Big Tech is spending $700 BILLION on AI this year.
But their cash flow is collapsing. Amazon is going into debt. Google's free cash flow is dropping 90%.
And they're literally paying influencers $600,000 each to convince you AI is worth using.
If this technology was as revolutionary as they claim, why are they spending half a million dollars per creator to sell it?
Here's what's actually happening behind the scenes:
This week, all four tech giants reported earnings at once and every single one dropped a spending number that made Wall Street lose its mind.
Amazon: $200 billion in capex. The largest corporate capital expenditure in HISTORY. Stock dropped 9%.
Google: $185 billion. Wall Street expected $120 billion. Stock dropped 5%.
Meta: $135 billion. Double what they spent last year.
Microsoft: down 17% this year, worst performer in the group.
Combined 2026 AI infrastructure spend: almost $700 billion.
But here's where it gets ugly.
Amazon's free cash flow collapsed 71%. Morgan Stanley projects they'll burn through $17 billion in NEGATIVE free cash flow this year.
Bank of America says the deficit could hit $28 billion.
Amazon quietly filed with the SEC on Friday saying they might need to raise debt to keep building.
Google's free cash flow is projected to crater 90%, from $73 billion down to $8.2 billion.
They already did a $25 billion bond sale in November and their long-term debt QUADRUPLED last year.
These companies are spending everything they have, then borrowing more, then spending that too.
Now here's the part that got me thinking:
CNBC just reported that Google, Microsoft, OpenAI, Anthropic, and Meta are paying influencers between $400,000 and $600,000 EACH to promote AI products on Instagram and YouTube.
AI platforms spent over $1 BILLION on digital ads in 2025, a 126% jump year-over-year.
Google and Microsoft's AI ad spending jumped 495% in January 2026 alone.
Anthropic is running Super Bowl ads.
OpenAI is flying creators to private events and covering all expenses.
When was the last time a truly revolutionary technology needed a $1 billion ad campaign and $600K influencer deals to get adoption?
Did the iPhone need influencer campaigns? Did Google Search need Super Bowl ads in 1998? Did email need a billion dollar marketing push?
No. People just used them because the value was obvious.
You know what DOES need massive paid promotions? Pharmaceutical drugs. Crypto exchanges. Online gambling apps. MLM companies.
Products where adoption is driven by hype, not utility.
And now, apparently, AI.
So the pitch from Big Tech is:
"This technology will eliminate your job. Also please use it. Here's $600K if you tell your followers it's cool."
They need HUMANS to sell a product they designed to REPLACE humans.
They need creators to promote a technology that will eventually make creators obsolete.
They need influencers to build trust in a system that will eliminate the need for influencer marketing entirely.
The question everyone should be asking:
If $700 billion per year in spending can't produce a product that sells itself, when exactly does this start making money?
Because right now the math is messed up.
$700 billion in spending, cash flow crashing, stocks tanking, SEC filings about raising more capital, and the best growth strategy they've got is paying tiktokers to demo features.
Either AI is about to deliver the greatest economic transformation in human history, or we're watching the most expensive corporate Hail Mary ever thrown.
And the fact that they need to pay half a million dollars per influencer to convince you it's the first one isn't a good sign.
Bugüne kadar yazdığım hiçbir yazıyı okumamış olsanız, bu yazdığımı okumanızı ve elden ele iletmenizi dilerim, rica ederim:
Türkiye'de ve dünyanın farklı yerlerinde hukuk uygulaması konusunda yaklaşık 30 yıllık tecrübesi olan bir hukukçu, bir uluslararası avukat ve 20 senedir hukuk hocalığı yapan bir profesör olarak, bu X hesabımdan yaklaşık 270.000 takipçiyle 10 seneyi aşkın zamandır sohbet ediyorum, düşüncelerimi paylaşıyorum.
Gayet ağır memleket meselelerini de, kompleks hukuki analizleri de, gayet hafif şakaları ve gündelik konuları da burada tartışıyoruz, paylaşıyoruz. Bazı günler diğerlerinden çok daha karanlık, üzücü ve alarm verici oluyor. Ama ben doğru bildiğimi daima lafımı eğip bükmeden size getiriyorum, tartışıyoruz. Zira aksi halde ben ben değilim.
Bugün size üzerinde konuşmak istediğim bir fotoğrafı getirdim. TÜSİAD'ın iki lideri iki vatansever iyi insanın, iki arkadaşımın, 13 Şubat tarihindeki Genel Kurul'da memleket meseleleri üzerinde kamuya açıkladıkları kaygılar sebebiyle polis nezaretinde ifadeye götürülürkenki fotoğrafları.
Bu fotoğrafı size getirmeden evvel, bu fotoğrafın onlar açısından rencide edici bir yönü olup olmadığını iyi düşündüm. Arkadaşlarımın hakkına giriyor olmayayım diye. Bunu düşünürken ikna oldum ki, gelinen adaletsizlik, hukuksuzluk ve ifade özgürlüğünün özüne tecavüz noktasında, kolunda polisle ifadeye gidiyor olma fotoğrafı artık kimi hallerde bir onur nişanesine dönüşmüştür.
