Ay parıldar karanlık geceden hayellerim hilalin bir ucundan diğer ucuna değer
Bu millet uğruna çekilmez mi gam keder
Sen hele bir omuz ver bu günler de geçer
Demem o ki ta ezelden örnek al başına gelen her bir şerden
Neme lazım yeniden türer bahçemizde
Haşeratlar caniler…
Ülkemiz için düşünce, itiraz ve isyan barındıran beyanlarda gençler gözaltına alınırken; ekonomik buhranda milletin rızkına göz diktiği iddia edilen yöneticiler için neden aynı hukuki hassasiyet gösterilmiyor?
Gerçekten merak ediyorum: NEDEN?
#siyaset#ekonomi#erdoğan
Ülkemiz için düşünce, itiraz ve isyan barındıran beyanlarda gençler gözaltına alınırken; ekonomik buhranda milletin rızkına göz diktiği iddia edilen yöneticiler için neden aynı hukuki hassasiyet gösterilmiyor?
Gerçekten merak ediyorum: NEDEN?
#Siyaset, #Gençlik, #Ekonomi
Şimdi ben, bu ülkenin bir genci ve vatandaşı olarak şu soruyu sormayı kendime hak görüyorum:
Bismillahlarla çıktığınız bu yolda; adınızın ve partinizin geçtiği her yerde durum kendini “biiznillah”lara, “Ya sabır”lara dönmüş, dönüşmüş durumda. #Siyaset, #Gençlik, #Ekonomi
Sayın Cumhurbaşkanımız; “Bugün sizlerle bazı meseleleri açık yüreklilikle konuşmak arzusundayım.” diyerek çıktığı kürsüde, parti içerisinde yanlış yapanlar ve nefsine yenik düşenler için;
“Biz yanlış yapanla, nefsine yenik düşenle vedalaşırız.” diyor. #Siyaset, #Gençlik,
Başörtüleriyle devletin, milletin hizmetinde bakan olarak görev yapabilmelerine övündüğümüz insanların adların��n, bu büyük fon dolandırıcılığının ilk ortaya çıkan isimleri arasında olmasından duyduğum mahcubiyete karşı ifade ettiğim rahatsızlığımı; söylemediğim sözleri söylemişim gibi yazarak, ardından bunları paylaşarak düzenlediğiniz ucuz iftira kampanyanızı görüyorum.
Anlaşılan o ki sizin adınıza mahcup olmak da bizim hissemize düşüyor.
Allah kerimdir.
20 milyar dolar…
Rakamı söyleyince kolay geliyor.
Gelin, 20 milyar doların ne demek olduğunu ve bu ülkede kimlerin cebine bu paranın gittiğini birlikte bir hesaplayalım.
Fon krizinde ortaya çıkan yaklaşık 20 milyar dolarlık büyüklük, tek başına Türkiye’nin dev yatırımlarıyla kıyaslanabilecek bir para.
Mersin Akkuyu’da yapılan nükleer santralin tamamının yapım maliyetine denk.
Türkiye’de özelleştirilmesi planlanan köprü ve otoyolların yaklaşık gelirinin 3 katı.
Atatürk Barajı’nın yapım maliyetinin yaklaşık 2,5 katı.
Marmaray tüp geçidinin yaklaşık maliyetinin 6 katı.
Bakın, nasıl bir paradan bahsettiğimizi anlayalım diye söylüyorum:
Bu büyüklükte bir kaynakla Türkiye’deki bütün emeklilerimize bir yıl boyunca her ay 5.000 TL ilave ödeme yapabilecek ölçekte bir kaynaktan bahsediyoruz.
Ya da Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine şehirlerimizi birbirine bağlayacak yaklaşık 13.500 kilometrelik hızlı tren hattı yapabilecek bir büyüklükten bahsediyoruz.
Bir Akkuyu…
Yaklaşık iki buçuk Atatürk Barajı…
Altı Marmaray…
13.500 kilometre hızlı tren hattı…
Şimdi 20 milyar dolar deyince ne kadar büyük bir paradan bahsettiğimiz biraz daha anlaşılıyor mu?
Peki bu para nerede?
