Değerli takipçilerimiz,
Özgür Basın Arşivi adıyla X platformu’nda bulunan ana hesabımız (@basinarchive) Türkiye’de erişime engellenmiştir.
Yeni hesabımız olan @ozgurbasinarsiv ile paylaşımlarımıza devam edeceğiz.
Tüm sansür uygulamalarına rağmen hakikati yayma çabamızdan vazgeçmeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz.
Bu vesileyle tüm arkadaşlarımızdan yeni hesaplarımızı yaymasını, paylaşımların tüm kitlelere ulaşmasını sağlamalarını bekliyoruz.
https://t.co/dlO3mh4Sj8
📍Gazetecilerin yorumu: Üstü örtülü bir özürdür
🗓️Yeni Özgür Politika Arşivi'nden - 13 Ağustos 2005
Günlerdir kamuoyunda tartışılan Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Amed ziyareti onlarca basın mensubu tarafından takip edilirken, konuşması televizyonlardan naklen yayınlandı. Erdoğan’ın konuşmasına ilişkin gazetecilerin yorumları şöyle:
Ali Bayramoğlu: Ana hatları ile Ankara'daki toplantı ile aynı. Önem li bir açılım. Kürt sorunu daha net olarak tanımlandı. Üstü kapalı bir özürdür. Vatan millet ve bayrak çabası vardı.
Oral Çalışlar: Burada başka vurgular yaptı. Konuşmasında ‘vatan, millet, bayrak’ gibi kavramlarla bizimle yarattığı havayı biraz daha yatıştırmaya çalıştı. İlk adımlar atıldı. Umutluyum ama işimiz zor.
Murat Yetkin: Bu konuşma beklediğimden daha cesur ve iyi bir konuşma. Beklentileri karşılıyor. Diyarbakırlılara sorarsak daha fazla şey bekliyorlar. Önemli ve cesur bir konuşmadır.
Nur Batur: Bütün Türkiye'ye birlik ve beraberlik mesajı verdi. Kürt sorununu kabul etmesi önemli. TC vatandaşlığının bir üst kimlik olduğunu söyledi. Bu konuşma Türkiye'yi bölücü yönünde bir konuşma değil. Tören alanında kalabalık azdı. Karşılama iyi değil. Gerginlik hissediliyor. Belediye, Başbakanı ziyaret beklentisi içinde.
Mustafa Karaalioğlu: Kürt sorununun demokratikleşme sorunu olduğunu söyledi. Demokratikleşmede geri adım atılmayacak. Kürt sorunuyla yüzleşmek gerektiğini söyledi. Eski siyasetçilere göre Erdoğan'ın tavrı daha tutarlı.
Taha Akyol: Başbakan Erdoğan, tek devlet, tek millet, tek bayrak vurgusu yaptı. Herkesi dinlemeye hazır olduklannı da söyledi ancak bunu ifade ederken 'iyi niyetli ve hakkaniyet sahibi olanlarla görüşüceğiz' ifadelerinin de altını çizdi.
Daha fazla demokratikleşme vurgusu yaptı. Erdoğan'ın konuşmasını dinlemek için gelen kişilerin sayısı azdı. Hepimiz de 'bir mitinge geliyoruz' düşüncesi vardı. Az kişi, belki bin kişi vardı.
📍KÜRT SORUNU BENİM DE SORUNUM
🗓️Yeni Özgür Politika Arşivi'nden - 13 Ağustos 2005
Amed ziyaretini dün gerçekleştiren Erdoğan, ‘Kürt sorunu benim de sorunumdur’ dedi. Ancak konuşmasında Kürtlerin hassas olduğu noktalara dikkat çekmeyen Erdoğan, geçmişte hataları olduğunu ve bunlarla yüzleşmeye de hazır oldukları mesajını verdi.
Yazının tamamı⤵️
https://t.co/V4H8kiqSuX
📍ÖNEMLİ OLAN İÇERİĞİ NASIL DOLDURULACAK
🗓️Yeni Özgür Politika Arşivi'nden - 13 Ağustos 2005
Türkiye Başbakanı’nın Amed ziyaretini değerlendiren KONGRA GEL Başkanı Zübeyir Aydar, açıklamaları önemli bulduklarını belirterek, ‘Fakat önemli olan bunun içeriğinin nasıl doldurulacağıdır’ dedi.
