Herkes “Deniz Göktaş tutuklandı” yazdı geçti. Ama kimse ifadede Deniz’e neler sorulduğunu, Deniz’in ne cevaplar verdiğini söylemedi. İşin trajikomik tarafı tam da burada!
📍Özellikle ifadede olan çok komik 2 soruyu sizler için özetledim:
1– “S*ktiğimin dalgıçları” diyerek haşema giyen kadınları mı aşağıladın?
Cevap: Söylemin tamamını incelerseniz, haşema ile denize giren insanlara karşı ön yargılı olan insanları eleştiriyorum!
'S*ktiğimin dalgıçları' diyerek seyirciyi ters köşeye düşürüyorum, söylemin başında seyirci benim haşema giyerek denize giren insanlar ile ilgili konuşacağımı sanıyor.
Ben konuyu dalgıçlara getirerek seyirciyi kendi ön yargısı ile yüzleştirerek eleştirel bir gösteri sergiliyorum!
2– “Canlı bombalardan korkuyorum ama en çok da oruç tutanlarından” söylemi ile ne kastettiniz?
Cevap: Canlı bombalar arasında oruç tutup tutmamak şeklinde ayrım olmasının sebebi; kelime oyunu amaçlıdır.
Ben oruç tutan insanlar uzun süre aç ve susuz kaldıkları için daha gergin olacaklarını düşünerek böyle bir şaka yaptım.”
— Düşünebiliyor musunuz bir komedyen, “neden şaka yaptın” diye suçlanarak şaka yaptığı için tutuklanarak cezaevine gönderildi!
Şaka yahu şaka!
Şanlıurfa Siverek’te bir liseye elini kolunu sallayarak giren silahlı bir şahsın 16 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etmesi, ve bugün de Maraş’ta bir okulda da yine silahlı saldırı sonrası 20 yaralı ve 4 can kaybının olması; meselenin anlık bir asayiş sorunu değil, sistemdeki derin çürümüşlüğün en acı kanıtıdır.
Okullarımız eğitim yuvası olmaktan çıkmış; öğretmen ve öğrencilerimizin can güvenliği kalmamıştır.
Buradan Milli Eğitim Bakanı Sayın Yusuf Tekin’e sesleniyorum:
Eğitimin dağ gibi birikmiş sorunlarını çözmek ve sahipsiz bırakılan öğretmenlerimizin feryadını duymak yerine, makamınızı içi boş ve ideolojik gündemlerle meşgul ediyorsunuz.
Siz kendi hayal dünyanızdaki lüzumsuz polemiklerle siyasi şov yaparken, evlatlarımız ve öğretmenlerimiz okullarda can pazarı yaşıyor.
Asli göreviniz kamuoyunu oyalamak değil; o okulların kapısından giren her bir canın, burnu dahi kanamadan evine dönmesini sağlamaktır!
Suni gündemlerinizi bir kenara bırakın da biraz gerçeklerle, eğitimcilerin kanayan yaralarıyla ilgilenin.
Zafer Partisi olarak iktidarı uyarıyoruz: Okullarımızdaki bu zafiyete derhal son verilmeli, tüm okullarda profesyonel güvenlik görevlisi istihdamı zorunlu hale getirilerek giriş-çıkış denetimleri tavizsiz uygulanmalıdır.
Türk öğretmeninin ve Türk gencinin sahipsiz bırakılmasına asla müsaade etmeyeceğiz.
Her iki saldırıda da yaralananlara acil şifalar, hayatını kaybeden değerli öğretmen ve öğrenci yavrularımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Başta yakınları olmak üzere Türk Milleti’nin başı sağ olsun.
Olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasının ve ihmali olan herkesten hesap sorulmasının sonuna kadar takipçisi olacağımızı ilan ediyorum.
Atatürk'ün Boyu 1.74,
Kilosu ise 75 civarıydı...
42 numara ayakkabı giyiyordu...
Ayakkabıları genelde siyah rugandı
Atatürk’ün TC kimlik numarası; 10000000146.
Aslında bu, birinci sıradaki TC kimlik numarası.
Sondaki 46, güvenlik amacıyla, sistem tarafından otomatik konulmuş.
Atatürk’ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı. Kahveyi de çok seviyordu.
Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu.
Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu.
Lacivert rengi sevmezdi.
Bu nedenle dolabında lacivertte yer yoktu.
Kılık kıyafet konusunda çok titiz ve zevk sahibiydi. Çocukları çok severdi.
Fikriye içinde unutamadığı en büyük aşk ve üzüntüsüydü. Onun ölümü onu çok üzmüştü.
Rumeli türkülerini çok sever, zaman zaman mırıldanırdı.
Selanik türküsü onu çok duygulandırırdı. Protokolü sevmez gizlice köşkten kaçıp halkın içine karışmayı çok severdi.
Yalakalar ve boş konuşanları hiç sevmez ve hemen uzaklaştırırdı.
Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı.
Atatürk Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış.
Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış.
Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor.
Atatürk spor yapmayı çok severdi.
Düzenli ata biner, yüzer ve bilardo oynardı.
Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Yüzlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu.
Atatürk 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var.
Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı.
Gecede 2-3 saat uyurdu. Uyumayı zaman kaybı olarak görürdü.
Atatürk isminde bir çiçek vardı. Rivayete göre, Atatürk çok seviyor diye bu ismi koymuşlar.
Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitki bilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi.
Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre Atatürk, doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi. Ardından girdiği komada 30 saat kaldı.
10 Kasım günü ise maalesef hayatını kaybetti.
Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz...