen bir vazifedir.
Sonunda hem kendi geleceğinizi kurtaracak hem de sizden sonrakilere gururla anlatacağınız bir özgürlük destanınız olacak.
Beyefendi yani biz bıktık siz bıkmadınız. İlkokulda mısınız? Kılıçdaroğlu'nun seçimleri kazanma şansı en düşük aday olduğunu, herkesi sindirip son anda kendini zorla aday göstermesini cemi cümle biliyordu. Chp bu kararı verdi diye seçmen ses çıkarmadı. Destek olundu. Haliyle "ülkenin kazanılma şansı en yüksek seçimini mundar ettiği için" Kılıçdaroğlu'ndan kurtulmadan Chp düzelmeyecek diye düşünülmesi tuzak kurmak değil SİYASET YAPMAKTIR. POLİTİKA KULİS OLMADAN NASIL YAPILIR DÜNYA TARİHİNDE YOK BÖYLE BİR ŞEY. Keza anlattığınız hikayeye tüm ülke sevinir bide yani Kılıçdaroğlu'nun gerçek yüzünden tee o zaman emin olmuşlar diye. Ekrem Başkan Kılıçdaroğlu'nun vereceğim diye kandırıp vermeyeceği genel başkanlık koltuğunu kabul etmemiş işte :)) Bunun nesi suç? Hani yargı süreçlerinden filan bahsetseniz yine neyse. Şu anlatılanlar ne alaka? Siz de İmamoğlu ve Özel'e karşı sürekli kulis ve görüşmeler yapmışsınız. Şimdi kurultayda tekrar Özgür Özel seçilirse siz suç mu işlemiş olacaksınız kulis yaptınız diye. (İftira vs suçlarını saymıyorum...) Restoran adı filan veriyorsunuz??? Ayrıca ben aday olmayacağım diye girdiği yolda kendini adaylığa mecbur bırakan insanın Özgür Özel'e ayrı, İmamoğlu'na ayrı, Mansur'a ayrı konuşmayacağını düşünecek kadar bizi saf sanmanızı neye borçluyuz acaba? Kılıçdaroğlu'na değil de Chp içindeki bürokratlara şans verelim diye zoraki Kılıçdaroğlu'na attığımız son oylara mı bağlıyorsunuz saflığımızı. Bir susun artık. Gören de çok ciddi bir şey anlatıyor sanır. Sinirlerim zıpladı boş yere geçen vaktimize yazık ya. Son dakika yapmışlar bir de. Bağıra bağıra anlatıyor şu kafayla ülke yönetmeye talip. İnanılmaz bir char.
Kılıçdaroğlu'nun arınma talebi çok obsesif bir hal almaya başladı. Kılıçdaroğlu'nun ne istediği kimsenin umrunda değil.
CHP ve seçmeni değişim ve iktidar istiyor. AKP bunu istemiyor. Her yönden bastırıyor, Kılıçdaroğlu'nun kişisel hırsını da bunun için kullanıyor.
Ve burada bunun için iki ayrı şey kasten birbirine karıştırılıyor. Temiz siyaset - arınma derken ne demek istiyoruz? Akla ilk gelen kamu kaynağının haksız şekilde kullanılması, aktarılmasıdır. Bu anlaşılır bir kaygı ve temiz siyaset isteyenler aslında bunu kasteder: kamu kaynakları kişilere, yandaşlara aktarılmasın.
CHP'nin kirli ilan edildiği yer ise parti içi güç savaşları. İkna, etki, ittifak kurma. Bunlar siyasetin kendi doğası. Siyasetin tertemiz, pür, pak olması nasıl mümkün olabilir ki? Siyaset bir arzu ve iddia alanı.
Hangi parti içi güç mücadelesinde birileri birilerini etkilememiştir? Madem ölçü bu, AKP, MHP, DEM kurultayına da bakılsın. Spor kulüplerinin kongrelerinde de oylar el sıkışmalarla, vaatlerle belirlenir, o zaman bütün kulüp kongreleri de mi kirli sayılacak?
Mesele, İmamoğlu ve Özel liderliğinde iktidarı arzulayan ve eyleme geçen bir grubu kirli ilan edip "temizlenmesi gereken" konumuna yerleştirmek. Kılıçdaroğlu etkisinden kurtulup canlılık gösteren, iktidar talep eden CHP, arınması gereken bir pozisyona koyulmaya çalışılıyor.
Kılıçdaroğlu bir hobi falan edinse keşke.