Müsavat Dervişoğlu’ndan
💥#Bahçeli’ye:
“Çok seviyorsan, eline rozeti al
İmralı'ya git öcalan'a tak
Eş Başkan olarak yanına al.
57 senelik çınar MHP’nin adını da Halkların Hareket Partisi yaparsın olur biter!
Sonunda bu millet hem senden kurtulur hem de Öcalan’dan.”
Perinçek, "FETÖ'cü açılımı" talep etmiş, deliliğin Türkiye'yi ele geçirdiği şu günlerde fırsat bu fırsat demiş. İddiası da "FETÖ'nün en büyük mağdurları FETÖ'cüler, çünkü tuzağa düştüler."
Hiçbirisi mağdur değil, tuzağa düşmüş de değil. Soruların çalındığını biliyorlardı. Tam olarak bu yüzden örgüte girdiler. Kazanamayacakları bir sınavı kazanmak için.
Atamaları yaptıklarını biliyorlardı. Tam olarak bu yüzden örgüte girdiler. Rüyalarında göremeyecekleri mevkilere gelmek için.
Espiyonaj yaptıklarını biliyorlardı. Tam olarak bu yüzden örgüte girdiler. Ait hissetmedikleri bir ülkeyi, sömürge valisi olarak yönetmek için.
Bunların hiçbirine tenezzül etmeyen, bileği ve zihninin emeğiyle bir yerlere gelmek isteyen, hak ettiğini alamasa bile ayıya dayı demeyen milyonlarca Temiz Türk... Bu insanların bir farkı olmalı değil mi? Hepimiz eşitleneceksek, suçtan uzak durmanın ne anlamı var? Hükumet hiç FETÖ'cü olmamışları sevmiyor, biraz bulaşıp sonra aman adım çıkmasın diyerek emredileni yapan zavallıları seviyor. Bundan cesaret bulup açtık zannettikleri gediklerden içeri dolmaya çalışacaklar bilsin ki, gediğin altında sivrilttiğimiz kazıklar duruyor.
MİLLİYETÇİLİK SEMİNERLERİ 3: TARİH ve HAMASET
https://t.co/JLo5yPFhQn
📌"Tarihten dersler çıkarmak, başımıza gelenlerin bir daha yaşanmaması için önemlidir."
📌"Değişen ortam ve bağlamlar toplumların birbirleriyle ilişkilerini mutlaka belirler."
📌"Tarihle övünmeyin, mucizeler başaran atalarınızdan ilham alın. Yarınki Türklerin ataları sizsiniz."
Vatan nöbeti tutar türküler
Hadi türküleri de yok sayın bakalım... 'Ağlama yar ağlama' türküsünde "Elma al olanda gel/ Ayva nar olanda gel/ Hasta düştüm gelmedin/ Bari can verende gel" diyen Celal Güzelses'i ve o güzel Diyarbakır türkülerini tarihten silebiliyorsanız silin!..
Bölgede dilden dile aktarılan ve kültürümüzün taşıyıcısı olan bu türküleri yoksa Medler mi yazdı? Bunların aslı Türkçe değildi de sonradan mı dilimize çevrildi?
Hadi kaldırın atın 'Fincanın etrafı yeşil'i, 'Karanfil eken bilir'i, 'Mardinkapı şen olur'u, 'Ayrıldım gülüm senden'i, 'Odasına girdim fincan elinde'yi, 'Mektebin bacaları'nı, 'Makaram sarı bağlar'ı, 'Bahçada yeşil çınar'ı, 'Çay içinde dökme taş'ı, 'Urfa'nın etrafı dumanlı dağlar'ı ve Türk'ün gönlünden çıkıp, yaşadığı coğrafyaya serpilerek kök salan binlerce türküyü...
"Vurma zalım vurma yaram derindir/ Yaram sağalırsa Mevlâm kerimdir" diyen Diyarbakır Dağkapılı Cemil Şallı sanki yüz yıl önce bugünleri görmüş de kağıda dökmüş... Tıpkı "Ağla gönül ağla zamanı geldi/ Yas tutup kara bağlamanın zamanı geldi" diyen hemşehrisi Mehmet Ali Erdem gibi...
