Sayıklamışım... Ne dediğimi hatırlamıyorum. Ne gördüğümü de... Uyku ve uyanıklığın arasında evi gezindiğimi biliyorum bir de ne hissettiğimi bilmediğimi...
https://t.co/HstRdiXQKG
Plevne diyince… Balkan Senfoni Orkestrası’nın Plevne Marşı coverı(?) en güzelidir. Umarım güzel bir kayıtla tekrar icra ederler…
https://t.co/mnP4XTBsJy
Plevne Muharebesi’ni merak edenlerin ve inceleyenlerin okuması gereken Gazi Osman Paşa’nın hayatını anlatan çok güzel bir eser. Mesut Karakulak hocanın kalemiyle bir solukta okunuyor. Özellikle Müşirin Plevne sonrası hayatı ve dönemin siyasi yapısı oldukça dikkat çekici…
Thomas Mann’ın ikinci evladı Klaus Mann… T. Mann’ın kitaplarını okumama rağmen Klaus’u ilk defa okuyorum ve samimiyetle söyleyebilirim kalemi babasının kaleminden daha sade ve daha güzel…
Mephisto: Reich’ın göbeğinde bir oyuncu
Rumeysa bunun kaza olduğundan çok emin. Camı göremediğini düşünüyor... Ben ise bunun bir intihar olduğunu düşünüyorum... Hiçbir güvercin sabahın yedisinde altıncı katta bulunan bir dairenin camına var gücüyle kazara toslamaz... Tuhaf rastlantılar...
https://t.co/fb6ey8irKO
Gece içim geçerken, tam o sessizlik anında kafamın içinde birisi ya silah patlatıyor ya da bir kadın çığlık atıyor…
Düşler siyah beyaz değil arafta… Silüetsiz.
https://t.co/yZj82fOKmD
Peyote'de Merve ve Gökçen ile biraz olsun oturmak... Belki bir iki sigara, ufak bir kayboluş... En önemlisi belki bu hissizliğimin kayboluşu... iyi olana bile...
https://t.co/TTIGBaucGz
“Büyük bir soru, mesele peşinde koşan ve ömrünü anlamlı bir harita, bir teori üretmeye harcayan büyük düşünce insanlarının yerini bir sonraki görev süresi uzatım tarihine kadar makale yayınlatmak ve proje kabulü almak zorunda kalan teknisyen almıştır.”
“Nicelik yarışı, akademik alanı bir pazar yerine dönüştürmüş durumda. Sadece ücretli makale basan dergiler, başkaca ülkelerden katılımcıların olmadığı uluslararası kongreler, piyasacı yayınevleri akademiyi kuşatmış durumda.”
Bahattin Cizreli yazdı:
https://t.co/Dh03mPNQrH
Yaklaşık on yıldır akademik yayıncılık süreçlerinde yer alan biri olarak, bu alanın yalnızca teknik değil, aynı zamanda ekonomik ve yapısal bir nitelik taşıdığını söyleyebilirim.
Akademik yayıncılık uzun süre abonelik temelli bir model üzerinden işlemişti. Üniversite kütüphaneleri ve araştırma kurumları, bilimsel dergilere erişim için yüksek abonelik ücretleri ödemek zorunda kalıyordu.
Açık erişim modeli bu soruna çözüm olarak ortaya çıktı. Amaç, bilimsel bilginin ücretsiz, engelsiz ve yeniden kullanılabilir biçimde dolaşıma girmesiydi. Ancak zamanla büyük yayınevleri bu modeli kendi iş stratejilerine dahil etti ve abonelik gelirlerinin yerine makale işlem ücretlerine dayalı yeni bir sistem kurdu.
Bu süreçte akademik yayıncılık pazarı giderek birkaç büyük aktörün kontrolüne geçti. Fiyatlandırma mekanizmaları dar bir çevrede belirlenir hale geldi. Açık erişim de kamusal bir hak olmaktan uzaklaşarak ticari bir hizmete dönüştü.
Nitekim ekteki yer alan çalışmaya göre, yalnızca beş büyük yayınevine 2015–2018 yılları arasında açık erişim yayınlar için yaklaşık 1 milyar doların üzerinde ödeme yapılmış. Yayıncılar 2 milyar dolar civarında kazanç elde etmiş. Bir makalenin açık erişimle yayımlanması için ortalama 2000 dolar, hibrit dergilerde ise 3000 dolara yakın ücret talep ediliyor.
Bu tablo, akademik üretimin giderek ücretli bir hizmete dönüştüğünü açıkça gösteriyor. Üniversiteler bir yandan dergilere erişim için abonelik ödemeye devam ederken, diğer yandan araştırmacılar açık erişim kapsamında yayın yapabilmek için ek ücretlerle karşılaşıyor. Dahası, birçok üniversite bu maliyeti doğrudan üstlenerek akademisyenlerin yayın ücretlerini kendisi karşılıyor. Bunun temel nedeni, uluslararası sıralama ve indekslerde daha üst sıralarda yer alma arzusudur. Böylece aynı bilgi için birden fazla kez ödeme yapılmasına yol açan yapısal bir çelişki ortaya çıkıyor.
Daha da önemlisi, bu model akademik eşitsizlikleri derinleştiriyor. Yayın yapabilmek giderek finansal kaynaklara erişime bağlı hale geliyor. Fon bulabilen ya da kurumsal desteğe sahip araştırmacılar avantajlı bir konuma geçiyor. Bu süreçte etki faktörü ve dergi prestiji, akademik bir ölçüt olmanın ötesine geçerek fiyatlandırmanın belirleyici unsurlarından biri haline geliyor.
Sonuç olarak, akademik yayıncılık ya piyasa mantığıyla işleyecek ya da kamusal bir değer olarak korunacaktır. Bilimin niteliği ve erişilebilirliği açısından tercih edilmesi gereken yön bellidir.
https://t.co/ELL1w3vgVO
Osmanlı ordusunun intikal esnasında disiplini nasıl muhafaza ettiğine dair küçük bir örnek… Başkasının tarlasında atını izinsiz otlatan sipahi idam ediliyor.
| Ahmed Refik - I. Viyana Muhasarası
Önce Zeytun'da, Sason'da, Adana'da, Van'da, Anadolu'nun her yanında ayaklanacaksın; sonra 7 cephede ölüm kalım savaşı veren yüzlerce yıllık komşularına saldıracaksın...
Gül mü verecekti Talat o kıyamette sana?
Kimsenin düşmanı değiliz; ama tarihe de bir borcumuz yok.
#24Nisan
“Derin kötülük biraz iyilik mayasıyla karıştığında çok patlayıcı bir karışım yaratabilir ve ılımlı olabilecek birisini kindar ve intikamcı bir zorbaya dönüştürebilir.”