Soma’da ya da herhangi bir yerde ölen işçilerin katili bir patronu böyle darbettiklerini göremezsiniz mesela.
Milyarlarca liralık vurgun yapan hırsızlara kelepçe bile takamazlar örneğin.
Zafer abinin son derece haklı sitemine ek olsun: TELE1 kapandığı zaman meydanlarda “yalnız bırakmayacağız” diyen siyasiler ortadan kayboldu. Yeni bir kanal kuruldu, hiç kimsenin aklına TELE1’in çalışanları gelmedi, kadroyu başkaları ile kurdular. (elbette bütün meslektaşlarımız değerlidir - bu, yeni kanalda çalışanların suçu değil). Bizlere dayanışma babında ne bir arkadaşımız ne bir meslektaşımız sahip çıktı. “Yapmak isterdik ama elimizden gelmiyor” sözü bile teselli olurdu ama onu bile duymadık. Bir iki istisna dışında arayıp sormadılar bile. Sitem sadece izleyiciye değil “dost meslektaşlarımıza” da olsun düşüncesindeyim.
KUSURA BAKMA AMA KARDEŞİM...
Bu cinayetin işlenmesinde sen de sorumluluk sahibisin. Niye mi? Anlatayım:
TELE1 Televizyonunun daha ilk kurulduğu, hatta kurulma çalışmalarının başlandığı günlerden beri süreci yakından bilen biriyim. Sevgili dostum - meslektaşım Merdan Yanardağ'ın @merdanyanardag nasıl çabaladığ��nı, çırpındığını ve o kanalı kurup büyüterek nerelere getirdiğine de yakından tanığım. Kapandığında da orada bir programın (Gazeteciler Masası) yorumcularından biriydim.
5'nci sınıf bir senaryo ile Merdan'ı içeri atıp kayyımı oraya getirip çöktükleri günlerin de tanığıyım.
Sonra, @tele2haber 'in örgütlenmesini ve ilk sinyalini verdiği geceyi de birlikte gururla yaşadım arkadaşlarımla. Yakın zamana kadar da Gazeteciler Masası'nda katkı sağladım. Ekranlarda sürekli bağırdık, hançeremizi yırtarcasına:
"Desteğinizi esirgemeyin. Burayı yaşatalım. Katkı sadece alkışla, beğeni işaretiyle olmaz. Bu Youtube kanalına 'katıl abonesi' olun. Yani maddi destek sağlayın..." diye de seslendik her gece...
Minicik bir azınlık haricinde kimsenin umurunda olmadık. Şimdi, klavyenin başına geçip "Tele2Haber" niye kapandı? Vah vah.." diye kuru kuru ağlaşanlara öfkeliyim.
Bu işlerin maliyetini, reklam/ilan al(a)madan yayıncılık yapmanın ancak ve ancak "Babadan zengin" bir azınlığın çocuklarının altından kalkabileceğini sizlere anlatamadık. Tele2Haber'i desteksiz bırakan kenardan izleyip kuru alkışla yetinen herkesin müşterek sorumluluğunu hatırlatmak için yazıyorum bunları.
Biz yine ayağa kalkarız. Kalkacağız da...
Ama bu müşterek suçluluğu da tarihe kaydetmek istedim.
Bu çocuk Altı yaşında yüreginiz dayanırsa paylaşmayın TEYZESİNİ GEZDİTİYORMUŞ😭😭
Açın artık şu dosyamızı
#YeşiminDosyasıAçılsın
Sn.Bakan @abakingurlek
CİNAYETİ GÖRÜN LÜTFEN
Yeni hesabımı sizlerle paylaşmak istiyorum. @akinolgunx
Barış ve özgürlük için yazmaya, konuşmaya devam etmek, edebilmek ve engelleri aşmak için inat ve dayanışma hep bizlerle olsun.
@kabakdogmasi@Fiberintenet Kabak hocam yekten çağrı açarsan çözüm daha bir ihtimal, imho. POP’da congestion varsa bu pek kabul edilebilir değildir şirkette içinde de :-/
Ali Babacan DPT'nin kaldırılmasına ilişkin Kararnameye Başbakan Yardımcısı olarak imza attı.
Şimdi diyor ki "bir baktık DPT'yi kapattılar."
Lar!
DPT'yi kapatan Kararnamede imzası var.
Kurtla kuzuyu yedi, çobanla @MeseleEkonomi ile ağlıyor.
https://t.co/HxFjVsZfpG
Nasıl bir düzende yaşıyorlar anlayamıyorum.