Yazının tamamı⤵️
https://t.co/4CkwSzbX9p
Tarih: 14 Temmuz 1982
Yer: Diyarbakır-Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi salonu!
PKK'yi ve PKK savaşçılarını yargılamak için kurulan bu platform, tarihsel bir yargılamaya tanık oluyor. Aslında yargılayanın yargılandığı ve mahkûm edildiği bu zemin, ulusal kurtuluş mücadelesi açısından yaşamsal bir karara sahne oldu.
Herkes pürdikkat! Askeri hâkim tedirgin; hava ağır ve sakin; ortama fırtına öncesi sessizlik hâkim. O günün tarihsel bir gün olacağı sezilmiş gibi bunun heyecanı var tutsakların üstünde. Havasından da belli ki, o gün, diğer mahkeme günlerinden çok farklı bir gün. Baskı, işkence, tehditler, itirafçıların itirafları özgürlük savaşçılarının umurunda değil.
Gözler, M. Hayri DURMUŞ yoldaşın üzerinde; en küçük bir kıpırtısı bile kaçırılmıyor, dikkatle izleniyor, yorumlanıyor, anlam verilmeye çalışılıyor.
Ve o tarihsel an gelip çatıyor. M. Hayri yoldaş, omuzlarındaki ağır sorumlulukla mahkeme kürsüsüne yürüyor. Ağır ağır ama kendinden son derece emin borçlarından bir kısmını ödeme kararlılığının getirdiği kısmi bir rahatlama ile. Tok sesiyle Büyük Ölüm Orucu kararını gerekçeleriyle tarihin tutanaklarına tane tane geçiyor. Tarihin kör tarihini bir daha tersine çevirmeye cesaret edilmiş, karar verilmiştir. Bu halk ölmeyecek; bu halkın özgürlük ve kurtuluş umudu yok edilemeyecek; bir kez daha mezar taşlarımız dikilip üzerine “Kürdistan hayali burada meftundur” diye yazılamayacaktır! Hayri yoldaşın tarihin silinmez hafızasına yazdırdıkları bu kararlılıktan başkası değildir.
🔥 SONSUZLUĞA BIRAKILAN BEDENLERDE ZAFER KAZANILMIŞTIR
🗓️Serxwebûn Arşivi’nden – Temmuz 1995
"Ve o tarihsel an gelip çatıyor. M. Hayri yoldaş, omuzlarındaki ağır sorumlulukla mahkeme kürsüsüne yürüyor. Ağır ağır ama kendinden son derece emin borçlarından bir kısmını ödeme kararlılığının getirdiği kısmi bir rahatlama ile. Tok sesiyle Büyük Ölüm Orucu kararını gerekçeleriyle tarihin tutanaklarına tane tane geçiyor. Tarihin kör tarihini bir daha tersine çevirmeye cesaret edilmiş, karar verilmiştir. Bu halk ölmeyecek; bu halkın özgürlük ve kurtuluş umudu yok edilemeyecek; bir kez daha mezar taşlarımız dikilip üzerine “Kürdistan hayali burada meftundur” diye yazılamayacaktır! Hayri yoldaşın tarihin silinmez hafızasına yazdırdıkları bu kararlılıktan başkası değildir."
Yazının tamamı⏬
https://t.co/HNBem1q2Fl
📌14 TEMMUZ PARTİ ÖNDERLİĞİ'NE İNANÇ EYLEMİYDİ
🗓️Serxwebûn Arşivi'nden - Temmuz 1995
🟠Mustafa Karasu, içinde yer aldığı büyük ölüm orucunun 13. yıldönümünü değerlendiriyor.
“Onları o koşullarda zafere inandıran, dışarıdaki Önderliğin bu işi sonuna kadar götüreceğine beslenen güvendir. Kendilerinin yaşamının son bulması, mücadelenin son bulması demek değil, aksine mücadelenin daha da gelişmesini düşündüklerinden dolayı, böyle bir eylemi kararlılıkla gerçekleştirmişlerdir.”
Yazının tamamı⤵️
https://t.co/Nqrj02nFh5
Ali; fırtına gibiydi
Ali ÇİÇEK arkadaş için de bazı şeyler söylemek mümkündür. Eğer Ali ÇİÇEK şimdi yaşamış olsaydı, fırtına takımların, fırtına komutanı olabilirdi.
