Bu neslin kocaları öyle çok dış etkene karşı mücadele etmek zorunda ki. Evinizde huzur ve mutluluk olması için instagramdan uzak kalmanız da yetmiyor. Böyle aklıevveller kendince iyi bişey söylediklerini sanıyorlar. Sizin yaptığınız her şeyi değersizleştiriyorlar.
Bakıyorsun onun kocası temizlik yapıyor, diğerininki yemek yapıyor, öteki hep çocukları uyutuyor falan diye yarışa tutuşuyor kadınlar. Zamanın kadınları anneleri kadar yorulmuyor ama yetmiyor. Tamamen roller değişsin isteniyor. Artık mevzu yoldaşlıktan, hayat arkadaşlığından, sorumlukların müşterekliğinden falan çıktı. Erkek ne kadar çok iş yaparsa o kadar iyi modunda herkes. Ki kocasının dışarıda ne yaptığıyla ilgilenmiyor. Nasıl bir işi var, ekmeğini nasıl kazanıyor umursamıyor. Sadece ötekiyle kıyaslayıp kendi kocası evde ne kadar iş yapıyor diye kurulup dertlere düşüyor ve mutsuzluk kulesi inşa ediyor. Hafızasında sadece kendi yaptıklarını kocasının ise yapmadıklarını biriktiriyor. Böyle bir yere varılmaz. Varılacak tek yer huzursuzluk ve mutsuzluk…
Bir kulübe winner kimliği gökten öyle inmiyor. 40 yıl adanmışlıklar var onu temelden yaratmak için. Fatih Terim en büyük alfadır. Onun gibi olması hayaliyle rakibinde yerine gelenler, projelerin hepsi betadır. Derwall bir philosophy yaratmıştır. Rakibinde bir Derwall yoktur ve hiç olmamıştır. Emre, Volkan, İsmail Kartal şu bu dersin bi bakmışsın arkada Arda, Riera hazırlanıyor göndere bayrağı Okan Buruk 4. kez çekmeye koşuyor. Uğur Uçar, Barış, Servet, Emre Güngör ile bile şampiyon oluyorsun hocan Kalli onu 75 yaşında inşaa etti, Gerets’in adında GS var diye şampiyon olmadı. Ruh bunlardır. Para dışında masaya bir şey koyamayanlar bunu bilemez, RUH budur.
Cadde’de, Tunalı’da, Anadolu’nun ücra şehirlerindeki Valilik Meydanları’nda sarı-lacivert kutlamalara hiç tanık olmamış gençlerin heyecanını anlıyoruz; ama karanlık günlere set çekip tahakkümü tekrar lehimize çeviren Okan Buruk’tan da öyle kolay vazgeçmemizi kimse beklemesin.
Ne bir fotoğrafını, ne bir mesajını sil..
Ne Trabzon şehrini ne de kaptanlığını yaptığın takımını unut..
“Şerefle” taşıdığın bir formayı çıkartırken, giyeceğin formanın da en az çıkarttığın kadar “Şerefli” olduğunu sakın unutma..
Giydiğinde hakkını ver..
Mirasını unutma..
Merak etme, Galatasaray taraftarı seni baş tacı yapmayı bilir!
Sözlerinle değil, sahadaki mücadelen, saha dışında duruşunla konuş yeter..
Hoş geldin.. @cakirugurcan96
Galatasaray Kerem Aktürkoğlu'nu bedava aldı. Mütevazi ücretlerle 4 yıl oynattı. Averajla şampiyonluk sezonunda olumlu katkı verdi. Ardından küme düşmeye oynadığımız sezonda ayakta kalan nadir oyunculardandı. Sonrasında 2 şampiyonluğa, 1 Şampiyonlar Ligi biletine önemli katkılarda bulundu. Şampiyonlar Ligi'nde attığı gollerle hem kendisinin hem de takımın marka değerini yükseltti.
