Bu tarih, gelebilecek belanın defi için çok ama çok önemli.
18 Ekim Pazar’ı 19 Ekim Pazartesi’ye bağlayan gece, Yani hicrî ayın 8. gecesi, seher vaktinde kalkacağız. Ve “Niyet ettim teheccüd namazı kılmaya.” deyip
İlk rekâtta Sübhâneke, sonra 1 Fâtiha ve 4 İhlâs, ikinci rekâtta 1 Fâtiha ve 3 İhlâs sûresi okuyup. Her 2 rekâtta bir selam verip 8 rekât teheccüd namazı kılacağız. Namazı bitirdikten sonra:
Sadece 111 defa “Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü mine’z-zâlimîn.” tesbihini çekip
Şöyle dua edeceğiz: Yâ Rabbi! Yunus Aleyhisselâm’ı balığın karnından kurtardığın gibi, bu münâcâtın hürmetine bizi de sıkıntılarımızdan kurtar. Yâ Hafîz! Gelecek büyük belaları bizden defeyle.
Yâ Selâm! Vatanımızı yıkıcı depremlerden muhafaza eyle.
Yâ Rahmân! Milletimizi afetlerden ve felaketlerden emin eyle.
Yâ Rezzâk! Bize bereketli rızıklar ihsan eyle.
Yâ Fettâh! Kapalı hayır kapılarımızı fetheyle.
Yâ Ganiyy! Borçlarımızı ödemeyi, darlıktan kurtulmayı nasip eyle.
Yâ Şâfî! Hastalarımıza şifa, dertlilerimize deva ihsan eyle.
Yâ Vedûd! Ailelerimize muhabbet, yuvalarımıza huzur ihsan eyle.
Yâ Hâdî! Evlatlarımızı hidayetinden ve himayenden ayırma.
Yâ Gaffâr! Günahlarımızı affeyle, kusurlarımızı setreyle.
Yâ Mucîb! Ellerimizi boş, gönüllerimizi mahzun çevirme. Âmin.
O mübarek gece söylediğim namazı kılıp bu tesbihi çekip, böyle dua ederseniz Allah’ın izniyle gelecek belalar defolur. Sıkıntılarınız izale olur. ve Allah size muradınızı ihsan eder.
Sizden ricam, bu gönderiyi herkese ulaştırın. Çünkü belaya en büyük tedbir, milyonların zikri ve tövbesidir.
Aydın'da büfesinde tost yapıp satan bir vatandaş, tostunun reklâmı için bir kısa film çekmiş.
Reklâm filmi profesyonellere taş çıkarır nitelikte, oyunculuklar muhteşem olmuş.
Yurdum insanının potansiyeli tartışılmaz.. 👏👏
Şimdi eline bir tesbih al ve bugünden başlayarak 24 Ağustos’a yani Mevlid Kandiline kadar her gece 11 kere bu Esmâları benimle beraber tekrar et.
Yâ Allah, Yâ Melik, Yâ Azîz, Yâ Gaffâr, Yâ Kebîr, Yâ Evvel, Yâ Âhir.
Sonra şu duayı yap:
Ey güzelliği açığa çıkaran,
ey çirkinin üzerini örten,
ey affı büyük olan,
ey mağfireti geniş olan,
ey rahmeti bol olan,
ey bütün sessiz yalvarışların sahibi olan Allah’ım!
Bu tesbihleri çeken kullarına hayırlı olan kapıları aç, rızıklarına bereket ver, zorlarını kolay eyle, düğümlerini çöz.
Unutma, bu tesbih halkasına katıldığında Mevlid Kandili’ne kadar bu Gönderiyi gören milyonlarca kişi aynı duayı yaparak sana da dua edecek.
Ve bu dua hürmetine inanıyorum ki Allah sana hayırlı olanı mutlaka verecek.
Sen de Gönderiyi kaydedip dostlarına bu tesbihleri çekmelerini tavsiye etmeyi unutma.
Size sır gecesinde kılınacak bir namaz ve dua söyleyeceğim.
5 Ağustos Çarşamba’yı, 6 Ağustos Perşembe’ye bağlayan gece, yani bu hicrî ayın 23. gecesi… Sırrın semadan indiği
ve duanın kabul olduğu o mübarek gece, imsaktan yarım saat önce kalkacağız.
Her 2 rekâtta bir selam vererek 8 rekât teheccüd namazı kılacağız. İlk rekâtta 1 Fâtiha ve 1 İhlâs, ikinci rekâtta yine 1 Fâtiha ve 1 İhlâs Suresi okuyacağız.
Namazı bitirdikten sonra, tesbihata geçmeden 11 İhlâs Suresi okuyacağız.
Sonra 99 Lâ ilâhe illallah, 99 Yâ Bâkî Ente’l-Bâkî tesbihini çekip şu duayı yapacağız.
Ey gecenin karanlığını rahmetinin perdesi yapan… Ey seher vakitlerini duaların kabul saati kılan… Ey gizli niyazları işiten… Ey sırrın sahibi olan Rabbim!
Bu mübarek gecenin sırrı, bu teheccüd vaktinin bereketi hürmetine bizleri rahmetinle kuşat.
Yâ Rezzâk! Rızkın gerçek sahibi Sensin. Bu isminin sırrını bize aç.
Yâ Fettâh! Üzerimize kapanmış bütün hayır kapılarını aç. Yerin ve göğün hazinelerinden bize helâl, bereketli ve tükenmeyen ihsanlar lütfeyle.
Yâ Muhsin! Sırrın anahtarları Senin elindedir. Kalplerimizi kullara değil, yalnız Sana bağla.
Yâ Ganî! Bizleri Senden başkasına muhtaç eyleme. Yâ Latîf! Görünmeyen lütuflarınla işlerimizi kolaylaştır.
Kalplerimizin kilitlerini marifetinle aç.
Dualarımıza icabet eyle. Ve Allah’ım, bu teheccüd halkasına katılan kullarına dünya ve ahiretin hayırlarını ihsan eyle.
Evlerine huzur, sofralarına bereket, ömürlerine afiyet, kalplerine sekinet, evlatlarına salâh, kazançlarına bereket nasip eyle. Âmin.
Söylediğim sır gecesinde, tarif ettiğim şekilde teheccüd namazı kılıp tesbihleri çekip bu duayı yaparsanız,
Allah’ın size sırrın, rızkın, bereketin ve hazinelerin kapılarını açmasını niyaz ederiz.
Duayı ve tarihi unutmamak için bu gönderiyi kaydedin.
Hz. Musa (a.s.) bir gün şiddetli bir karın ağrısı çeker ve Rabbine şifa için dua eder.
Rabbimiz; "Ey Musa! Şu dağın eteklerinde biten otlardan topla, onları kaynatıp iç. Ben şifayı o otlara koydum.” der.
Hz. Musa (a.s.) emredildiği gibi yapar. Otları toplar, kaynatır, içer ve Allah’ın izniyle şifa bulur.
Aradan bir zaman geçer. Aynı hastalık tekrar nükseder. Hz. Musa (a.s.), aynı otları toplar, kaynatır ve içer. Fakat bu defa şifa gelmez.
Bunun üzerine; "Ya Rabbi! Daha önce aynı otu içtim ve şifa buldum. Şimdi neden iyileşmedim?” der.
Rabbimiz de; "Ey Musa! İlkinde bana dua ettin. Ben de şifayı o ota koydum. Bu defa ise o ota güvendin. Hâlbuki şifa otta değil, Benim elimdedir.” diye buyurur.
İşte bu Tevhid sırrını anlayana sırrın kapısı açılır.
Bakın hasta olduğumuzda dua ediyoruz. Allah da şifayı bazen içtiğimiz ilaca koyuyor ve iyileşiyoruz.
Fakat başka bir zaman aynı ilacı içerken, “Beni iyileştiren bu ilaçtır.” deyip Allah’ı unutursak, o ilacın hiçbir faydası olmaz. Çünkü şifayı yaratan ilaç değil, Allah’tır.
