işte beceri temelli eğitim budur. Bilginin tamamı sorunun içinde, önemli olan okuma becerisi, anlama becerisi ve en önemlisi de analiz becerisidir. İşte buna uygun eğitim süreçleri geliştirmek şarttır. Ders kitapları buna uygun ama onu kullanacak öğretmen eğitimi eksik. Öğretmen yalnız bırakılıyor.
Ben böyle ustaya tüküreyim. Eğim vermiş söz de ama tersine eğim. Su kapıya doğru gidiyor ve maalesef kapı da koruyucu bir şey yok ve su odaya doğru ışık hızıyla yol alıyor.
Bir öğrencim var. 3 yıldır bu çocuğu bana verdiler. Koçluk sistemi işte. Çok zor bir çocuk ve aile vardı. Çok uğraştım. Kendi öğretmen arkadaşlarımla da uğraştım. Çünkü kimse o çocukla uğraşmak istemiyordu. Puanlı Anadolu Lisesi kazandı. İlçedeki en iyi 2. okul.
Çok komik bir tweet. Arkadaşlara gösterdim, onlar da kahkahalarına engel olamadı. Ekmek almaya gelmiştim, fırıncıya gösterdim tweet'i, o kadar çok güldü ki firindaki ekmekleri yaktı. Müthiş ince düşünülmüş bir tweet.
Komik bir hesap gerçekten. Kafasından hikaye uydurma konusunda yetenekli. Anlattığı hikaye içerisinde bile tutarsızlıklar var. Gerçekten kendine Türk diyen birinin böyle bir adamı sevmesi, takdir etmesi vs mümkün değil ama ne yapalım ülke tuhaf insanlarla dolu.
“Ben Abdullah Öcalan’ın yanına kadar gittim, orada onu öldürmek için tam 3 ay bekledim.
3 ay haller yaşadım, yılan yedim böcek yedim.
Artık sabrım kalmadı ve JİTEM’den bana bu emri veren albayla irtibata geçtim.
‘Neyi bekliyorum efendim, bu emir ne zaman gelecek?’ dedim.
Albay bana ‘Emir büyük yerden, öldürmeden geri geleceksin.’ dedi.
Duyduğum laflar karşısında fenalık geçirdim.
Ben para için değil binlerce asker öldüren soysuzların hesabını kesmek için bu görevi üstlendiğimi bildirdim JİTEM’ci albaya.
Bana ömrünü hapiste çürür dedi, sonra ona dedim ki:
‘Birazdan Apo’yu öldüreceğim, sonra seni ve sana o emri veren makamdakileri.’
Bunlar devletin bütün birimlerine sızmış.
Apo’yu öldüremedim, o gece dağ kadrosunda bir tane hain olduğunu öğrendim telsizden.
Herkesi sorgulamaya başladılar, yakalanmam an meselesiydi.
Apo’yu alıp götürdüler kamptan. Gece olunca zar zor ayrıldım kamptan.
Ve giderken şunu yazdım;
‘Yeşil bir kere geldi, bir daha geldiğinde hiçbiriniz yaşamayacaksınız!’
Türkiye’ye gelemedim, hain ettiler beni.
En çok zoruma bu gitti, milletimin beni hain bilmesi.”
YEŞİL
Oldukça ciddi bir kalabalığı karşıma almak pahasına itiraf edeyim:
Ben "Eşkıya" filmini hiç sevmem.
Bunu, oyuncularının başarılı performanslarından tamamen bağımsız olarak, öykü özelinde söylüyorum.
1) Baştan sona bir feodalite güzellemesidir, çağdışı bir düzenin ve onun
Aynı şey köyde bizim de başımıza geldi. Ta dedemin dedesinden kalma ve zamanında parayla alınan yerimiz bile elimizden alındı. Dava da açamadık. Yıllardır tüm köy tarafından bilinen ve gene büyüklerimizden kalan alana da devlet arazisi diye el koyup bizi ordan çıkardılar.
Bursa’da dükkanında Ahmet Kaya çalan esnafa saldırı:
“Senin memleketin nere? Kürtçe şarkı mı açıyorsun?
Senin kafanı cama geçirebilirim ama yapmıyorum, gerçeği anla diye. Bunu çalma, ekmeğinden olma.
Bu tezgahı dağıtır, seni buraya gömerim.”
Çok kalitesiz bir sisteme döndü her şey. Kimin gücü kime yeterse. Hakkıyla işini yapınca bile seni rahat birakmiyorlar. Sendikalar ayrı bir dert. Çürüyoruz ve bunun farkindayiz ama umursamıyoruz. #Irmaköğretmeniçinadalet
#midyat ve cüzi bir rakam. Her yerde para istiyorlar. Konuk Evi'ne gidiyorsun para, Mor Gabriel para, her şey para buralarda. Kahve çay içeyim desem 250'den aşağısı kurtarmıyor. Oteller zaten Allah'a emanet. Yiyeceklerden bahsetmeye gerek yok. Çok pahalı.