META’dani şantaj çetesi yoluna devam ediyor. Milyonlarca takipçisi olan hesaplar SAHTE TELİFLERLE KAPATILIYOR.
Buradan para kazanan işletmelere “2.000 dolar verirsen açarız ya da sonsuza kadar kapalı kalır” mesajı atılıyor.
META’daki Türk yöneticiler hiçbir şeyi umursamıyor.
Eren Sağır denilen şahısın geçmişte mavi tiki de parayla sattığı iddia ediliyor. Bu şahıs ve yanındaki Derya Matras isimli şahıs hiçbir soruya, iddiaya cevap vermiyor. @UABakanligi@a_uraloglu
Ancak o hesap birgün bunlardan sorulacak. Influencerlarla fotoğraf çekilmeye devam etsinler.
Bu arada Instagram hesabımda şu an hiçbir sorunum yok ancak binlerce işletme mağdur ediliyor. Bu konuya sessiz kalan ünlü isimler başına bir şey gelmeden de konuşmuyor.
Giray Altınok isimli ünlü kişiye sorunu anlatan mesaj gönderdim. Kendi hesabı ünlü olduğu için açılınca teşekkür etti, diğer insanları umursamadı.
🔻Jahrein’den Türkler için eşit vatandaşlık talebi:
“Türkiye’de ortalama bir Türk olarak şöyle hissediyorum;
Evde hiçbir işe yaramayan bir çocuk olur, para yer, serseridir ama aşırı sevilir.
Ben de her şeyi doğru yapan, dersine çalışan, eve ekmek getiren, illegale bulaşmayan çocuk. Hiç sevilmiyorum ama…
Yasalara uyuyorum, vergimi ödüyorum ama haklarım elimden alınıyor, yaşam alanım kısıtlanıyor.
Ama kimse beni konuşmuyor; AKP, MHP, CHP beni konuşmuyor. Bütün partiler evin serseri çocuğunu nasıl mutlu edeceğini konuşuyor
Serseri çocuk zaten sınırdan mal kaçırıyor, kaçakçılıktan kazandığı parayı aklamak için batıda işletmelere çöküyor. Elektriğe para vermiyor.
Kaçak elektriği tespit için gelen devletin drone’unu AK-47 ile düşürüyor. Ben 300.000 TL ruhsat parası verip 9mm tabanca alamıyorum.
Diyarbakır’da evinde keleş olmayan ev yok. Ben eşit vatandaşlık istiyorum.
Düğünlerde milyonlar takılıyor, ben zengin sayılan bir Türk olarak kendi evimi alamadım.
Bana 30 euroya bile dışarıdan mal getiremezsin diyor. Gidelim Kürt çoğunluk şehrine, cebinde kayıtlı cep telefonu olan yok.
Bana yapılan bu işkence reva mı?
Bu kadar dışlanmayı kaldıramıyorum.”
30 Euro'luk gümrük muafiyeti kalktı!
Türk bi sabah uyandı ve yurt dışından alışveriş yapma hakkını da kaybetti. Tıpkı:
• yurt dışına seyahat hakkını
• yeterli protein alma hakkını
• güvenli sokaklara erişim hakkını
• sabahları güneş görme hakkını kaybettiği gibi.
New York Post, makatına kompresörle hava basılarak öldürülen 15 yaşındaki Muhammed Kendirci'yi paylaştı.
Başlıkta: "15 yaşındaki çocuk, iş arkadaşlarının makatına yüksek basınçlı hortum sokmasıyla korkunç bir şaka sonrası hayatını kaybetti." Şeklinde vermesi nedeniyle de ABD’liler tarafından eleştirildi.
Okuyucu Notuna: "Bu bir şaka değil, bu tecavüz." Cümlesi eklendi.
Türkiye’de o kadar büyük bir sosyal çürüme var ki, biz bu haberi yeterince gündeme bile alamadık. Her yerden benzer rezaletler fışkırıyor ve artık sıra gelmiyor.
