Deniz Undav i tebrik ediyorum !Destici ye Merak ediyorum; bir insan ‘Kürdüm’ dedi diye vatandaşlıktan çıkarılmasını istemek hangi hukukta, hangi vicdanda karşılık buluyor? Aynı kişi yarın ‘Çerkesim’, ‘Lazım’, ‘Arabım’, ‘Boşnağım’ diyenler için de aynı çağrıyı yapacak mı? Yoksa mesele vatandaşlık değil, bazı kimliklere tahammülsüzlük mü? Bu ülkenin milyonlarca vatandaşı farklı kökenlerden geliyor. Kimliğini ifade etmek suçsa, o zaman hepimiz suçluyuz.#DenizUndav #fifa
“Kürdüm” dediği için Türkiye’de için linç edilen Deniz Undav’ın Türkiye’nin ilk elendiği turnuvada en skorer oyuncularından biri haline gelmesi de kaderin cilvesi.
@kocholding Aşağılarken Kürt kimliğini rahatça dile getirirsin !
Ama özüre gelince de Kürt kimliğinden bahsetmeyip damarındaki ırkçılığa da yine kurban edersin o kimliği.
O kimlik Kürt kimliğidir
Özürün kabul edilmedi ‼️
Sen yok hükmündesin rahmi.
aksam sınıf arkadasları geldi kafeye kız dört dil biliyordu bölümünde hep birinci oluyordu demisler böyle birisinin intihar edeceğini düsünmüyorum,, lütfen onun icin ses olur musunuz
18 yaşındaki genç kıza 20 gün tecavüz edip, daha sonra "İstediğin yere şikayet et, bana bir şey olmaz. Daha önce de çok yaptım, bir şey olmadı" diyen katil serbest, evladını yitiren aile perişan!
Yanındayız annem!
#MusaOrhanTutuklansın
Rossmann çalışanı bir takipçimizden gelen mesaj:
“Rossmann’da neredeyse 2 senem dolmuştu. Askerliğim yaklaştığı için mağaza müdürümle konuştum, 1 ay bedelli yapıp gelebileceğimi söyledim. ‘Sana dönüş yapacağız’ dediler.
Sonrasında bir personel tarafından fiziksel temasa maruz kaldım. Yöneticiler tarafından mobbing, dışlanma ve adaletsizlik yaşadım.
Dayanamayınca İK’ya şikayet ettim. 1 ay sonra dönüş yaptılar, kanıtlı şekilde anlattığım olayları reddettiler.
Bu kez bana, iş yapmadığım ve yöneticilerle uyumsuz olduğum gerekçesiyle savunma istendi.
Savunmamda yazdığım ifadenin değiştirildiğini gördüm. ‘Taraflı şekilde mağaza müdürlerinizi savunmaktasınız’ yazdığım ifade, ‘torpilli mağaza müdürlerinizi savunmaktasınız’ şeklinde değiştirilmiş.
Ardından ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış gerekçesiyle 45 kodla, tazminatsız ve ihbarsız şekilde iş akdime son verildi.
Sadece ben değil, birçok kişinin hakkına girildi. %30 küçülmeye giderken tazminat ödeme masrafından kaçmak için benim gibi onlarca eleman çıkarıldı.
Paylaşırsanız çok sevinirim.”
cesedinin sarılıp atıldığı halı annesine "kişisel eşya" diye verilen Sedef Güler'i hatırladınız mı?
yarın Bakırköy 4. ağır ceza mahkemesinde karar duruşması var. bu yüzden kısa bir hatırlatmayla size SedefGülerin SesiOl demek istiyorum
lütfen okuyup paylaşır mısınız?
Babamın tayini nedeniyle taşındığımız Mardin'de başlamıştım ilkokula. Kapının girişinde Kürtçe konuşmak yasaktır yazıyordu.
1999'da Ahmet Kaya aldığı ödülün konuşmasında 'albümüme Kürtçe şarkı koyacağım' dedi diye adama çatal fırlatıp hakaret etmişti salondakiler.
Kürtçe müzik yapmak, Kürtçe isim kullanmak senelerce yasaktı.
Şimdi gelip 'onlar da Kürtçe yazsaymış' demek abes oluyor. Biraz yakın tarih bilmek, ülkenin gerçekleriyle temas etmek zihin açıcı olacaktır. Herkese öneririm.
"Si te casas con esa mujer con síndrome de Down, quedas fuera de mi testamento."
Mi madre lo dijo claro como el agua. Sin dudarlo.
Tenía 25 años cuando conocí a Hannah. Fue en un pequeño café cerca de mi taller —el tipo de lugar donde las sillas no combinan y el café siempre está un poco demasiado caliente. Ella estaba sentada sola junto a la ventana, leyendo.
En nuestra primera cita, me miró y dijo, en voz baja y sin ningún drama: "Tengo síndrome de Down. Vivo con mis padres. Solo quería que lo supieras de entrada —sin sorpresas."
No dije mucho. Solo pensé: quienquiera que haya criado a esta mujer hizo algo bien.
Cuando se lo conté a mi familia, mi madre dijo que arruinaría mi futuro. Que la gente hablaría. Que ella no nos ayudaría. Unos pocos amigos dejaron de llamar —lentamente al principio, luego todos de golpe.
Hannah nunca discutió con ninguno de ellos. Ni una sola vez me pidió que la defendiera o luchara por ella. Solo seguía apareciendo —encontrándome después del trabajo, pidiendo el mismo té de manzanilla, haciéndome reír con cosas que no había notado antes.
El café se convirtió en cenas. Las cenas se convirtieron en mañanas de domingo. Un año después, le propuse matrimonio en la misma iglesia donde fui bautizado, rodeado de las doce personas que no se habían ido.
Nos casamos ese mismo año.
Diez años después, estamos criando a nuestro hijo, Caleb. Cada noche, Hannah se duerme sosteniendo mi mano. Cada mañana, Caleb se sube a nuestra cama antes de que cualquiera de los dos esté listo para despertar. Esa es nuestra familia. La que dijeron que no duraría.
El mes pasado, me encontré con un viejo amigo que había dejado de llamar. Miró una foto de los tres en mi teléfono y dijo: "Te ves realmente feliz, amigo."
"Lo estoy", dije. Y eso fue suficiente.
Mi madre nunca cambió de opinión. Se perdió la boda. Se ha perdido cada cumpleaños que Caleb ha tenido.
No cuento esta historia por compasión. La cuento porque alguien ahí fuera está parado exactamente donde yo estuve —siendole dicho que el amor tiene condiciones, que las personas que se supone que deben estar en tu esquina tienen voto sobre quién merece estar en tu vida.
No lo tienen.