The Roman's weren't the only empire to see themselves as the scions of the condemned people of mythic Troy.
This title traces Ottoman-Turkish scholars' unique engagement with Homeric epics; a rich tradition overshadowed by Western sources.
🔗 Available open-access: https://t.co/PIjFQyr5BF
“Fransız cumhuriyetçileri olduğumuzu ilan etmiş olmak yetmez, halkın mutlu olması gerekir, ekmek bulması gerekir; ekmek olmayan yerde kanun yoktur, hürriyet yoktur, cumhuriyet yoktur.”
(Convention Meclisi’nde Paris’in 48 bölgesinden gelen temsilcilerin sözleri, 12 Şubat 1793)
Ahmet Kuyaş, DP iktidarının “sapma”sına tepki olarak geliştirilen resmi tarih eğitimini özetliyor. “İnkilap tarihi” adı altında ezbere dayalı ve ders geçmeye odaklı bir hale getirilen devrim tarihinin içinin nasıl boşaltıldığını anlatıyor:
“Devrimden koptuk, zaten bu DP’liler bizi iyice uzaklaştırdılar Atatürk’ten. Atatürk’e bir tür geri dönüş olarak şöyle inkilap tarihi falan diye bir şeyler öğretelim çocuklara diyorlar. Ama 27 Mayıs sonrası sosyalizm de çıktı ortaya. E ne yapacağız bu durumda?
Şimdi Atatürk’ü sevdireceğiz diye bir devrim sevdireceğiz bu çocuklara. Ama aynı zamanda da o çocuklara: ‘Geçmişte bir devrim iyi olabiliyorsa gelecekte de bir devrim iyi olabilir’ dedirtmememiz lazım.
Böylece devrimin içini olduğu gibi boşalttılar. Hem sevdiremediler, hem öğretemediler.”
Korkunun ecele faydası yok!
Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin.
Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin!
Aziz Milletim;
Asla üzülmeyin, mahzun olmayın, umudunuzu yitirmeyin.
Demokrasimize yapılan bu darbeyi, bu kara lekeyi el birliğiyle söküp atacağız.
Bu süreci yöneten insanların, hem bu dünyada hem de ahirette yüce Yaradan huzurunda hesap vereceği günler yakındır.
86 milyon vatandaşımı sandığa koşmaya, demokrasi ve adalet mücadelesini tüm dünyaya duyurmaya davet ediyorum.
Dimdik ayaktayım, asla eğilmeyeceğim.
Her şey çok güzel olacak…
Tanıl Bora “Yugo-nostalgia” üzerine konuşuyor:
“Malum tarihi kazananlar yazar. Yenilmiş projeler, yenilmiş deneyimler, tarihin çöp sepetine atılır. Eyvallah, bunu biliyoruz.
Ama yenilmiş olmaları, başarıya ulaşamamış olmaları -işte şu güzel sergide gördüğümüz gibi- müthiş heyecanlarla ve gerçekten bir taban dinamiğiyle başlayıp bürokratik, kurumuş bir işe dönüşmüş olmaları; zorunlu olarak öyle olacaktı anlamına gelmez. Ve bizim buradan çıkaracağımız tek ders bu olmamalı.
Yarı yolda belki yanlış yerlere sapılmıştır, belki hâlâ o döküntüler arasından bulabileceğimiz mücevherler vardır. Var olduğunu düşünüyorum ben.”
Salt Galata'daki "Sosyalizme Tercüme" sergisini görmek için son gün. Sergi bugün 17.00'ye kadar açık olacak.
Tanıl Bora'nın "Sosyalizme Tercüme" kapsamında gerçekleştirdiği konuşmanın tamamını Salt'ın YouTube kanalında izleyebilirsiniz: https://t.co/LotYLryUU9
Harika serginin harika bir de kitabı oldu; sergi kapandı ama belgeseli ve kitabıyla yaşayacak: “Cumhuriyet’in Yüzü” sergisinin kitabı yakında raflarda! Kitaba, sergideki “grafik tasarım” bölümünü kaleme alarak katkıda bulundum. Okuru bol olsun. Teşekkürler @benizo ve @bkvorgtr
Adalet Partisi 1977 seçim kampanyasını yöneten Cenajans Genel Müdürü Nail Keçili anlatıyor:
“6 afişçimiz vuruldu. Harp yapar gibi kampanya yaptık”
“Parti yönetiminde ancak Genel Başkan ve birkaç yönetici bu işin gereğini biliyor ve inanıyordu”
“Kaldı ki, her türlü despotluğun ve zümre iktidarlarının dahi cumhuriyet ülkesi oldukları iddiasına bakılırsa bu sözcük, her türden şarlatan ve yalancının dilinde rahatça yer bulabilen bir anlamsızlıkla kullanılıyor. Yine de baştan beri bu sözcüğün ifade ettiği bir potansiyel yapılanmaya ve yaşama gönül verenlerin yükledikleri anlam yok olmuş değil, az ya da çok yıpranmış ve tahrif edilmiş olsa da gerçek cumhuriyetin özgürlüğünün ne olması gerektiği, sermaye egemenliğinin özgürlüğü yıkıcı, yanılsatıcı, yabancılaştırıcı gücünü alt etmek gerektiği bilinciyle zihinlerde yaşıyor ve kavga konusu olmayı sürdürüyor”
-Arif Çağlar (Cumhuriyet Fikri, s.17)
Genç denince “Z Kuşağı” ezberlerinin dışına çıkamayan, “Tiktok çekmemiz lazım”dan öteye geçemeyen liderlerin ülkesinde; seçim kampanyasını 20’li yaşlardaki gençlere emanet etti, dünyanın en genç kampanya ekibiyle çalıştı.