Değerli dostlar; yaklaşık bir yıl önce açıktan ilan edilen 'Yeni Devlet kurma projesi' ve buna bağlı yürütülen İhanet Süreci bugün çok tarihi bir şerefsizliğe imza atmış bulunuyor.
Bunca zamandır 80 milyonun dizi izler gibi hayretle takip ettiği sürecin aslında ne olduğunu hâlâ bilmiyoruz; bu yönüyle çok başarılı yazılmış bir senaryosu var. Hani sanat eserleri yorumlanırken, eseri yorumlayan kişi kendisinden bir şeyleri yansıtır ya? Eserin anlamının ne olduğunun önemi olmaksızın. Hatta anlamı da olmayabilir. Bu süreç tam olarak böyle bir eserdir. Ortada kimsenin tanımlamadığı bir süreç var ve Türk müesses nizamı el ele olmasını umduğu şeyi yansıtıyor, okuyor. Bunun için gazetecisi kendi kendine spin doctorluğa soyunuyor, sanatçısı kanaat önderliğine atlıyor. Duvara yapıştırılan bir muzda hayatın anlamını arayan duayen sanat eleştirmenleri gibi „Kardeşlik“, „Barış“, „Bir asırlık sorun“, „Devlet Projesi“, „Demokrasi“ gibi yarak kürek laf salatası içinde kendi ideallerini görüyorlar. Veyahut psikolojideki meşhur Rorschach testinde olduğu gibi, süreçte türlü acayiplikler okuyan şizofrenleri dinliyoruz.
Bu sizleri şaşırtmasın; zira burada beylik beylik konuşan AKP’liler, MHP’liler veya DEM’liler de ne olduğunu bilmiyor. Çünkü adam yerine konmuyorlar. Oysa ne beylik konuşuluyordu, değil mi? Güya pazarlık yoktu, PKK kendi kendine silah bırakacaktı. İsrail kapımızdaydı. Halbuki şizofreni daha sürecin başındaydı. Cumhur “Terörsüz Türkiye” derken, Terör Örgütü “Demokratik Cumhuriyet süreci” diyordu. Kimse de “Madem sorun Kürt sorunu, tanımlaması ne, çözümü ne?” demiyordu. “Madem sorun PKK ve terör; o zaman Meclis ne alaka?” demiyordu. Sadece “Bize güveniiiin!” diye bağıran bir Cumhurbaşkanı; öcalan’a methiyeler dizip Türk milletine söven bir MHP Genel Başkanı.
Oysa terör örgütü bize gün gün anlatıyordu: meşru muhatap kabul edildiklerini, pazarlık yürüttüklerini, af yasası çıkacağını, dağdaki teröristin siyaset yapacağını ve yeni anayasa hazırlayacaklarını - tek tek söylüyordu. Duayen aydınlarımız ise panik olmuştu. İyi hoş ama Demirtaş ne olacaktı? Peki, madem hepimiz birbirimize tren yapacağız; CHP başkanları niye hapisteydi? Yoksa Öcalan–Bahçeli–Erdoğan üçgeni demokrasi için savaşmıyor muydu? Tabii tüm bunlar eski röportajlar, tutanaklar veya kulis bilgilerini “sızdırarak” kamuoyunu manipüle etmelerine engel olmadı.
Ve gözleri yönelmişti Edirne’deki peygamberlerine. Palulu Obama da durur mu? Yıllardır olduğu gibi minik bir göz kırpma, minik bir kuyruk sallamayla müritlerine yeni umut üfledi ve bir altı ay daha “Öcalan’a karşı çıkacak” ümitlerini harladı. İş bitene kadar bu salakları da idare etmek gerekiyordu; ne yaparsın?
Esasen şu an gerçekleşen, bir gerçekliğin Anayasa’ya geçirilme projesidir. Maksat, Türkiye Cumhuriyeti’ni tarihe gömmek ve Kürtçü-İslamcı ittifakı temelinde yeni bir devlet kurmaktır. Sizin bu aşamada konuşmak veya fikir beyan etmek gibi bir lüksünüz yoktur. Çünkü eliniz silah tutmuyor. Çalmıyorsunuz. Öldürmüyorsunuz. İnsan gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Siz bu işin finansman kısmında varsınız. İmralı’da haftalardır süren inşaattan tutun da Meclis’teki kebaplara kadar veya bu kaymak tabakayı beslemek için verilen ihalelere kadar işi finanse etmek için debelenen kölelersiniz.