Ya da maddi sıkıntıya düştüğümüzde dua ederiz. Allah da rızkımızı bir vesileyle gönderir.
Sonra o vesileye güvenip, “Rızkımı veren budur.” diye düşünmeye başlarsak, Allah o sebebin bereketini alır.
Çünkü rızkı veren müşteri, iş, maaş değil; Rezzâk olan Allah’tır.
Burdan hareketle size hayatınızdaki bütün sıkıntıları bitirecek çok büyük bir sır söylemek istiyorum:
Hergün ne yaparsanız yapın, önce Allah’a yönelin; sonra sebeplere sarılın.
Bir ilaç içerken: "Ey Şâfî olan Rabbim! Şifa yalnız Sen’dendir. Bu ilacı bana hayırlı ve faydalı kıl.”
Maddi ihtiyaçlar için,
“Ey Rezzâk olan Rabbim! Rızık sebep de değil, Senin katındadır. Malıma bereket ver.”
Evladınıza bir şey öğretirken:
“Allah’ım! Tesiri yaratan Sensin. Söylediklerimi evladımın kalbine yerleştir ve onu salih kullarından eyle.”
Evinize girerken:
“Allah’ım! Huzuru yaratan Sensin. Evimize sekinet indir. Kalplerimize muhabbet, soframıza bereket, ailemize rahmet ihsan eyle.” diye dua edin.
Yani ne yaparsanız yapın, önce Allah’a yönelin, sonra sebeplere sarılın.
Çünkü sebepler yalnızca bir perdedir.
Şifayı veren O’dur. Rızkı veren O’dur.
Huzuru veren O’dur. Tesiri yaratan O’dur.
Ne kadar çok Allah’a dayanır, sebepleri de O’nun emrine verilmiş birer vesile olarak görürseniz; Allah size ummadığınız yerlerden şifa, bereket, huzur, yardım ve inayet mutlaka ihsan eder.
TÜVTÜRK istasyonunda dövülerek katledilen polis memuru Melih Okan Keskin’in 2 gün önce 44 yaşına girdiği ve iki çocuk babası olduğu ortaya çıktı.
Polis memurunun eşi Emel Keskin çarpıcı detayları anlattı:
“Aracın park lambasının yanmadığını söylüyorlar. Eşim tekrar dışarı çıkıp arabayı çalıştırdıktan sonra park lambasının yandığını görüyor ve tekrar içeri geliyor. 'Park lambam yanıyor' diyor. İçerideki görevli şahıslar ‘Artık geçti, burada kamera kaydı vardı; ama şu an yapacak bir şey yok. Dışarıdaki kamera bizi ilgilendirmez’ diyerek, eşimi gönderiyorlar. Ama alay eder bir şekilde ‘Geçmiş olsun, yarın tekrar gelirsiniz’ diyorlar.
Eşim de 'Yetkili kimse yok mu' diye sorduğunda, ‘Burada bir bayan mühendisi var, onunla görüşebilirsin’ diye yönlendiriyorlar. Eşim bayanın yanına gidiyor, orada onunla konuşurken bir ağız dalaşı meydana geliyor ve sonucunda 20-30 kişi toplanıp eşimi darbetmeye başlıyorlar. Eşim bu darp esnasında diğer vatandaşlar tarafından kurtarılmaya çalışırken daha fazla darbedildiğini söyledi.
Sonra eşim tekrar dışarı çıkıyor, darp raporu almak için eline telefonu alıyor, 112’yi arıyor. Bu esnada biri eşimin üstüne doğru arabayı sürüyor. Hatta kamera kayıtlarında eşimin ayağının ezildiği gözüküyor. Sonra eşim 'Ne yapıyorsun' falan diye el kol hareketi yapıyor. Sonra eşim telefon görüşmesi yaparken araçtan inen şahıs şiddetli bir şekilde eşime bir yumruk atıyor. Eşim bu yumruk darbesiyle sarsılıyor, düşmüyor, kendini toparlıyor. Tekrar eşimin üzerine yürüyorlar. Yani 3 ayrı olay var; ama 2’nci olayda yumruk darbesiyle eşim sarsılıyor. Ardından eşim tek başına arabasına atlayıp darp raporu almak için onkoloji hastanesine gidiyor.