"Adam sen de demedim", "memleketimin konularını dert ettim ve sen memleketi bize bırak diyenlere pabuç bırakmadım" diyen herkesin, ülkemiz tam da bu insanların gayretleri ile daha aydınlık, şeffaf ve hukukun üstün olduğu günlere kavuşana kadar, böyle fotoğrafları ve daha kötüleri olacaktır.
O insanları doğru anmayı ve onore etmeyi bilenler, nezdinde itibar aranmaya değer insanlardır. Bu fotoğrafa o insanların gözleri baktığında, beyinleri gönül gözüyle görür. Selam olsun, helal olsun, demeyi bilirler. Bu gayretteki insanlara aptal gözüyle bakanlar, Silivri soğuktur şakalarıyla tabanları yağlayanlar, güce yaranıp eklemlenmek ve hoş görünmek için o insanlara kabahat bulanlar, bu fotoğraftan utanç duymayı bilmeyenler, aksine bu fotoğraftan lezzet alanlar, zaten itibar kelimesinin anlamını bile bilemezler. Onları insan yerine koyma mücadelesiyle zaman kaybetmeye değmez.
15 senedir TÜSİAD (@TUSIAD) üyesiyim. 21 Ocak 2010 tarihinde, TÜSİAD Genel Kurulu'nda Ümit Boyner (@umitnazliboyner) Yönetim Kurulu Başkanı seçilince, onun davetiyle, TÜSİAD üyesi oldum.
15 yıldır devam eden üyeliğimde, TÜSİAD Yönetim Kurulu'nda yer aldım, Yolsuzlukla Mücadele Görev Gücü Başkanı olarak ve Rekabet Hukuku Çalışma Grubu Başkanı olarak senelerce emek verdim.
Bu TÜSİAD Genel Kurulu'nda söylenenlerle ilgili hukuki analiz yapmak dahi abes.
Türkiye'nin eskisi yenisi yok. Anlamlı olan ayırım o değil. Iyi insan ve kötü insan var. Hukuku üstün tutan insan ve hukuku kendi amacına uyduran insan var. Bir tek vatanımız ve onun bir tek yolculuğu var. O yolculukta git gide sindirilen bir toplum var. Ses çıkartan her kişi başına sayısı çarpanlı bir biçimde artarak büyüyen kaygılı sevenleri var.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan "siyaset yapmaya çok hevesliyseniz ya parti kurarsınız, ya da ağzınızdan çıkacak iki çift söze bakan muhalefet partilerinden birini seçersiniz" demiş. "Bu ülkede siyasetçiler içeri atılmıyor mu ki?" diye sormayanlar, "bir ülkenin gerçek sahipleri siyasetçiler mi toplum mu?" diye sormayanlar var. Politik ifade özgürlüğü çekirdeğinin dahi bugün Türkiye'de mevcut olmadığı fevkalade açıkken, hala "aslında sorun yok" rolü kesen korkaklar var.
Konuyu dolandırmanın alemi yok: Hukuksuzluk hüküm sürüyor. Hukuksuzluğa işaret edenler, ifade özgürlüğünü kullananlar, bizatihi kendisi hukuk garabeti olan mekanizmalarla gözaltına alınıyor. "Halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak için gerçek dışı beyan verme" kavramının ta kendisi halk arasında endişe, korku ve panik yaratıyor. Bu fotoğraf da bunun enstrümanlarından biridir.
Kimsenin adamı, askeri olmasak bile niçin Mustafa Kemal'in askeriyiz diyoruz biliyor musunuz? İşte bunun için:
“İşittim ki bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla Milli Meclise davet etmedim. Herkes kararında hürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu kutsal davaya inanmış bir insan sıfatıyla buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağı alır, bu şekilde Elmadağı’na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı müdafaa ederim. Kurşunlarım bitince bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunlarıyla yaralanır, temiz kanımı, kutsal bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna and içtim.” Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1920
Aşağıda refah paylaşımı (paylaşılan refah), Yapay Zeka (YZ) ve çalışma hakkındaki düşüncelerimi on madde halinde özetlemeye çalıştım.
Son zamanlarda bir çok kişiden yukarıdaki konular hakkında sorular alıyorum. Umarım düşüncelerimi basit ve kısaca paylaşmak faydalı olur. Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni yönetimin göreve başlamasına da kısa bir süre kaldı. Belki de şimdi bazı hedefler üzerinde düşünmenin tam sırası (her ne kadar yeni yönetimin bizi bu hedeflere doğru yönelteceğine inancım neredeyse hiç olmasa da).
1. Refahın paylaşımı temeldir.
Paylaşılan refahtan kastım ekonomik büyümeden farklı grupların (örneğin erkekler ve kadınlar, değişik etnik gruplar, farklı eğitim grupları, farklı dinlere ait insanlar vb.) aşağı yukarı aynı şekilde faydalanması (gelirlerinin benzer oranlarda artması). Bir grubu büyük oranda zenginleştirirken birçok başka gruba sadece sınırlı oranda menfaat sağlayan ekonomik büyüme refah paylaşımına örnek olamaz. Bu aslında bir ekonomik ilkedir. Huzurlu ve uyumlu bir toplum refah paylaşımını gerektirir. Ayrıca gerçekçi bir ilkedir de. Tüm eşitsizliklerin yok olmasının tek bir hareketle olacağını öngörmez.