Aradan bir yıl geçti, bugün o gençler dünyanın en prestijli siyasal iletişim ödüllerinden birini kazanarak kendilerini tekrar ispatladılar.
Gözümüzün önünde yaşananların unutturulup, “kulis”lerin, algıların ve komplo teorilerinin gerçek yerine konulduğu bu dönemde; 2023 sürecini aklında tutmayı başarabilenler olarak Akşener’e saldırmanın dayanılmaz hafifliğine itiraz etmemiz gerekiyor.
14 Mayıs 2023 tarihinden bu yana, başka bir Türkiye’de yaşıyor olabileceğimiz ihtimalini aklımdan çıkaramıyorum. Bazı kızgınlıkları hâlâ içimden söküp atamıyorum.
Hiçbir vatandaş siyaseti günü gününe takip etmek zorunda değil, dolayısıyla onların tepkilerini anlayabiliyorum. Ama Akşener’i yakından tanıyan, bütün sürece şahitlik eden ve kamuoyunu etkileme becerisine sahip olan kişilerin bugün yapmaya çalıştıkları şey, 26 yaşındaki bir genç olarak, ülkeme dair umutlarımı derinden sarsıyor.
Bize kendimizi ispatlama şansı verdiğiniz için, yolumuzu kesmeye çalışan -kerameti kendinden menkul- “uzman abiler”e bizi yem etmediğiniz için, siyaseten kirlenmiş bölgeden uzakta kalarak işimizi profesyonelce yapabileceğimiz alanı sağladığınız için, yeniliklere ve yaratıcı fikirlere her zaman açık olduğunuz için, yurtdışında öğrendiklerimizi Türkiye’ye uyarlamamıza fırsat tanıdığınız için, kısacası bu süreçteki her şey için size çok teşekkür ederim.
2023 seçimleri kampanya içeriklerimizle katılım sağlanan Polaris ödüllerinden, 1 gümüş 2 bronz ödül aldığımızı büyük bir mutlulukla öğrendim.
Kampanya ekibimizi ve emeği geçen herkesi yürekten tebrik ediyorum.
Genç çalışma arkadaşlarıma bundan sonraki süreçte de başarılarının devamını diliyorum…
Türk düşünce tarihinin Türkçüleri, İslamcıları, Garbcıları, liberalleri, iştirakçileri, Turancıları hatta anarşistleri vardır, ama “cumhuriyetçiler”i neden yoktur?
Alp Eren Topal bu sorunun peşine düşüp Osmanlı’da saltanat karşıtı geleneğin yolculuğunu inceliyor.
bu sene 19 Mayıs’ı genç M. Kemal’i düşünerek anıyorum. Salih Bozok’a ezberlettiği dizeleri düşünüyorum mesela:
“la vie est brève, en peu de rève, un peu d’amour, et puis bonjour”
“hayat kısa, biraz hayal, biraz aşk ve sonra merhaba”
#19Mayıs
“Toplumu bölmenin, birbirine düşürmenin, zayıflatmanın en kolay yolu, ona aitlikler atfetmek. Uzun vadede toplumu diri tutan, ona esneklik kazandıran, aitlikleri yücelterek dayatmanın tersine farklılıkları barındırarak yaşatmak, teşvik etmek.
-Gündüz Vassaf
“Kapitalizmin sistem olarak sosyalizmi alt etmesine rağmen, bugün bile iftiharla ‘Ben sosyalistim’ diyenler var. Sosyalizmin günümüzde de sevilen şairleri, şarkıları var. Kapitalizmin hiç olmadı… Ünlü kapitalistler de dahil, hepimize ters gelen bir şey olmalı kapitalizmde.”