Anılara bağlılık derken, Ali ÇİÇEK tabii ki, unutulmayacaktır. Ali ÇİÇEK'i şöyle ifade edebiliriz: Bugün fırtına takımların fırtına savaşçısı, Ali ÇİÇEK gibi olmalıydı; ya da Ali ÇİÇEK bugün yaşasaydı, fırtına takımların fırtına savaşçısı olarak rolünü oynayacaktı. Ve sadece bireysel olarak değil, fırtına savaşçılığını bütün yoldaşlara taşıracaktı. Bütün yoldaşlara ve Kürt gençlerine örnek olarak fırtına takımların etkili olmasında bulunduğu takımın zaferden zafere koşmasına, başarıdan başarıya koşmasına hizmet edecek bir özelliği vardı. Bunların anısına bağlılık derken, onların anısını bugün yaşatmak isterken, tabii Kürt gençlerinin, arkadaşlarımızın, Ali ÇİÇEK'in fırtına kişilik özelliklerini, bu heyecanı, bu coşkulu kişiliği görmeleri ve birliklerinde bu kişiliği yaşatmaları gerekiyor. Onlara borcumuz, bu kişiliği yaşatmaktır. Bu coşkuyu, heyecanı, düşmana karşı öfkeyi, isyanı fırtına birliklerimizin eylemlerinde bu öfke ve isyan selini ortaya koyabilirsek işte o zaman, 14 Temmuz anlamlı hale gelir. Ve bizlerin anılara bağlılığa gerçekten bir değer verdiğimiz söylenebilir.
📍Akif; PKK militanlığının ve fedakârlığının sembolüydü
Öte yandan Akif YILMAZ arkadaş var. Bu arkadaş da PKK'de militanlığın, PKK'ye hizmet etmekten başka bir şey düşünmemenin, sadakatin, bağlılığın bir ifadesi oluyor. Bunu da böyle belirtebiliriz. Akif YILMAZ, cezaevi ortamında mütevazi özellikleri kendisinden eksiltmeyen, mücadelesini kararlı bir biçimde sürdüren, mücadeleye böyle destek veren bir yapıya sahipti. Karar verirken de, şahadete giderken de, bu mütevaziliğini elden düşürmedi. Hiçbir zaman en ufak bir ikircikliğe kapılmadan büyük fedakârlık, bağlılık özellikleri olan çok duyarlı bir arkadaştı. Bu yönüyle de mücadelemize anlam kattığını söyleyebiliriz. Akif arkadaşın bir özelliğini daha hatırlatmak gerekir: Mazlum arkadaşı kaçırma eyleminin başarısızlıkla sonuçlanmasında kendi payı çok önemli olmasa da, bu kaçışın başarısızlığı, daha sonra Mazlum arkadaşın şahadeti bu arkadaşı çok derinden etkilemiştir. Kendisini sürekli sorumlu tutmuştur. Bu olayı yoldaşına bağlılığın, partiye bağlılığın bir ifadesi olarak sürekli yaşatmıştır. Yani yoldaşlara karşı sorumluluk duymak, önemli bir özelliğin ifadesidir.
Yine anıları dikkate alındığında, bir Akif YILMAZ'ı bütün savaşçılarımız, kadrolarımız örnek almalıdır. O mütevaziliğini, fedakarlığını, halkına, ülkesine karşı sözünü, partiye bağlılığını yerine getirmek için bir şeyler beklemeden, sadece gözünü zafere diken, savaşa diken, partinin talimatlarını uygulamaya ve parti ideolojisi, politikası doğrultusunda hareket etmeye çalışan bir kişiliği görüyoruz. Böylesi bir kişilik, aslında zaferi kazanan kişiliğin ifadesidir. Fedakarlığın, cesaretin, mütevaziliğin, parti yaşamının, kişiliğinin, üslubunun, tarzının oturmasında etkili olabilen bir kişiliktir. Bu yönüyle şimdiki arkadaşların bu mütevazilikten hareket etmeleri, kendilerini düşünüp bireysel yaklaşım yerine Akif YILMAZ'ın militan yaklaşımını, PKK'lilik yaklaşımını kendilerine örnek almaları gerekir. Bu zaferin garantisi, büyümenin, partiyle bütünleşmenin, partinin istediği militan olmanın tarzı oluyor. Onların anısına bağlılık derken, Akif'in bu özelliklerini de hatırlatmak gerekir.
📍Kemal; önderliğin güçlü bir izleyicisiydi
14 Temmuz'un büyük komutanı Kemal PİR'dir. Bu büyük komutan, her zaman bir komutan gibi, davranmasını bilmiştir. Bir komutanda bulunması gereken saygının en yüksek gücünün bu arkadaşta ifadesini bulduğunu söyleyebiliriz. Bir muharebede gereken sorumluluğu, yoldaşlık duygularını, düşüncelerini taşıyan bir özelliktedir. Böyle bir özelliği vardı Kemal PİR yoldaşın. En önemli özelliği kararlılığının, devrimci coşkusunun ifadesidir. Hiçbir koşulda PKK ideolojisine, politikasına inancını yitirmeyen, sarsılmayan, her koşulda düşüncesini savunabilen, özgür düşünmeyi kendisi için önemli bir özellik haline getiren bir kişilik yapılanmasıdır. Bu yönüyle bugün coşkunun, heyecanın, cesaretin, saldırı ruhunun Kemal PİR'de olduğunu, Kemal PİR'in bu özelliklerinin mücadelesine taşındığını çok iyi biliyoruz. Yalnız cezaevinde değil, bütün arkadaşların bildiği ya da duyduğu gibi, Kemal PİR daha ilk başta böyle bir coşkunun-heyecanın en belirgin ifadesidir. Kemal PİR'i anlamak demek, yoldaşlık ilişkilerinin ne kadar sağlam olduğunu anlamak demektir. Kemal PİR'e baktığımızda, yoldaşlık sevgisini, duygusunu, sıcaklığını hemen hissedersiniz. İşte Kemal PİR böyle bir özelliğe sahiptir. Tabii, enternasyonalist yanını, Kürdü derinden seven yanını, bu konudaki özelliklerini ayrıca anlatmaya gerek yoktur. Bunlar zaten bilinen özelliklerdir. Buna daha fazla değinmeyeceğiz. Ancak Kemal PİR'in bir diğer özelliği de, Parti Önderliği'nin devrimci dinamizmini görmesi, bu özelliğe sahip çıkması ve önderliğin ısrarlı takipçisi olmasıyla da, önderliğin müthiş yanını görmesidir. Bu nedenle Kemal PİR'in iyi bir önderlik izleyicisi olduğunu belirtmek gerekiyor. Önderliğin sonuna kadar yolunda kalan yaşam ve pratiğini anmak gerekiyor. Tabii, baştan sonuna kadar önderliğe bağlılık budur.
Öte yandan şunu da anlıyorum, anlamak istiyorum: Gerçekten bir Kemal PİR şimdi bu dağlarda, şu anda sıcak savaşın içinde olmalıydı. Onların anısı derken, hala Kemal'in gümbür gümbür yükselen sesinden çıkan o heyecanı, o coşkuyu, o savaşma azmini, militanlığını, o canlılığını, o yerinde duramamazlığını hissediyoruz. İşte o yerinde duramamazlığı, temposunun yüksekliği ve sürekli her yeni şeyi arama isteği, yaklaşımı tabii ki bugün dağlarda kendisini buluşturmalıydı. Yani anılar derken, Kemal PİR'in bu dağlarda bu mücadeleye çok şeyler verebileceğini, sürekleyici olabileceğini, hem de bu dönemin tarzına, temposuna, üslubuna tam da uygun bir yoldaş olduğunu söylemek gerekiyor. Bu dönemler Kemal PİR'lerin dönemidir. Kemal PİR'lerin devrimciliğinin en büyük sonuçlar alabileceği dönemlerdir.
