Bu evsiz hayvanlar meselesini hayvan düşmanları ile tartışmaya gerek yok. Şu kadar basit sorulacak soru; Sen Allah'ın verdiği canı almayı kendine hak mı görüyorsun? Buna evet diyenle konuşulmaz, selamı alınmaz, selamı verilmez.
Şimdi görüntüleri izleyin.
Günlerdir saldırgan denilen, canavarlaştırılan Patron’un katil adem Çatak tarafından. Canice öldürülürken bile kuyruk salladığını göreceksiniz.
Olay yerinde bulunan çocuklar konuştu. Çocuğun babası konuştu. Mahallede yaşayan insanlar konuştu. Görgü tanıkları konuştu. Hepsinin videolarını paylaştık.
Şimdi de kamera görüntüleri konuşsun.
Çocuk güvenliğinden bahsedenler de izlesin. Olay günü yaşananları anlatan aileleri, çocukları ve tanıkları yok sayanlar katil Adem Çatak‘ın nasıl 13 yaşındaki bir çocuğun parmaklarını kırıp orada küfür ettiğini çocuğa bunları da görsün.
Bu görüntülerden sonra herkes kendi vicdanıyla karar versin.
Biz gerisini kamuoyuna bırakıyoruz.
Masum bir can artık hayatta değil ve biz Patron için adalet istemeye devam edeceğiz.
#PatronİçinAdalet
#AdemÇatakTutuklansın
Barınağa çok net bir planla gitmiştim. Genç bir köpek istiyordum. Belki bir yavru. Belki bir yaşında bir köpek. Kolay olacak, ağır bir geçmişi olmayan, gözlerinde acı taşımayan ve geçmişi yüzünden sonunda beni de üzmeyecek biri.
Kulübelerin arasında yürüyordum. Genç köpekler havlıyor, zıplıyor ve ziyaretçilere doğru uzanıyordu. Neredeyse yavru köpeklerin bulunduğu bölüme ulaşmıştım ki birden durdum.
En arkadaki kulübede Bruno vardı. Altı yaşında, iri bir rottweiler kırmasıydı. Yüzünde yara izleri vardı, kulaklarından biri garip bir şekilde düşüktü ve burnunun etrafındaki tüyler çoktan beyazlamaya başlamıştı. Havlamıyordu. Zıplamıyordu. İlgi istemiyordu. Sadece durup geçen insanlara bakıyordu.
Durduğumu fark ettiğinde aniden ayağa kalktı ve kulübenin arka tarafına koştu. Uzaklaştığını düşündüm. Ama ağzında bir şeyle geri döndü.
Bu eski, mavi bir battaniyeydi. Ya da daha doğrusu, battaniyeden geriye kalan şeydi: Deliklerle dolu, yıpranmış, kenarları sökülmüş bir kumaş parçası. Bruno onu dikkatlice parmaklıkların yanına bıraktı ve bana, sanki sahip olduğu en değerli şeyi veriyormuş gibi baktı.
Gülümsedim ve görevliye sordum:
“Benimle oynamak mı istiyor?”
Kadın başını salladı.
“Hayır. Bunu herkese yapıyor. Battaniyesini paylaşmayı sevmez. Ama onun elinde kalan tek değerli şeyin bu olduğuna inanıyor. Eğer onu verirse, birinin sonunda onu eve götüreceğine inanıyor.”
Kalbimin sıkıştığını hissettim.
Meğer Bruno neredeyse beş yıl boyunca bir aileyle yaşamış. Onu yavruyken sahiplenmişler. Çocuklarla birlikte büyümüş, evin içinde uyumuş, aileyle seyahatlere gitmiş. Ama sonra aile taşınmış ve büyük bir köpeğin artık onlar için uygun olmadığına karar vermiş. Onu bir torba mama, birkaç belge ve bu battaniyeyle birlikte barınağa bırakmışlar.
Battaniye, yavruluğundan beri onunlaymış. Eski hayatından kalan son parçaymış.
İlk günlerde Bruno neredeyse hiç yemek yememiş. Sadece battaniyeyi bir yerden başka bir yere taşımış, üzerinde uyumuş ve burnunu kumaşa gömmüş. Sonra her ziyaretçi geldiğinde battaniyeyi kulübenin kapısına getirmeye başlamış. Oyun oynamak için değil. Dikkat çekmek için değil. Sanki sahip olduğu her şeyi insanlara sunuyor ve sonunda birinin onu seçmesini umut ediyormuş gibi.
Tam o sırada çocuklu bir aile yaklaştı. Bruno canlandı, battaniyesini aldı ve parmaklıklara doğru koştu. Gözlerinde yeni bir umut ışığı belirdi. Adam kulübenin bilgi kartına baktı, sonra Bruno’ya döndü ve şöyle dedi:
“Daha küçük bir köpek baksak daha iyi olur.”
Ve gittiler.
Battaniye Bruno’nun ağzından düştü. Havlamadı. İnlemedi. Sadece beton zemine uzandı ve başını battaniyenin üzerine koydu. Bu öfke değildi. Reddedilmeye alışmış olmanın verdiği sessizlikti.
Görevli bana sekiz aydır beklediğini söyledi.
Sekiz ay boyunca her sabah eski battaniyesini parmaklıklara taşıyıp beklemişti.
