geçen bi yerde okudum bir sorunu hiçbi şekilde çözemiyosanız o çözülmesi gereken bir sorun değil kabul edilmesi gereken bir gercektir diyor. nasıl soğuk sert duvara çarpmış gibi oldum var ya
Şöyle muhteşem bir manzara bırakayım buraya. Dalyan iztuzu plajını radar tepesinden mutlaka izleyin (Sıcağın altında çıkmayın benim gibi) tatlı sudan tuzlu suya giden bir tekne yolculuğu miss..😋😊
Tatil dinlenmek içindir ama ben hiç dinlenemiyorum. Hatta sürekli mutlu olmaya çalışmak ve her anın keyfini çıkarmak için verdiğim saçma mücadeleden dolayı acayip yoruluyorum. “Aman gün doğumunda çarşaf gibi denizi kaçırmayalım, gün batımında bilmem nerede kahve içelim” derken, bildiğiniz ağır bir mesai yapıyorum.
Uzanıp gevşemenin imkânı yok. Uzandığım an içimden bir ses, "Tatildesin, kalk eğlen!" diye sızlanıyor. İki sayfa kitap okuyacak olsam, içimdeki o çılgın tatilci bu sefer “Kitabı evde de okursun” diyor ve ben kendimi saçma bir şekilde sahilde taş toplarken buluyorum.
Düğünlerde efendi gibi kenarda limonatasını içerken “Oturmaya mı geldik?” diye çekiştirilen davetliler vardır ya… Kendimi onlar gibi hissediyorum. İçimde hep bir piste çıkma refleksi…
Hele her şey dâhil pahalı bir otelde falan tatil yapıyorsam yandım! Tatil eğlencesinden hiçbir şey hariç kalmasın diye harcadığım enerji beni yiyip bitiriyor! Odaya gidip yatağa uzandığım anda içime bir sıkıntı basıyor. “Ben o kadar parayı yatmak için mi verdim?” diyerek fırlıyorum ve havuz başında bayat çay içerek paramın hakkını vermeye çalışıyorum.
Bir de açık büfe yorgunluğu var… Tatmadığım her yemek, ağzıma atmadığım her tatlı sıkıntı yapıyor. Hepsinden tadınca da ayrı sıkıntılar oluşuyor. Hiçbir şey sorulmadan sofraya konan o tarhana çorbasının samimiyetini özlüyorum.
Tatile uçakla gitmek zaten apayrı bir işkence. Uçuştan beş saat önce yola çıkıyorum. Havaalanında bir elimde kemer, diğer elim pantolon düşmesin diye belimdeyken ayağımdaki galoşları çıkarmaya çalışıyorum. Her güvenlik noktasında bölünerek azalıyorum ve ötmemek için sağa sola sıkıştırdığım saat, cüzdan, bozuk para bilmem neyi tekrar bir araya getirmek acayip bir metal yorgunluğuna sebep oluyor.
Tatilden dönünce de bir hafta daha izin alıp evde dinlenesim geliyor.
“Var ya, tatilde acayip dinlendik!” Hadi ya! Gerçekten mi?
Her yerin vıcık vıcık güneş kremiyken kanatlanıp uçmaya çalışan şemsiyeyi sakinleştirmeye çalışmak mıdır dinlenmek? Afrika’dan gelen üç beş elemanın garip hareketlerle dans ettiği animasyonu seyrederken kulağını tıkamak mı? Yoksa kabin boy valize tıkıştırdığın eşyaların arasından temiz çamaşır bulmaya çalışmak mı?
Züğürt tesellisi olarak algılamayın ama inanın normal bir günün akşamında yemek sonrası içilen çay kadar dinlendirici bir şey yok bu hayatta! Salondaki koltuğa uzanmak, dünyanın en güzel sahilinde kumlara uzanmaktan çok daha güzel. Uzun bardaklara istiflenmiş salatalık ve havuç dilimleri, çubuk krakerin verdiği o huzuru vermiyor.
“Ama bungee jumping yaparken yaşanan o heyecan?”
Boş verin ya! Çaya batırdığım bisküviyi tek parça halinde ağzıma atmaya çalışırken yaşadığım heyecan bana yetiyor. Gerek yok o kadar kopmaya, eğlenmeye!
O yüzden sakın hikâyelerdeki o coşkulu tatil paylaşımlarına bakıp moralinizi ve duruşunuzu bozmayın!
Adı üstünde işte… Hepsi hikâye!
Onca insan kalabalığının icinde hayal kırıklıklarının, yorgunluklarının, hislerinin... anlaşılmaması o kadar incitiyor ki insanı. İnsan bazen de bu hayatta kendine yetebilmeli, kendiyle uzun sohbetler edip o sohbetlerden güçlü çıkabilmeli.
Emek vermek, mutlulukla alakalıdır. Değer veren, özenen ve eylemleriyle fark yaratabileceğine inanan insanlar hem daha mutlu, hem de hayatın muhtelif alanlarında (ilişkiler, sağlık, iş gibi) daha fazla emek veren insanlardır. Bu emekler, gelecekteki mutluluğumuzun da yapıtaşıdır.
'Karnıma ağrılar girince sonradan bir şeylere gizliden stres yapıp kendimi üzdüğümü fark ediyorum. Bazen bağırsaklarım beynimden daha akıllı gibi mevzuyu önce orası anlıyor'
"Birinin hayatına, birinin üzüntüsüne, birinin mutluluğuna, birinin ruhuna, birinin eline, yüzüne, sırtına, omuzuna, yüreğine, bazen söz, bazen göz, çoğu zaman kalbinizle minicik de olsa, tüm samimiyetinizle dokunun."