Top kaybına yatkın oyunu mizacıyla birleşince tribündeki homurtuları en çok duyan oyuncu oldu. Bu bahaneyle yurtdışına transferin son gününde düşük bir bedelle girmiş oldu.
Ancak her şeye rağmen Galatasaray yaptığı yatırımın yüz katını kazandı Kerem'den.
👉Galatasaray Kerem'den fazlasıyla kazandı. Yeni satışın bonservis kârından kazanma ihtimali de yeni Barış Alper'lere, yeni Arda Ünyay'lara yarar.
👉Benfica söylenen ücretlere satarsa o da kazandı. Bir sene verim aldığı oyuncuyu ertesi sene iki katına satarsa ciddi bir kazanç elde eder.
👉 Parasal açıdan bakarsak Kerem de kazanır. Galatasaray'daki kazancının 6-7 katı, Benfica'dakinin minimum 3 katını kazanacak.
👉 Fenerbahçe açısından bakarsak Fenerbahçe değerli bir yerli oyuncuyu yüksek bedellerle almış olacak. Baskıdan olumlu ve olumsuz anlamda etkilenen bir oyuncuya yaklaşık 50 Milyon Euro yatırım yapacak. Bana göre pahalı ve riskli bir transfer ama Fenerbahçe'nin çok fazla planı olmayınca bu denemeyi yapıyor. Yine de değerli bir oyuncuyu kadroya katmış olurlar. Belki tek başına şampiyon yapmaz ama bazı maçları tek başına alabilir.
Fenerbahçe hakkında söyledikleri, Fenerbahçe'nin onun hakkında söyledikleri hep gündeme gelecektir. Bunlar futbolun içinde de ezeli rekabette de var. Kerem'in aldığı kararın söylemleriyle çelişmesi de gündemde kalacaktır. Tüm bunlara rağmen bir gerçek var. Kerem dişiyle tırnağıyla bir kariyer ördü. Ben onun kariyerini çukurlardan çıkan Gladyatör'lere benzetiyordum, hâlâ da benzetiyorum. Kerem bu kariyeri daha büyütebilir ya da banka hesabını birden büyütebilirdi.
Banka hesabını büyütme ve yeni yerel bir meydan okuma yapıyor Kerem. Sonunda kaybederse cebinin kazanacağı kesin, kazanırsa Fenerbahçe de en azından bir futbocuyu daha boşuna zengin etmemiş olacak.
Galatasaray Taraftarına
Futbolda bu tarz transferler kabuller var. Söylem ve eylemlerden dolayı kızgınlık yaşamak herkesin hakkı.
Ancak Kerem Fenerbahçe'ye transfer olursa Emre Belözoğlu'daki gibi tepki vermeye gerek yok. Benim önerim bu tarz tepkilerin bazen yok sayılarak yapılması. Bazen sessizlik daha büyük yaralar açar insanların içinde.
Hatırlarsanız Emre Belözoğlu'na verilen tepkiler her zaman onu motive etmişti.
Ben bir Galatasaraylı olarak Galatasaray'dan gidenleri bir de kazandırarak gitmişlerse-Galatasaray'ı temsil ettikleri sürece gönlümde tutarım. Bozuk bir yola geçtikleri anda da unutur geçerim. Geçen yıl Mourinho'nun avukatlığına soyunan Drogba'yı listemden çıkardım örneğin...
Baba Gündüz'ün sözüyle bitireyim ve ekleyeyim; "Galatasaray his takımıdır." Mızmızları sevmez...
Valla bravo İsmail👏nezaket var,öz eleştiri var,ders alma var,hedef var. Oturduğu makama çok yakışan bir açıklama olmuş.Çoğalarak artsın böyle yöneticiler. @ismailsenol
Değerli rakibimiz Beşiktaş Fibabanka’yı tebrik ederiz.
Taraftarımızdan özür dileriz. Daha çok çalışıp, aynı hataları tekrarlamayacağız. Gelecek sezon, Anadolu Efes’e daha yakışan bir oyun ve takımla parkede olacağız.