Yavru köpeklerin olduğu bölüme baktım. Gitmeyi planladığım yere. Sonra tekrar Bruno’ya baktım. Beyazlamış burnuna, yara izlerine ve patilerinin altındaki battaniyeye.
Ve bir şeyi fark ettim: Karşımda zor bir köpek görmüyordum. Bir zamanlar kalbi kırılmış ama hâlâ sevmeye çalışan sadık bir yürek görüyordum.
Kulübenin yanına çömeldim.
“Bruno, battaniyeni sakla. Artık onu vermene gerek yok.”
Başını kaldırdı ve kuyruğunu hafifçe salladı.
Görevliye baktım ve dedim ki:
“Onu sahipleniyorum.”
Kapı açıldığında Bruno dışarı fırlamadı. Önce battaniyesini aldı. Sonra yanıma geldi ve hareketsiz kaldı; sanki hâlâ fikrimi değiştirmemi bekliyordu.
Tasmasını taktım ve fısıldadım:
“Eve gidiyoruz, koca oğlan.”
Bu olay üç yıl önceydi.
Bugün Bruno kanepemin yarısını kaplayarak uyuyor, öyle yüksek sesle horluyor ki bütün oda titriyor ve her sabahı hayat yeniden bir armağan olmuş gibi karşılıyor. Bir sürü oyuncağı var ama her akşam yine eski mavi battaniyesiyle uzanıyor.
Sadece artık onu kimseye vermiyor.
Başını üzerine koyuyor ve huzur içinde uykuya dalıyor.
Çünkü artık elinde kalan son şeyi vererek sevgiyi hak etmeye çalışmasına gerek yok.
Ben barınağa sevmesi en kolay köpeği arayarak gitmiştim.
Ama bana sevginin her zaman kolay olmadığını öğreten köpeği buldum. Bazen sevgi; yara izleriyle, beyazlamış tüylerle ve dişlerinin arasında eski bir battaniyeyle gelir.
Ve buna rağmen hayatındaki en doğru karar hâline gelir.
Eğer bu hikâye kalbinize dokunduysa, bir ❤️ bırakın ve geçmişi olan köpeklerin de sevgi dolu bir geleceği hak ettiğine inananlarla paylaşın.
#ALINTIVEŞİİRSEL
@aysun_112003@DurBirDinlee Güzel düşünmüşsünüz. Mahalle olarak ilgilenilmesine sevindim. Zaten yuvanın temizliğinden belli iyi bakıldığı. Ama dediğiniz gibi bahçeli bir ev olsaydı ikisine de bakacak güzel olurmuş
@DurBirDinlee Devlet her ile hayvan hastanesi açsada oraya götürüp ücretsiz tedavi ettirilebilse keşke.Millet ücretler yüzünden hasta gördüğü canlıyı tedaviye https://t.co/ZpxryL50Ij vicdanlı olan haber ediyor bende almak zorunda kalıyorum. Benim bir maaşım komple baktığım kedilere gidiyor
Bu seçim de kim barınakta ki hayvanları özgürlüğüne kavuşturma sözünü verirse canla başla o partiyi destekleyeceğim. Seçim çalışmalarına bile yardım edeceğim. Gerekirse kapı kapı gezip oy toplayacağım.
@cankayailetmer@proline2002@kilicdarogluk@hcanguner@cankayabelediye Belediyenizin bu şekilde ilgilenmesini , birde görsel ile desteklemesini çok beğendim. Umarım başka belediyelere de örnek olur. Ama naçizane fikrimi söyleyebilirim. Hiç değilse bu şekilde yasaklı ırk olmayan canları Dışarda bıraksanız. Bunlardan kime zarar gelebilir ki
🚨 Kedimiz 16 Mayıs'tan beri kayıp! AirTag'in son sinyal verdiği yer: Hatay Belen Özmirioğlu @opettr istasyonu. Kamera görüntülerini izlememiz reddedildi ve çelişkili ifadelerle karşılaştık. Emniyete başvurduk ama kayıtların silinmesine SADECE 7 GÜN KALDI!
Uzun suredir müşterisi olduğumuz, komşumuz sayılan bu istasyona gidip ne olduğunu öğrenmek istediğimizde maalesef şeffaf ve anlayışlı karşılaşmadık. Ailemizin bir parçası olan kedimize ne olduğunu bilmek en doğal hakkımız.
@kocholding yetkililerinden tek ricamız; markanıza yakışmayan bu şeffaflıktan uzak tutuma müdahale etmeniz ve delil niteliğindeki kamera kayıtlarının silinmeden acilen incelenmesini sağlamanızdır.
#Kocholding #Opet #HatayBelen
@aysekutuk@kuscuoglu344519@raportory Allah’ın yaratıp doğaya bıraktığı canlıyı alın evinize ya da öldürün diye bir ayet mi indi? Ya da aç bırakın ölsün mü deniyor. Evet bir senin müslümanlığını sorgularım ben.
@ablasinfante@solcugazete60 Gel de bu küçük şeytanın insan olduğuna inan. Umarım en kısa zaman da tüm sülalecek telef olursunuz. Duayı gören herkes içinden bir yerinden amin desinde inşallah tez zamanda cehenneme uğurlayalım bu bakteriyi 🤲