Bakın ne konuşulduğunu, neden konuşulduğunu, ne için konuşulduğunu - hiçbirini bilmiyorsunuz. Sadece "Siz Kürtlerle savaşıyordunuz, Bahçeli ve öcalan sizi barıştırdı. Hadi Özgür bu nikahı onayla da şu süreç suç olmaktan çıksın, hepimiz bulaşalım boka!" diyorlar. "Olmaz" derseniz de sövüyorlar. Buna da demokrasi şöleni diyorlar. Oy verdikleriniz sizi adam yerine koymuyor, 40 bin kişinin katiline gitmek için birbiriyle yarışıyorlar - bunu da aramızda çözdük diye komisyona bağlıyorlar. Yalan yok, bizim siyasiler komisyon işlerinden iyi anlıyorlar.
Meğer yıllar önce Bahçeli ipi değil, ipini atmış - biz anlamadık. Tutan biri çıktı elbette. Imralı'ya mı gitmek istiyor? Gitmeli, ama kelepçeli. Ipini de birlikte yanına vermeli.
Gümrükte el konulan malları akp teşkilatları mı çalıyor laaan? Görüyon demi sana yasak diye vergisini vererek dahi içeri sokmadıkları şeyleri akpliler arasında bölüşüyormuş. Böyle düzenin Allah belasını versin lan. Yıkıl anasını satayım
🔴#SONDAKİKA | Ankara BB Başkanı Mansur Yavaş:
• Bir festivalde gong çaldı diye Avrupa’dan getirdikleri mankene 41 milyon verdiler. Çaldı ve gitti, düşünün.
• Açtığımız 55 davanın hepsine takipsizlik kararı verildi. Hiçbiri evinden gözaltına alınmadı.
• Bizim şikayetlerimiz nedense hep aynı bilirkişiye gitti.
Ve bize rapor düzenleyenler de yine bu bilirkişiler oldu. Bu nasıl mümkün olabiliyor?
• Oğlan boş boş geziyordu ya, babası ona futbol takımı almış. Bu konuda çok şikâyet oldu. Biz de şikâyet ettik ama yine takipsizlik çıktı.
• Niye çıktı biliyor musunuz? Gökçek’in imzası yokmuş denildi. Biz imzasını gösterdik, yine de bir şey yapmadılar.
• Bu kamu zararı değil mi? Bunların gözaltına alınması için ne kadar kamu zararı olması gerekiyor?
80 sene önce dünya savaşı varken oluşan yağ kuyruğunu hatırlıyor.
Bir ay önceki sahte diploma skandalını hatırlamıyor.
İki ay önceki LGS skandalını hatırlamıyor.
Bir yıl önceki yenidoğan çetesi skandalını hatırlamıyor.
Altı ay önceki Bolu otel yangını skandalını hatırlamıyor.
İki ay önceki dev orman yangınlarında gerçekleşen ihmalleri hatırlamıyor.
Bir yıl önceki 3 milletvekilinin altın kaçakçılığı skandalını hatırlamıyor.
Dört yıl önce ticaret bakanının kendi şirketinden bakanlığa dezenfektan satması skandalını hatırlamıyor.
İki yıl önce Kızılay'ın depremzedelere çadır satması skandalını hatırlamıyor.
Torbacı, sahte diploma düzenliyor, sahte atama belgesi hazırlıyor, kendini narkotik şube başkomiseri yapıyor. Evet yanlış duymadınız; torbacı, emniyetin tepesine oturuyor.
Bunu Netflix’e götürsen, ‘Bu kadar saçma kurgu olmaz, izleyici yemez’ diye geri çevirirler. Ama burası Türkiye. Bu düzenin sahibi olanların ne yüzü kızarıyor, ne vicdanı sızlıyor, ne de bir tanesi çıkıp istifa ediyor.