Müşteriniz sizi ararken yanında değilsiniz.
Açıklayacak, düzeltecek, "aslında şunu da yapıyoruz" diyecek kimse yok. Sadece bıraktıklarınız var.
En çok kaybedilen işler, hiç görüşme yapılamayan işlerdir.
Bu bardağın ömrü on dakika.
Yine de biri kaburgalarını hesapladı ki ezilmesin, ağız kenarını kıvırdı ki dudağı kesmesin, dibini daralttı ki istiflensin.
Değeri emek üretir. O emeği görünür kılan sunumdur.
"Müşteri en iyi anlatılan ürünü alır" cümlesi, kalitenin önemsiz olduğunu söylemez.
Anlatılamayan kalitenin satın alınamadığını söyler.
Müşteri özellik almıyor. Sonuç alıyor.
Türkiye'de 62,3 milyon Instagram kullanıcısı var. Nüfusun %71'i.
Kitleye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmadı. Fark edilmek de hiç bu kadar zor olmadı.
Erişim artık ücretsiz. Pahalı olan dikkat.
Sosyal medya hesabı kiradır. Web sitesi mülktür.
Platform kuralı değiştirir, erişimi düşürür, hesabı askıya alır. Sitede bunların hiçbiri olmaz.
Küçük işletmelerin yarısının hâlâ sitesi yok.
Sarı şemsiye daha iyi korumaz. Sadece hatırlanır.
Ayrışmak için daha iyi olmanız gerekmiyor. Kendinize ait olmanız yeterli.
Herkesin yaptığını yapmak bir tercih değil, tercih etmemektir.
Bir eser müzede başka, depoda başka görünür. Aynı tuval, aynı boya.
İnsan, değeri ölçemediği yerde çerçeveye bakar.
Değer işin içinde durur. Ama önce çerçevede görünür.
Ticaret unvanı almak marka tescili değildir.
Alan adı almak marka tescili değildir.
Sosyal medya kullanıcı adı almak marka tescili değildir.
Üçü de var diye ismin sizin olduğunu düşünüyorsanız, kontrol etmenizde fayda var.
Randevu almak isteyen insan o an karar vermiştir. Ertesi güne bırakmaz, listedeki bir sonraki ismi arar.
Randevu alan bir site, mesai dışında da çalışan bir personeldir.
Site anlatmaz, iş yapar.
Yeterince yaklaşın, her yüzey bir manzaraya dönüşür.
Karanlığı doğru yerde bırakın, sıradan olan ağırlaşır.
Ürün aynı üründür. Değişen, ona bakan gözün kararıdır.
Sosyal medya hesabınız hâlâ iki yıl önce ayrılan çalışanın adına kayıtlı olabilir.
Hesap çalıştığı sürece kimse fark etmez. Sorun, sorun çıktığı gün başlar — ve kurtarma kodu artık size gelmez.
Devri bir günlük iş.
Türkiye'de 10–49 kişilik işletmelerin yalnızca yarısının web sitesi var. İnternetten satış yapan %13,6.
Bu bir eksiklik tablosu gibi okunur. Aslında tersi: rakiplerinizin yarısı, müşteri ararken ortada yok.
Koy Yeşili.
Mavi diyemezsiniz. Yeşil de değil. Güneşin açısı değişince kayboluyor.
Bir renk ne kadar kolay tarif ediliyorsa, o kadar çok markanın elinde demektir.
Bir markanın kalitesi en iyi işiyle değil, en özensiz detayıyla ölçülür.
Müşteri kaliteyi ölçemez. Tutarlılığa bakar.
Menü, teklif dosyası, e-posta imzası, faturanın üstündeki logo. Hiçbiri tek başına önemli değil. Hepsi birden markanız.
Sitenize giren kişi sitenizi gezmez. Üç sorunun cevabını arar:
Ne satıyorsunuz? Daha önce kime yaptınız? Size nasıl ulaşırım?
Site bir tanıtım broşürü değil, bir cevap sayfasıdır.
İlk karede bir tasarım objesi görüyorsunuz. Son karede avuç içine sığan bir makine parçası.
Parça aynı. Değişen tek şey nasıl gösterildiği.
Alıcı toleransı fotoğraftan anlamaz. Ciddiyetinizi anlar.