Ben hastanedeyim bir olay oldu darp raporu alacağım. Sen çocukları al' diyor. Sonra tomografinin sonucunu söylemek için tekrar görüştüğümüzde 'Beynimde kanama varmış, beni ameliyat edecekler' dedi.
Eşime, 'Melih ne oldu' diyorum; ‘Kavga oldu, dayak yedim, 20-30 kişi üstüme saldırdı’ dedi. Sonra hastaneye gittim. Doktor bana eşimin beyninde 7 milimlik bir kayma olduğunu, kanamasının olduğunu, açık bir ameliyat olacağını, zor bir ameliyat olacağını, ameliyattan çıktığında felç kalabileceğini, her türlü ihtimali söyledi. Eşim ameliyata girerken benim elimden tutarak ‘Seni seviyorum, kedine iyi bak, çocuklarıma iyi bak’ dedi. Benim eşim elimi öpe öpe ameliyata girdi. Benim eşim bir yumrukla hayatını kaybedecek bir insan değildi. Hayatının baharında gitti. Ardında 2 çocuğunu bıraktı. Hayallerimiz yarım kaldı. 2 çocuğum babasız kaldı. Eşim olay yerinden ambulansla sevk edilmedi. Kimse tarafından ambulans çağırılmadı. Kendi şahsi aracımıza binip hastaneye darp raporu almaya gitti. Eşim bir tane bile yumruk sallamamış. Sadece kendini savunmaya almış. Canını kurtarmaya çalışmış. Her şeyimiz yarım kaldı. Çok gençti, 44 yaşındaydı. 2 gün önce doğum günü vardı. Sadece yumruk atandan şikayetçi değilim zaten. Herkesten şikayetçiyim.
Olayın daha çok araştırılmasını ve aydınlanmasını istiyorum. Firma 'Bizim personelimiz değil, eski personelimiz' diyor. Hayır kendi personelleri. Sonuna kadar bu olayın arkasında olacağım. Elimden geldiğince güçlü olmaya çalışacağım. Bu personelin sabıka kaydı varmış. Avukatımız dosyayı inceledi. Savcılık dosyasını inceledi. Olaya karışan, darbeden 25-30 kişiyi şirket avukatları temsil ediyor. Adamı darbettikleri yetmiyormuş gibi gelip utanmadan bir de hepsi şikayetçi oluyorlar. Melih vefat edene kadar ne bir açıklama ne bir özür ne bir telefon hiçbir şey yok. Öldüğünde de artık işin ucu kendilerine de dokunacağını anladıkları zaman açıklama yapma gereği duyuyorlar. 20 kişinin darbettiği bir insan orada tek başına bırakılıyor. Kocaman bir şirket olayı örtbas etmeye çalışıyor. Eşim sadece kendini koruma altına almaya çalışmış"
Ankara'da TÜVTÜRK çalışanı bilerek Polis Memuru Melih Okan Keskin'e araçla çarpmış, yetmemiş yumruk atmış.
Bununla da yetinmeyip bütün çalışanlar bir olup saldırmışlar rahmetliye.
Bu olayda bizim meslektaşımız vefat etti anca sadece 1 kişi tutuklandı!
Görüntüler çok net. Bu olay basit bir kavga olayı değildir. İlgili makamların konuya eğilmesini istiyoruz.
Sevgili Haluk Levent kalp krizi şüphesiyle hastaneye kaldırıldı. Deprem oldu durmadı. Sel oldu durmadı. Hatay için koştu. Maraş için koştu. Durmak bilmedi. Kanser hastalarını mutlu etmek istedi. Çocukları mutlu etmek istedi. En son artık olan bitenleri kaldıramadığı için doktor tavsiyesiyle Twitter'dan çekilme kararı almıştı. Biz senden razıyız Haluk abi. Çabalarına şahidiz. Umarım bunu da yeneceksin. Tekrar aramıza döneceksin! 🙏 @haluklevent