Ülkede geçmişi hatırlayan hafıza yok diyerek, gerine gerine geziniyor.
@semih_sakalli@AtillaYesilada1
Ülkede gerçekle dayanışmak, güçlüyle dayanışmaktan daha riskli.
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
Ekrem İmamoğlu’nun hesabını kapattınız, yetmedi; adına açılan aday ofisi hesaplarını kapattınız, o da yetmedi; destekleyen hesapları kapattınız, o da yetmedi; neredeyse tüm muhalif hesapları kapatıyor veya sansür uyguluyorsunuz. Kısacası kıçınıza girsin bu tweet
Düzenleyici kurumlar ne yapar?
SPK: Fonları ve portföy yönetim şirketlerini gözetir, denetler; yatırımcıyı korur.
BDDK: Bankacılık ve finansal kuruluşlarda güvenli işleyişi gözetir.
MASAK: Şüpheli para hareketlerini ve suç gelirlerini izler.
TMSF: Finansal sistemde güvenin korunmasına yönelik görev üstlenir.
Borsa İstanbul / Takasbank / MKK: İşlem, takas ve saklama altyapısında piyasa hareketlerinin izlenebilirliğini sağlar.
Bütün bu kurumsal mimarinin amacı, risk büyümeden önce görmek ve sistemi korumaktır.
Oysa bugün tartıştığımız fon krizi, tam da bu kurumların gözetim, denetim ve erken uyarı fonksiyonlarının kesiştiği yerde duruyor.
Soru şu: Bu kadar çok düzenleyici ve gözetleyici varken risk nasıl bu ölçüde birikebildi?
Cezaevinden iki yeni kitap…
Çiğdem Mater, “Tuhaf, Saçma, Neyse”de içeriden dışarıya bakıyor; hapishaneyi, memleketi, dünyayı, okuduklarını ve düşündüklerini yazıyor.
Ramazan Gülten ise “Müjde Kuşu: Büyük Kavuşma”da, eşi Pınar Çalışkan Gülten’in çizimleriyle çocuklara bambaşka bir yerden sesleniyor: Kapalı Kapılar Ülkesi’nin kapıları açılıyor, Müjde Kuşu bu kez eve dönüşün ve kavuşmanın haberini taşıyor.
Biri dört yılı aşkın, di��eri 500 günü aşkın süredir cezaevinde.
Ama ikisi de yazmaya, üretmeye, dışarıya seslerini ulaştırmaya devam ediyor.
Çiğdem Mater’e, Ramazan Gülten’e ve çizimleriyle bu hikâyeyi var eden Pınar Çalışkan Gülten’e destek olmak için kitaplarını alın, okuyun, çocuklarınıza okutun.
Bazen dayanışmanın en güzel hali bir kitabın kapağını açmaktır.
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Sıramız geldi. Yeni hesap açmam sanmıyorum.
X, kullanıcılarının görüşlerini savunmaya ve saygı duymaya güçlü bir şekilde inandığı için erişim engellemeye yönelik yasal bir talep alınca sadece kullanıcıyı bilgilendirir. Böyle de yavşaktır.
Sıramız geldi. Yeni hesap açmam sanmıyorum.
X, kullanıcılarının görüşlerini savunmaya ve saygı duymaya güçlü bir şekilde inandığı için erişim engellemeye yönelik yasal bir talep alınca sadece kullanıcıyı bilgilendirir. Böyle de yavşaktır.
Şaban Sevinç:
— (Fatma Betül Sayan Kaya) 'AK Parti beni günah keçisi haline getirdi. Beni sosyal ölü haline getirdi. Ben çıkıp bütün gerçekleri, bütün bildiklerimi anlatacağım. Beni bu fona kim yönlendirdi, ne zaman gir dedi, ne zaman çık dedi. Onları anlatacağım. Ben bu suçu tek başıma işlemedim eğer bu suçsa' diyormuş.
— Ama şimdi konuşma diye Fatma Betül Sayan Kaya üzerinde AK Parti'nin elitleri yoğun bir baskı uyguluyorlar.
— Bu fonun, fon spekülasyonunun AK Parti'de, genel merkezde herkesin bildiği, konuştuğu bir sır olduğu ortaya çıkıyor. Listesi var. Bu suça bulaşan AK Parti milletvekilleri ve genel merkez yöneticilerinin listesi var. Bakanların listesi var, bürokratların listesi var. Sayın Cumhurbaşkanı'na verildi diyor Fatih Altık, TGRT Ankara temsilcisi. İşlem var mı? Yok. Liste var ama işlem yok. Suçlular var ama adli takibat yok.