Değerli Fenerbahçe Ailemiz,
Bugün 3 Temmuz. Alın terimizi, emeğimizi, onurumuzu ve haklılığımızı savunduğumuz büyük mücadelemizin 15. yıl dönümündeyiz.
Bu mücadele yalnızca birkaç kişinin değil Fenerbahçe’nin mücadelesidir. Maça çıkmadan önce mahkeme koridorlarından gelecek haberleri beklemek zorunda kalan futbolcularımızın, Aykut Hocamızın, kazandıkları kupayı mahkeme salonuna götürmek zorunda bırakılan voleybolcularımızın ve 12 Mayıs’ta, ülkemizin varlığına kasteden bir terör örgütünün devlet içine sızmış militanlarına karşı canı pahasına direnen büyük Fenerbahçe taraftarının mücadelesidir.
Özellikle 3 Temmuz sonrasında Fenerbahçe’yi itilmek istendiği uçurumun eşiğinden döndüren hocamız Aykut Kocaman’a; kaptanlarımız Alex de Souza, Volkan Demirel ve Emre Belözoğlu şahsında o dönemin tüm sporcu evlatlarımıza; kulübümüzün o dönem Asbaşkanı olan önceki başkanımız Sayın Ali Koç’a ve bu büyük direnişe omuz veren herkese bir kez daha şükranlarımı sunuyorum. O karanlık dönemde baskıya rağmen hakikatin ve haklının yanında durmayı tercih eden bir avuç şerefli gazeteciye, büyük cesaret ve fedakârlıkla mücadele eden efsanelerimiz rahmetli Ogün Altıparmak ile Rıdvan Dilmen’e de ayrıca teşekkür etmek isterim. Tarih, zor zamanlarda sessiz kalmayı değil, dik durmayı seçenleri hatırlayacaktır.
Mazisi şan ve şerefle dolu Fenerbahçemizin 2010-2011 sezonunda alın teriyle kazanılmış şampiyonluğu, tarihimizin kocaman gururudur. 2010-2011 şampiyonluğumuz özeldir ve daima çok özel kalacaktır.
Geçtiğimiz 15 yıl boyunca Fenerbahçe; yöneticileriyle, sporcularıyla, çalışanlarıyla ve milyonlarca taraftarıyla stadyumlarda, sokaklarda ve adliye koridorlarında büyük bir mücadele verdi. Önceki Başkanlarımızdan Sayın Ali Koç’un da isabetle ifade ettiği gibi, organize kötülüğün farklı yüzleriyle tanıştık. Her geçen sezon kumpasın değişen yöntemleriyle karşı karşıya kaldık. Ancak Fenerbahçe hiçbir zaman zulme boyun eğmez, hiçbir bedbahta teslim olmaz. Biz birlik ve beraberliğimizi koruduğumuz sürece karşımızda durabilecek hiçbir güç yoktur.
Bugün 3 Temmuz mücadelesi, tamamlanmayı bekleyen büyük bir zaferdir. Bu kumpası planlayanlar ve uygulayanlar ya cezaevindedir ya da firar ettikleri yerlerde sığınmacı bir hayat sürmektedir. Kulübümüzün uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesine ilişkin hukuki süreçler ise kararlılıkla devam etmekte; son 15 yılda görev yapan tüm yönetimler tarafından büyük bir titizlikle takip edilmektedir.
Bu vesileyle, Sayın Başkan Aziz Yıldırım’a, değerli kardeşim İlhan Ekşioğlu’na, çocukluk kahramanım Cemil Turan’a, Tamer Yelkovan’a ve bu zorlu süreçte büyük fedakârlık gösteren ailelerine bir kez daha geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Sayın Başkan Aziz Yıldırım, Silivri’de süren yargılamalarda “Ne şikesi, memleket elden gidiyor” derken, terör örgütünün yarattığı tehlike potansiyelini açıkça tespit etmiş; kulübümüze yönelen saldırının esasen ülkemize yönelik hain planların bir parçası olduğunu ortaya koymuştur. Bu kumpas, örgütün yargı kanadının diğer eylemlerinden ayrı okunamaz. Bu kumpası terör örgütünün bir eylemi olmaktan farklı bir bağlama çekenler, örgütün suçlarına ortaktır.
Fenerbahçe, 15 yıldır olduğu gibi bugün de haklı mücadelesinden asla vazgeçmeyecektir, vazgecersek kimlerin bizlere hakkını helal etmeyeceğini çok iyi bilmekteyiz. Canımız Fenerbahçemize kurulan kumpas için adalet yerini bulana kadar yürüyüşümüz kararlılıkla devam edecektir.
3 Temmuz sabahını unutamıyorum. Sözde diğer tüm muhabirleri atlatıp Aziz Yıldırım'dan özel haber alacaktım. Sabah 5'te kalktım ve Aziz Yıldırım'ın gideceği Sapanca'ya gittim. Orada yaşananları öğrendim ve Hürriyet'e geri döndüm. Çoktan tapeleri gazeteye göndermişlerdi. Her şey organizeydi. Toplantı masasına oturduk. Tek tek elden ele vererek tapeleri okuduk. Sonra ayağa kalktım ve bu tapelerde hiç bir şey yok. Şike yok dedim. Bir kişi daha bana destek verdi. Ama çoktan hüküm verilmiş ve aylarca sürecek manşetler belirlenmişti.
Aklımda tek bir şey vardı. Bir çocuk bekliyorduk. O çocuğa Fenerbahçe şikeci diyeceklerdi. Buna izin verilmemeliydi.
Belki de ülke üzerinde bunun bir kumpas olduğunu ilk kez dile getiren oldum. (Sabah 11.37) Çünkü okumuştum tapeleri. İnanmamıştım. Belki kariyerim çok başka yöne girdi. Belki fanatik, holigan gazeteci oldum ama doğru olanı yaptım. Fenerbahçe Başkanı, Fenerbahçe yöneticileri en acısı da Fenerbahçe töhmet altındayken tarafsız kalamazdım. Gücün yanında olmak kariyer, mücadele ise huzur getirecekti. Mücadeleyi seçtim.
Bugün çocuklarımın yüzüne bakabiliyorum. Başkaları gibi sahte değil,
samimi ve içten bir şekilde Yaşa Fenerbahçe.