Kimlerin kontrolündeydi?
Kimler kazandı?
Kimler kaybetti?
Kim hangi hisseye ne zaman girdi?
Kim ne kadar kazandı?
Kim tam zamanında çıkıp parasını aldı?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Şimdi bunun yanına bir de Borsa İstanbul’da yaşananları koyun.
Şirketlerin toplam piyasa değerinde yaklaşık 3,2 trilyon TL, yani yaklaşık 67 milyar dolarlık bir azalmadan bahsediliyor.
Bir tarafta yaklaşık 20 milyar dolarlık fon krizi…
Diğer tarafta borsada eriyen milyarlarca dolarlık piyasa değeri…
Ben şimdi devletimize soruyorum:
Böylesine büyük para hareketleri yaşanırken denetim kurumlarımız ne yaptı?
SPK ne yaptı?
Kim kimi denetledi?
Kim zamanında müdahale etti, kim etmedi?
Bu iş birkaç kişinin üzerine bırakılıp kapatılabilecek kadar küçük değildir.
455 binden fazla vatandaşımızın parasından bahsediyoruz.
O yüzden zarar edenleri zaten biliyoruz.
Şimdi kazananları bulun.
Paranın izini sürün.
Kim hukuka aykırı şekilde kazanç sağladıysa ortaya çıkarın.
Kim vazifesini yapmadıysa hesabını sorun.
20 milyar doların da, borsada eriyen trilyonlarca liranın da hesabı bu millete verilmelidir.
Süslü cümleler arasında vatandaş ne yaşıyor?
Evlat evlendiremiyoruz.
Çocuk okutamıyoruz.
Kiraya, kreşe, düğüne yetişemiyoruz.
Çayımızı bile sayarak içiyoruz.
Memleketin ihtiyacı derman olacak bir yönetim.
Türkmeniz, Anadolu’ya hayvanlarımızla geldik.
Şimdi et ithal, hayvan ithal, çoban ithal…
Çiftçi canından bezmiş.
Bir tek ahır yerli: Adı da millî tarım!
Bir milletin sözü yaşarsa, hafızası da geleceği de yaşar…
26 Eylül 1932’de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı, Türkçemizin araştırılması, geliştirilmesi ve kendi kaynaklarıyla zenginleşmesi yolunda atılmış tarihi bir adımdı.
Türkçe, binlerce yıllık tarihimizin, kültürümüzün ve millet olma şuurumuzun taşıyıcısıdır.
Dilimize sahip çıkmak, geçmişten aldığımız emaneti korumak, çocuklarımıza ve gelecek nesillere güçlü bir miras bırakmaktır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Türkçemizin gelişmesi ve yaşatılması için emek veren tüm isimleri rahmet ve minnetle anıyorum.
Türk Dil Bayramı’mız kutlu olsun. Türkçemiz var olsun, Türk milletinin sözü daim olsun.
Adı Ali Şekeroğlu.
Emekli polis.
İki çocuk babası.
Yıllarca bu devlete hizmet etmiş bir insan.
“Geçinemiyorum.” diyor.
“Bizi bu hâle getiren utansın.” diyor.
Sonra şunu ekliyor:
“Para için değil, onurum için.”
Ve bugün Ali Şekeroğlu’nu kaybettik.
Benim canımı yakan şudur:
Bu memlekette yıllarca çalışmış, primini ödemiş, vergisini vermiş, evlat büyütmüş bir insan; ömrünün sonunda neden “geçinemiyorum” diyerek Anayasa Mahkemesinin merdivenlerine düşmek zorunda kalıyor?
Bizim büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş saklardı.
Adına “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını bile kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin emeklisine kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Ali Şekeroğlu’nun son sözlerinden biri “onurum için” oldu.
Allah rahmet eylesin.
Ailesine, evlatlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Bir bilirkişi raporu insanın kaderini belirlememeli.
Uzun tutukluluk, lekelenmeme hakkı, masumiyet karinesi… Bunlar hukukun temel güvenceleridir.
Hukuk davalarını bir yılda, ceza davalarını iki yılda sonuçlandıracağız.
Mülkiyet güvencesi olmadan yatırım gelmez.
