Chesterton “Determinizm ahlakı anlamsız kılar” diyor. Evet çünkü ahlaklı olma çabasını anlamsız kılar ve saatler ilerlemelerinden dolayı sorumlu tutulamazlar. Yine Chesterton un dediği gibi. “İlerleme illüzyondur, çünkü hedefi olmayan bir harekettir” Bence modernizm de böyledir.
Oysa insan önce aceleye düşüp huzuru geride bırakır. Sonra huzuru bulmak için daha da acele koşar. Dursa bitecek ya, bir de inatçıdır. İnsan aceleci ve inatçıdır.
İşte böyle demişti Gandalf, Grima Solucandil’e : "Sesini kes! Çatallı dilini dişlerinin ardında tut. Ben buraya bir uşakla ağız dalaşına girmek için gelmedim... Ateşten ve ölümden geçtim ben!"
Diyelim ki yapay zekayla deniz dalgalarının ardını dahi hesapladık; matematiğe, fiziğe, biyolojiye dair ne varsa uç noktaya götürdük. Neuralink’le ağa bağlandık, nesnelerin interneti üzere birer süpermen gibi her nesneyi düşüncemizle kontrol eder olduk. Peki bu, insanın daha yazıyı bulmadan önce sorduğu soruyu karşılayacak mı: Ben nereden geldim, kimim, amacım ne?
Teknolojinin nihai sonucu ne? Tanımlamak, bilmek, yapmak, kolaylaştırmak? Hadi yüz katı ömrünüz de olsun. Çözdüğümüz hangi teknik mesele bizi mutlak iyi ya da kötü yaptı? Hepsi bıçağın iki yüzü; bir insanda iyiye neden olan, diğerinde kötüye neden olabildi.
Daha ileri gidelim: ideal insan yetiştiren enstitülerimiz olsun; tam adaptif, hiç suç işlemeyen insanlar kurgulayalım. İrade mutlak hesaplanabilir veya yok edilebilir mi? Yoksa o senaryoya mı ölçeklenir?
Peki robotla insan, gerçekle sanal arasında fark kalmadığında ne olacak? İşin içine bir ruh koymazsanız insan bir mekaniğe iner; her davranışa “çevre ve genetiğin kombinasyonu” der geçersiniz, elbet birinden biri neden olmuştur denir.
İşte o döneme girdiğimizde, insanın teknoloji yarışında unuttuğu soruyu yeniden duyacağız. Elinden araçları alınan insana sadece amacı kaldığında, amacını büyük bir krizle arayan toplumlarla yüzleşeceğiz. Felsefe bir lüks değil, gereklilik olacak. Çünkü insan, geliştirdiği eşyaların, kendinin farkında olan tek canlı olmasına iyi ya da kötü bir katkısı olmadığını bilecek; aradığını yine kendinde arayacak. Menzilinin bu dünyanın ötesinde olduğunu belki dünyayı bitirdiğinde anlayacak, çok isteyip bir hafta sonra sıkıldığı arabası veya manzarası gibi.
Bence o zaman geldiğinde şu görülecek: İnsanın kendini özgür bir irade olarak tanımlayabilmesi için kadim deyişle “Tanrı’nın ruhundan üflenmesine” ihtiyacı var. Çünkü tüm fiziksel nedenlerinin dışında kalan bir karar bu dünyanın kurallarıyla açıklanamaz. O zaman bir “ruha” sahip olduğumuz fikri yeniden anlamlanır.
Belki de insanı robottan ayıran kavrayış farkı aklının tam da nesnel olmamasıdır. Henüz görmeden anladıklarıdır. İnsanın, görülen şeyler üzerinden bir makineyle rekabet etmesi pek mümkün olmayacak.
Hiçbir şart ve koşulda değişmeyen prensipleriniz yoksa bugün eleştirdiğiniz haksızlıkların birçoğuna ortaksınız veya buna adaysınız. Bu prensipleri korumak ve sakınmak haricinde ne kadar uyumlu, iş birliğine açık ve alternatif yöntemler geliştiren biriyseniz o kadar “değiştirmeye” adaysınız.
İdeali için çıktığı yolculukta köprüyü geçerim bakarız fikriyle kendi prensiplerini ezenler, evlerine bir daha zor dönerler. Bu herkes ve her fikir için böyle olmuştur, olur.
İnsanlar bazen birbirlerine haksızlık yapabilirler ve bu bazen bir hatadır veya cahilliktir ama bunu kendince meşru sayacak bir dinamik üretmek kötülüktür. Hak herkes için her koşulda haktır.
Maalesef bugün dünyanın omurgası çıkmış gibi. Yerine gelir mi? Kesinlikle gelir.
Zaman algımız denklik üzerinedir. Bu illüzyondur. Denklik senkronize olmamızı sağlar. Bu saatler gibidir ve ortak yaşam için gereklidir. Yani birilerinin aynı yolda daha hızlı yol alsa da üç çeyrekte herkesle aynı yerde görünmesi gibi. Oysa işin aslı; zaman herkes için eşit akmaz.
Yolu seçen insan yola kızan insan
Yoksa insan her arzu ettiğinin gerçekleşeceğine dair bir sözleşmeye mi sahip*
İçerisinde her şeyin ona yazıldığı bir kitabı var da ona göre mi söylüyor başına gelenlerin nedenini*
Kolay gelen onun da zor gelen değil mi?
Adalet istemiyoruz, ayrıcalık istiyoruz. Hakkımıza değil arzumuza talibiz. Oysa neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz.
Olması gerektiği yere gidiyor.
Yakın zamanda insanoğlunun bir ruha sahip olduğu fikri dışında yapay zeka ile yarışacağı bir alanı kalmayacak.
Bu yeni bir başlangıç olur.