📍Hayri; kararlarına inanılan ve fikirlerine değer verilen bir kişilikti
Hayri arkadaşta farklı özellikleri bulmak ve onu daha farklı özellikleriyle açmak gerekir. Hayri arkadaş; olgunluğun, tutarlılığın, soğukkanlılığın ifadesidir. Bu önderlik tarzı olarak, hem de öncülük yapma anlamında herkese güven veren bir kişiliktir. Böyle bir özelliği vardır; çok soğukkanlı ve dikkatlidir. Karar verirken çevresine güven veren, kararlarına inanılan ve fikirlerine değer verilen; her zaman ne dediği merak edilen; çeşitli konularda değerlendirmeleri, söyledikleri öğrenilmek istenen bir arkadaştır. Hayri'nin de bu özelliğini burada hatırlatabiliriz. Tepkisini hiçbir zaman dışa vurmazdı, içinde kalırdı. Diyelim ki, Kemal PİR arkadaş coşkusuyla, heyecanıyla duygularını hissettirirken, Hayri yoldaş ise tepkilerini, acılarını içe atar, bu yönüyle biraz derinden giden bir özelliğe sahipti. Ancak gerektiğinde kinini ve öfkesini de dışarıya vuran bir arkadaştı.
Yine Hayri DURMUŞ yoldaşın o soğukkanlılığıyla, o dengeli tutumuyla, toparlayıcılığıyla, düşüncesiyle, gönül vericiliğiyle yapımızı-yoldaşlarımızı savaşa sürmesinde, bütün imkânların değerlendirilmesinde, parti ideolojisinin, politikasının savaşa etkin biçimde sürülmesinde kendisi büyük bir önderlik gücü, büyük bir güven kaynağı, büyük bir çekim merkezi olacaktı. İşte, anılar derken, arkadaşların anılarından bir şeyler söylemek isterken, bunlar akla geliyor. Bunları akla getirmeden onların anılarını yaşatmak, onların anılarına bağlı kalmak mümkün değil. Onların anılarına bağlı kalmak onların yaşamıyla, eylemiyle ortaya çıkardıkları talimatları, kişilik özelliklerini hemen hatırlamak mümkündür.
Hayri yoldaş, “Parti Önderliği’ni iyi takip etmiş olsaydık, teslimiyet ve ihaneti yaşatmazdık” der. Bu da en büyük çağrılardan biridir. Bunun içindir ki, 14 Temmuz Direnişi’nin yenilmez ruhuna bağlılık, Parti Önderliği’ni doğru takip etmekten geçer. 14 Temmuz direnişi özgürlük iradesinin zaferidir.
Kemal Pir yoldaşın dediği gibi, küçük adamlar büyük davaların sahibi olamazlar. Büyük davalar, onlara sahiplik yapabilecek bir büyüklüğe ulaşmayı gerektirir. Böylesi davaların sahibi olmak ve aynı anlamda yüksek bir mücadele pratiği içinde bulunmak, kişiyi en tehlikeli düşmanlarla karşı karşıya getirir. Çünkü büyük davaların düşmanları da büyüktür. Düşmanın büyüklüğü, kişide büyük hassasiyetler geliştirir; kişiyi huzur ve rahat aramaya değil, zorluklar ve engellerle boğuşmaya, dolayısıyla her an müthiş bir gerilim içinde yaşamaya yöneltir. Bu durum devrimci mücadele ortamında yer almanın bir sonucu değil, gerçekte mücadelenin başarı kazanması için en temel bir koşuldur. Gerçeğin peşinde koşan insan huzur ve rahattan feragat etmek, bunun da ötesinde sürekli kendisini sorgulamak, her an yeni gerçeklerle yüz yüze gelmek ve acı çekmek zorundadır. Bir filozofun dediği gibi, yaratıcılık ve keşif de bu acıda saklıdır. Büyük Ölüm Orucu Direnişçilerinin gerçekliği budur. Buna karşılık Şahin Dönmez ve Yıldırım Merkit gibi hainler, kendilerince rahat ve huzur aradılar. Bu rahatlık arayışı, kendilerini düşmanın hizmetine girmeye götürdü. Düşmanın istediği şey de zaten buydu. Onların ölümsüzlük düşleri yoktu; o korkunç zindan yaşamının tüketici havası içinde bir tas sıcak çorba dışında bir şey düşünmüyorlardı. Onlar düşmanın kendilerine reva gördüğü bu onursuz yaşamı bir idam fermanı gibi boyunlarında taşıyorlardı. Rahatlık sadece ortam ve çevreyle ilgili bir durum değildir. İlişkiler açısından da aynı şeyleri söylemek gerekir. Dar ilişkilerle yetinmek, ilişkiyi büyütmemek, insanları etkilemek için devrimin yüceleştiren gücünü kullanmamak, insanların becerilerini açığa çıkarıp geliştirmemek, aşağı düzeyde insan ilişkileriyle yetinmek de rahatlık aramaktır. Böylesi kimseler basit duygularını tatmin edecek ilişkilerin üstüne çıkmak istemezler. İradeleri olmadığı için her zaman her şeyin kuyruğunda sürüklenirler. Onlar aslında yaşamazlar, kendilerine ait bir yaşamları yoktur. Başkalarının yaşamını yaşarlar. Bu da yaşamak değildir. Başkalarına ait bir yaşamın tutsağı olmaktır; bit ve solucana özgü türden asalak bir yaşam sürdürmek, başkalarına ait yaşam kaynaklarını yutarak zaman geçirmektir.
