#SalihMirzabeyoğlu
Can'lar
Can'ı
Uğruna
Can
Vermeyi
Can'a
Minnet
Bilen
Kumandan!
Bize
"Niçin
Ve
Nasıl"ı
Öğreterek
Yaşamamıza
Vesile
Olan
Can!
Allah
Şehadetini
Kabûl
Makbûl
Ve
Mübarek
Eylesin!
Ya
Mûntakîm
Allah
Bizi
İntikâmına
Ve
Başyücelik
Devletini
Kurmaya
Memur
Eyle.!
Beşinci Devre'den harika bir yazı.
Bu tür "işin ruhuna nüfuz etmiş çalışmalar"a destek vermeyi, vecibe addediyorum. Yani ihmal edersem, savsaklarsam vebale girerim.
Allah ve Resulü için bir taşı şuradan kaldırıp buraya koyan herkes azizdir. Hele fikir savaşçıları... Aydınlar Ariatokrasisi'nin, yani bizzat şeriatın öncü keşif kolu:
İnsanı din yorgunu yapan bir dil. Sanki camiye dayak yemeye gidiyoruz. Bu cuma da hicret kavramıyla kırbaçlandık.
Hicretin gerçek anlamı sansürlendiği gibi, alkol, uyuşturucu, faiz, zina vb. kötülükler sadece bireyin hicret etmesi gereken günahlar olarak mevzu edildi.
Toplumu yozlaştıran, aileri parçalayan, insanların emeklerini sömüren, gençlerin gelecek umutlarını söndüren bu kötülükleri kanunla koruyan yöneticilere günahlardan hicret etme çağrısı yapılmadı.
Toplumun boğuştuğu sorunlara köklü çözüm içermeyen ve sorun çözme makamında olanlara da hiçbir çağrı yöneltmeyen, sürekli topluma ödev ve görevler yükleyen bu dilden toplum gittikçe yorgun hale geliyor.
Toplumu din yorgunu yapan bu dilden hicret etme çağrısı yapıyorum, ulu hocalarımıza!
Cübbeli Hoca'nın Göbeklitepe açıklaması gündeme bonbon gibi düştü:
"Milleti de inandırıyorlar. Şanlıurfa'da bulmuşlar bilmem ne tepesi. Tamam çok güzel, çok eski. 'Kaç sene sence', 'Bence 100 bin'... 'Sence', atış serbest... '200 bin'... 'Sence', '1 milyon sene' ya. Çüş... 1 milyon sene değil, 100 bin sene değil, 10 bin sene evvel Urfa da yoktu Harran da yoktu. Adem aleyhisselam yoktu. Adem aleyhisselam yokken Urfa'da kim ev yaptı ya? Kusura bakmayın, ağzımı bozmayalım."
Bilginlerin atikiyyata (arkeoloji) dair tarihleme yöntemletini "çüş! salla sallayabildiğin kadar..." şeklinde karşılayan bir dindarlıkla (!) ortada dolanıyoruz.
Sizce bir sonraki nesilde, ateizm/deizm furyasını çıktıktan sonra elimizde kaç tane dindar kalacak? Kalanlar da bu gidişle en döküntüleri, en cahilleri olmayacak mı?
Zaten yaşadığımız bir süreç. En zeki gençlerimizi Batılılar elimizden alıyor, en döküntüleri de uyanık vaizlerin tezgahlarında mal olarak kalıyor.
Bırakın bu işleri! İsrailiyatı terkedin. Onu "geçmişin ilmi" olarak görün, "imanın rüknü" değil... Bugünün ilmi, her dindar için, "geçmişin ilmi"ne yeğdir.
Hz. Adem'in dünyaya geliş tarihine ilişkin Kur'an'da ve Sünnette bir beyan yoktur. Sadece "Dünyanın ömrü 7 gündür" şeklinde bir hadis vardır ki, o da geçmişte geçmişin ilmiyle (İsrailiyatla) tevil edilmiştir.
Halbuki bugün pekâlâ "bugünün ilmiyle" ve arziyat (jeoloji) devirleri olarak anlaşılabilir. Beis mi var;
https://t.co/ZYALEngLDi
Hapse ilk girdiğimde 20 yaşındaydım. Koğuşun en genci bendim. Tabii "yazar" kimliğmiz var, örgütün yazarıyız. Bazı militanlar "kâtip" diye lakap takmıştı. Akıllarına ne gelirse bana yazdırıyorlardı.
Tabii hapiste yazmak o kadar kolay değil. Kâğıt lazım, kalem lazım, masa lazım. İlk ikisini çözdük, sıra üçüncüsüne geldi. Koğuşta bir tek masa var, o da mutfakçı arkadaşların kullandığı (yemekleri yerde yiyoruz zaten). Benim yazmak için saatlerce oturmam gereken şartlarda maraza çıkıyor. Yazmak mı önemlidir, yemek mi?
Koğuş yönetimi "bu çelişkiyi gidermeliyiz" deyip Hapishane yönetimine çıktı:
- Yazarımız için masa lâzım!
- Olmaz! Yasak!
Lan nasıl yasak falan derken bir anda barikatlar kuruldu, isyan vaziyeti aldık. Aklıma geldikçe gülerim. Oğlum hepimizi öldürebilirlerdi ya, içi kırık bir masa için... Ama eyleme geçmişsin, siyasi irade koymuşsun: Ya masa, ya ölüm!
Geldi masa. 3 yıl onun üstünde yazdım. Haftalık Taraf, İkinci Ak-Zuhur, Akademya, bir sürü şey. Sonra Kumandan gelince bir baktım ki, Kumandan ne masa arıyor, ne bir şey. Yatağında oturuyor, duvara yaslanıp dizlerini göğsüne çekiyor, dizlerinin üstünde yazıyor. (Bu bilgiyi de tarihin kulağına fısıldayayım.) İnanılır gibi değil.
Sonra daha kötüsü oldu. Bu adam yıllarca telegram işkencesi gördü; zihin kontrol tekniklerinin, elektromanyetik manyaklıkların, işkencenin envai çeşidi. Üç adımlık hücrelerde yıllarca kaldı. Ve o şartlarda yaklaşık 30 cilt kitap yazdı. Bu akılalmaz bir şey.
Onun için, yazmak sözkonusu olunca aklımıza mazeret gelmesin. Biz o büyük insanın bağlılarıysak eğer, O'nun metanetinden, O'nun dirayetinden nasibimize bir şeyler düşmeli!