İstanbul’da Marmara Denizinde, Kumburgaz fayı üzerinde çok deprem oluyor. Değişik büyüklükte. Bunlar Marmara’da beklediğimiz büyük deprem değil. Bunlar bu fayın biriktirdiği stresi artırıyor. Yani kırılmaya zorluyor. Burada asıl deprem daha büyük ve 7’nin üzerinde olacak
Deprem deprem olduğu zaman konuşulmayacak kadar önemli bir konudur. Depremin olmadığı zaman konuşup önlem almak lazım. Bunu başta hükümet, sonra belediye ve halk el ele vererek kenti depreme hazırlaması lazım. Kentsel dönüşüm, bina yapmak kenti depreme hazırlamak değildir. Deprem dirençli kent apayrı şeydir. Artık gerekeni halk yapmalıdır. Yapacağı şey gözetim ve denetimdir.
GEZİ’de mesele nasıl sadece ağaçlar değildiyse, doğrudan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Türkiye çapında başlatılan bu ikinci büyük isyan dalgasında da mesele sadece Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptali veya 90 kişiyle birlikte göz altına alınması değildir.
Mesele sistem haline getirilmiş adaletsizliktir, hukukun araçsallaştırılması, biat etmeyene düşman hukuku uygulanması, kuralsızlık, yolsuzluk, kayırmacılık, nepotizm, zorbalık, keyfilik ve hesap vermezliktir.
Mesele öğrencisinden emeklisine, işçisinden memuruna halk açlık, yoksulluk, fakirlik, sağlıksız beslenme ve sağlıksız yaşam koşulları, işsizlik, çaresizlik ve kendisi ve ailesi için devasa bir gelecek kaygısı içinde perişan halde hayatta kalmaya çalışırken, iktidar mensuplarının ve yandaşlarının aşırı zenginleşmesi, çakarlı araçlar ve korumalarla, kaynağı belirsiz paralarla ultra lüks hayatlar yaşamalarıdır.
Mesele ehliyetsizlikten, liyakatsizlikten, denetimsizlikten Soma’da madende, Çorlu’da trende, Bozkurt’ta selde, Kartalkaya’da tatilde bir tek kişinin bile ölmemesi gereken yerlerde yüzlerce insanımızın ölmesidir.
Mesele durdurulamayan kadın cinayetleridir, iş kazalarında %90’dan fazlası önlenebilir sebeplerle meydana gelen ölümlerdir.
Mesele 6 Şubat depremlerinde, dışarı kaçabilmiş insanlar sokakta dehşet içinde kar, kış, yağmur, çamur altında, eksi derecelerde hayatta kalmaya çalışırken, 140 yıllık şanlı Kızılay’ın başkanının, depolarında bir alıcı çıkana kadar beklettiği çadırları satmasıdır, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen insanlarımızın, başında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin olduğu işe yaradığı tecrübeyle sabit afetlerle mücadele sistemimiz yok edildiği için pisi pisine ölmesidir.
Mesele dinciliktir, Allah ile aldatmak, Kuran ile aldatmak, yaşam tarzı dayatması, özgürlüklerin kısıtlanması, çocukların zorla imam hatiplere yollanması, Türkiye’nin Araplaştırılması, camiye de, kışlaya da, her yere de siyasetin sokulmasıdır.
Mesele emperyalizmin Türk’e en büyük tuzağı, Ilımlı İslam diye hayatımıza soktuğu ve iktidar güçlendikçe Radikal İslam’a dönüşen Siyasal (CIA’SAL) İslam’dır ve onun iktidardaki elemanlarıdır.