1900'lerin başında 'Felek beni dul eyledi' diyen Ebe Ayşo Hatun şöyle seslenir yavrusuna: "Diyarbekir kara taştan/ Yüregim kan ağlar baştan/ Öksüz kaldın küçük yaştan/ Uyu öksüz yavrum uyu/ Kimse artık açmaz kapuyu/ Ecel aldı bey babani/ Keder kapladı her yani/ Hani aslan baban hani/ Uyu öksüz yavrum uyu/ Kimse artık açmaz kapuyu..."
Sahi, 'Bitlis'te beş minare'yi dilinden ve tarihinden koparabilir misiniz acaba? Hani Rus işgali sırasında Bitlis harabeye dönmüştü ya... Rusların çekilmesinden sonra, şehre geri dönmek için yola çıkan bir baba ve oğul Dideban Dağı eteklerinde durmuşlar, baba haber almak için oğlunu şehre göndermişti... Bir süre sonra geri gelen oğul, şehrin yakılıp yıkılmış olduğunu, sadece beş minarenin ayakta kaldığını söylemiş, bunun üzerine baba bu ağıtı yakmıştı... Bu kadar duru bir dille ağıt yakan baba muhtemelen Türkçe'yi bir kursta öğrenmiş olmalıydı değil mi?
Bitlisli askerin ağıdına göz gezdirin: "Ordumuz geldi Muş'a dayandı/ Taşı toprağı kana boyandı/ Bitlis'i gördüm yüreğim yandı/ Ağlama anam belki gelirem/ Belki mahşerde seni görürem"... Muş halkının dilinde Birinci Dünya Savaşı sırasındaki Rus işgalinden beri var olan ve 1959'da Ferruh Arsunar tarafından derlenen ağıda bakın: "Muş'un etrafı dağdır meşedir/ İçinde oturan Veysi Paşa'dır/ Veysi emir verdi Muş'u boşaltın/ Ağla vatan ağla gör neler oldu/ Muş'u işgal eden Moskoflar oldu/ Muş'un etrafında atlı gezerim/ Vatan elden gitmiş yaslı gezerim/ Elbisem kirlenmiş paslı gezerim..."
Türküler nöbet tutarken, Türk'ü kazıyamazsınız oradan... "Diyarbakır etrafında bağlar var/ Fitil işler yüreğimde yaram var/ Sen gidersen benim başka kimim var/ İsterem ki bir gün evvel gelesen"deki 'sen' dilin de, coğrafyanın da sahibidir... Tıpkı mezar taşları gibi 'mühür'dür türküler... "Mardin kapısında kelek bağlanmış/ Yemen'e gidenler yürek dağlamış/ Analar babalar kara bağlamış" diyen diller başka neyi anlatıyor?
Türkü varsa Türk de vardır, Türkçe de... Biz ümitvârız... Dersim dört dağ içinde olsa da Diyarbakır yine şad akacak... Yenikapı’dan atlılar geçecek, Urfa'ya paşa, tahta temaşa gelecek, Nâre esvap yıkayacak, saza gelmeyenden hesap sorulacak... Hüseynik'ten yola çıkılacak… Lütfü gelecek telgrafın başına, bir tel verecek Musul'da kardaşına…
Türküler bekleyecek bu toprakları... Mardin kapı yine şen olacak, karanfili hep eken bilecek... Edremit Van'a bakarken, içinden Şamran akacak... "Hangi bağın bağbanısan gülüsen" diye sorulacak, makaralar sarı bağlayacak... Mektebin bacaları tüterken, bir ay doğacak Maraş'tan... Kara taş içinde çete kaynayacak, yaşasın Urfalılar teslim olmayacak, dumanlı dağlarında ceylanlar gezecek..
Yine Ahlat'ın başına gelinecek, bebekler yine şekere katılacak... Her daim buralardan bir atlı geçecek, eşme pınarlar dert deşecek...
Yine geceler yârimiz olacak... Türk'ü kazımak isteyenlere karşı, yüksek minarelerde kandiller yanmaya devam edecek…