BU DÜZENİN KÖPEK BALIKLARI KİM?
Yedi fon şirketinde vatandaşımızın kaybettiği paralara bakın.
Şimdi dönüp sadece zarar edenlere bakmayın.
Bu işin köpek balıklarını bulun!
Yüz binlerce insan para kazanma ümidiyle bu sazan sarmalının içine çekildi.
Peki bu insanları buraya çekenler kim?
Bire yüz, bire bin, bire iki bin, bire beş bin kazanıp, tam zamanında kârını realize ederek parasını alıp çıkanlar kim?
Kim hangi hisseye ne zaman girmiş?
Ne kadar kazanmış?
Ne zaman çıkmış?
Bunların hepsinin ortaya çıkarılması lazım.
Eğer ortada hukuka aykırı bir kazanç, manipülasyon, piyasa suçu varsa; bu köpek balıkları bulunmalı, kazançlarına el konulmalı, vatandaşın zararı sorumlularından tazmin edilmelidir.
Bu faturayı milletin sırtına yükleyemezsiniz!
Bir de işin denetim tarafı var.
İçine inek girmemiş, süt girmemiş, üretim girmemiş; içinde masadan başka bir şey olmayan bir şirket nasıl oluyor da milyarlarca liralık değere ulaşıyor?
Bir masa, bir kasayla milyarlarca liralık vurgun yapılırken bunu görmesi gerekenler neredeydi?
Kim denetleyecekti?
Kim müdahale edecekti?
Kim etmedi?
Bugün operasyon yapıyorsunuz. Yapın!
Ama 25 yıldır da siz iktidardasınız.
İktidara dün gelmiş gibi davranamazsınız.
Bugün hesaplaşmaya çalıştığınız bu düzen dün kurulmadı. Bu düzen sizin iktidarınız döneminde büyüdü.
O yüzden bu sazan sarmalında kaç kişinin mağdur olduğunu saymayın!
Bu denizin köpek balıklarını bulun.
Kim olduklarını, nasıl kazandıklarını, kimlerin göz yumduğunu da bu millete anlatın.
Bursa’da yaşlı bir teyzemiz, bir ihtiyacını karşılayabilmek için kuyumcuya gidiyor.
Ne satıyor biliyor musunuz?
Kulağındaki küpesini…
Oradaki bir vatandaşımız durumu fark ediyor. Kuyumcuya, “Teyzemizin küpesini alma, parasını ben vereyim.” diyor.
Allah razı olsun.
Milletimizin vicdanı hâlâ ayakta.
Ama benim canımı yakan başka bir şey var:
Bu memlekette bir insan, ömrünün sonunda neden kulağındaki küpeyi satmak zorunda kalıyor?
Bizim Anadolu’da büyüklerimiz bir kenarda üç kuruş para, bir küçük altın saklardı.
Adına da “kefen parası” derlerdi.
Kimseye yük olmayalım, son yolculuğumuzun masrafını da kendimiz karşılayalım diye…
Şimdi siz bu milletin yaşlısına kefen parasını yaşarken harcatıyorsunuz.
Yıllarca çalışmış.
Primini ödemiş.
Vergisini vermiş.
Evlat büyütmüş.
Bu memlekete ömrünü vermiş.
Sonra emekli olmuş.
Ve bugün pazara çıkarken hesabını, faturasını öderken hesabını, eczaneye giderken hesabını yapıyor.
Yetmiyor…
Kulağındaki küpenin hesabını yapıyor.
O vatandaşımızın yaptığı elbette çok kıymetlidir. Allah ondan razı olsun.
Ama bizim konuşmamız gereken, o vatandaşımızın iyiliğinden önce, o teyzemizin neden o kuyumcuya girmek zorunda kaldığıdır.
Bir insan ömrünün sonunda geçinebilmek için hatırasını, birikimini, kulağındaki küpesini satıyorsa; bunu yalnızca yoksulluk istatistikleriyle anlatamazsınız.
İnsan, yıllarca çalıştığı bir ülkede yaşlandığında hiç kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini bilmek ister.
Devletin yaşlısına vermesi gereken güven de budur.