Mesele bölücülüktür, bebek katili terör örgütünü muhatap almak, pazarlık etmek, 50.000 kişinin katili, ağırlaştırılmış müebbet cezasını çeken Teröristbaşı’nı TBMM’nde konuşturmaya çalışmak, Anayasa’nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk 4 maddesine saldırmak, Anayasa’dan Türk’ü çıkarmaya çalışmak, Türk milletini var eden 30 küsur etnisiteden sadece birinin dili olan Kürtçeyi resmi dil yapmaya çalışmak, hepimizi bu ülkenin eşit, özgür ve egemen sahibi kılan Türk milleti tanımını ırkçılaştırmaktır.
Mesele bedeli Atalarımızın kanlarıyla ödenmiş büyük Türk milletinin biricik vatanına milyonlarca ne idüğü belirsiz Suriyelinin, Arap’ın, Afgan’ın, Pakistanlının, Afrikalının, bilmem nerelinin ortak edilmesi, yüz binlercesine yasa dışı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı verilmesidir.
Mesele Hudut Namustur diyerek binlerce şehit vermişken, kevgire döndürülen sınırlarımızdan önüne gelenin vatanımıza sokuşturulmasıdır, Ege’deki 20 Adamızın ve 2 Kayalığımızın Yunanistan’a terk edilmesi, diğer Yunan Adalarıyla birlikte bize karşı yasa dışı silahlandırılmasına göz yumulması ve egemenlik haklarımızdan tavizler verilmesidir.
Mesele madenlerimizin, ormanlarımızın, zeytinliklerimizin, SİT alanlarımızın, kıyılarımızın, doğal güzelliklerimizin ve her şeyimizin yağmalanmasıdır.
Mesele bütün sınav sorularının çalınması ve yandaşlara dağıtılmasıdır, Hakimlik Sınavında biri rekor kırarak iki kere birinci, bir kere sekizinci olan adayın her mülakatta ısrarla elenmesidir, mülakatı kaldıracağız sözü verdikleri halde asla yapmamalarıdır, Türk milletini cahil bırakmak için milli eğitimin sistematik olarak niteliksizleştirilmesidir.
Mesele Büyük Kurtarıcı ve Büyük Kurucu Atatürk’e düşmanlıktır, Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in kazanımlarına düşmanlık, laikliğe düşmanlık, çağdaş dünyanın değerlerine düşmanlıktır.
Mesele hak temelli yaşam anlayışına karşıtlıktır, insan haklarına, kadın haklarına, çocuk haklarına, insanların farklı yaşam tarzlarına, hayvan haklarına, doğa koruma yasalarına, düşünce ve ifade özgürlüğüne karşıtlıktır.
Mesele iktidarın 23 yıllık çok ağır bilançosunun ve iktidarda kaldıkları her günün, Türk milletinin yaşam kalitesini daha fazla mahvetmesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını ve güvenliğini çok daha fazla tehdit etmesidir.
Mesele bu harika ve bereketli ülkede, muhteşem coğrafyada harika insanlarla birlikte hepimizin ortak geleceğidir. Hiçbir tek adamın hezeyanlarına ve sayesinde, oligarklaşanından kendi küçük çıkarlarının peşinde koşan vatan, millet sevgisinden yoksun yandaşlarına feda edilemez.
Sn. Ekrem İmamoğlu'na 35 yıl önce verilmiş bir diploma, Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylık açıklamasından bir ay sonra, bu konuda doğrudan tasarrufta bulunması beklenmeyecek bir idari organ tarafından iptal ediliyor ve 27 kişinin diplomasının daha aynı işlemle iptal edilmiş olmasını bu işlemin objektif bir hukuki işlem olduğunun emaresi olarak kabul etmemiz bekleniyor.
Toplumu aptal zannetme hatası yeni bir hata değil. Buna bel bağlayarak hesap yapanlara bu toplumun verdiği cevap da daima istikrarlı olmuştur.
Toplumu eğitimsizleştirme yarışında iyice kendinize güvenecek kadar yol almış olabilirsiniz, ama o yolculuk esnasında toplumun daima kendinde tuttuğu irfanını da unutacak kadar kendi toplumunuzdan ayrı düşmüşsünüz.