Bir de Akif Yılmaz yoldaş var. 14 Temmuz Direnişi’nin dört eşsiz kahramanından biridir. Mazlum Doğan yoldaşın öğrencisidir. Mazlum yoldaşın cezaevinden kaçırılması girişiminde uğranılan başarısızlıktan kendisini sorumlu tutuyor. Başarısızlığı başarının gerekçesi yapmakta kararlıdır: “Ben bu başarısızlıkla yaşayamam. Partime ve Mazlum yoldaşa bağlılığım gereği O’nu takip ederim. Vicdanen rahat olmam bu eylemdeki başarıma bağlıdır” diyor. Düşman Ölüm Orucu’na giren devrimcileri 36. koğuşa götürüyor. Bu koğuş hücre tipindedir. Eyleme katılan devrimciler, Ölüm Orucu’nun sonuna kadar burada tutuluyorlar. Eylemin başladığı günün akşamı, Akif yoldaş gardiyanı mesleki adıyla çağırıyor. Oysa gardiyana gardiyan demek, işkence nedenidir; tutsaklar gardiyanlara “komutanım” demeye zorlanıyor. Gardiyan döndüğünde Ölüm Orucu’na başladığını söylüyor ve kapıyı açmasını istiyor. Bunun üzerine Akif yoldaş da bulunduğu yerden alınıp eyleme katılanların konulduğu 36. koğuşun hücrelerinden birine götürülüyor. O, taşıdığı büyük sorumluluk duygusuyla tüm devrimciler için şaşmaz bir örnek oluşturuyor.
Bir de Ali Çiçek yoldaş var. Kemal yoldaşın ardından Ölüm Orucu’na katıldığını ilan eden üçüncü PKK militanıdır. Çok genç yaşlarda mücadele saflarında yer alıyor. Hilvan ve Siverek’te gerçekleşen bütün devrimci eylemlerin altında O’nun imzası bulunuyor. Kemal’in öğrencisidir ve öğretmenini mükemmel izliyor. Adeta “Her zaman öğrenci olarak kalan, öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir” sözünün gereğini yapmaya, iyi bir öğrenci olarak, öğretmeni ile arasındaki mesafeyi sürekli kapatmaya çalışıyor. Öğretmenine olan derin sevgisi ve bağlılığını O’na yakınlaşarak ve O’nun gibi olmaya çalışarak gösteriyor. Kemal yoldaşın kendisini çoğaltma tarzı en anlamlı biçimiyle Kürdistan gençliğinin bu Kızıl Yıldız’ının kişiliğinde somutluk kazanıyor. Ali birçok açıdan Kemal’in özelliklerini konuşturuyor. Kişiliğini zapt edilmez direniş kalesi haline getirmiş, yaşı küçük, ama ruhu ve yüreği büyük bir devrimci. Düşmanın eline geçtiğinde, polis sorgusunda görkemli bir direniş sergiliyor. “Direnmek yaşamaktır” şiarına bağlılığını her yerde ve her koşul altında gösteriyor. En insanlık dışı işkenceler altında bile düşmana vakarla kafa tutuyor. İşkencecilerin yüzüne “Ben PKK savaşçısıyım. Sizin göreviniz beni çözmek, benim görevim ise size karşı direnmektir” diye haykırıyor. Ulusal direniş savaşında, polis sorgusunda adını söylemeyen birkaç soylu devrimciden biridir Ali Çiçek yoldaş; zindandaki yoldaşlarına sorup onların onayını aldıktan ve aradan altı ay geçtikten sonra gerçek kimliğini açıklıyor.