2. Refahın paylaşımına yeniden dağıtımla ulaşılamaz.
Paylaşımın köklerinin işgücü piyasasına dayanması gerekir, (iyi) işlerle ve maaş artışları ile. Güvenceler ve bir miktar yeniden dağıtım da önemlidir ancak tek başına refah paylaşımını sağlamaya yeterli değildir. Yeniden dağıtım sosyal demokrat İskandinav ülkelerinde sağlam temellere dayalıdır ancak orada bile bu, refah paylaşımının ana kaynağı değildir. Yeniden dağıtıma dayanan refah paylaşımı politik ekonomi açısından da bir anlam ifade etmez: toplumun bir kesimi sürekli yoksul bırakılıyorsa bu kesimin sağlam bir dağıtımı zorlayacak gücü olamaz.
Ayrıca, vergi öncesi eşitsizlik çok artarken tüm demografik gruplar için harcanabilir gelirin yeterince artmasını sağlayacak güçlü bir yeniden dağıtım olsa bile, bu beraberinde başka ciddi problemler getirecektir. İşleri olmayan insanlar ve vergi gelirleri artmayanların topluma katkıları hissedilmez. Belki daha da kötüsü, bu gerçek bir iki katmanlı toplum yaratabilir. Toplumun bir kesimi ekonomik olarak gelişir ve gelirlerin ve vergilerin tek kaynağı kendileri olduklarından tüm sosyal statüye de sahip hale gelirler. Diğerlerinin payına düşen ise sadece vergi gelirlerinden yeniden dağıtım olur.
3. YZ kalıcı ve etkisi çok büyük olacak.
YZ’nın geleceğimizi belirleyecek teknoloji olacağı hakkında neredeyse hiç kuşkum yok. Üretkenliğe çok dikkate değer faydalar sağlayacak. Ancak bu YZ’yı nasıl geliştireceğimize bağlı ve tam etkilerinin ortaya çıkması zaman alacak. YZ’nın etkileri hakkında bir çok belirsizlik var. Ayrıca, kanımca YGZ’nın (yapay genel zeka) ne demek olduğunu bilmek ve ne zaman geleceğini tahmin etmek de zor. Bu da YZ’nın belirsizliğini arttırıyor.
İşlerin geleceğini ve refah paylaşımını YZ’yı ve etkisini anlamadan düşünemeyiz.
4. YZ’nın yönü işçi-yanlısı da işçi-karşıtı da olabilir
Benim düşüncem ve araştırmalarım temel olarak teknolojilerin şekillendirilebilir olduğuna dayanıyor. Yani değişik şekillerde geliştirilebilirler ve bunların da kiminin kazancına kiminin ise kaybına yol açan farklı sonuçları olabilir. Bu durum geniş ve esnek bir teknoloji platformu olan YZ için çok daha fazla geçerlidir. YZ tahmin işleri için geliştirilebilir. Yazı ve imajlar yaratmak için geliştirilebilir. Bilgi kaynağı aracı olarak da geliştirilebilir. Bütün bu durumlarda YZ işçi-karşıtı da olabilir (yani çalışanların işlerine mal olacak otomasyona dayanan gelişim) işçi-yanlısı da (yani çalışanların işlerini daha iyi yapmalarını sağlayacak ve yeni ve daha sofistike işleri yapmalarına yarayacak bilgi teknolojisi olarak gelişim). YZ’nın nasıl geliştirileceği bir seçimdir.
5. Günümüzde YZ işçi-karşıtı olarak geliştiriyor.
Şirketler YZ’yı paraya dönüştürmeyi temelde otomasyon ve daha güçlü dijital reklamlar ile sağlamaya çalışıyorlar. Bunların hiçbirisi işçi-yanlısı değil. Ayrıca kuruluş modellerinin gelişimi ve eğitimi YGZ’a ulaşma arzusu ile şekilleniyor. Ancak YGZ daha fazla otomasyon demek. Eğer YZ genel zekaya ulaşırsa ve hemen her şeyi insanlar kadar iyi yapabilirse bu işleri insanların elinden alacaktır. Dolayısıyla gidilen yön işlerin el değiştirmesine ve daha düşük ücretlere yol açacaktır ve bu refah paylaşımı ile uyumlu değildir.
6. Yeni bir yön için politikalara ihtiyaç vardır.
Daha önceki iki noktayı beraber düşününce varacağımız sonuç YZ’nın refah paylaşımı ile uyumlu bir yönü olduğu halde bizim o yönde gitmediğimiz olacaktır. Üstelik, endüstri kendiliğinden bir anda yön değiştirmeyecektir. Dolayısıyla bunun için bir müdahale gerek. Bu da sadece hükümetlerin (dünya çapında) yeni yönü özendirecek ve YZ’nın daha fazla zararlı (bazılarının da işçi-karşıtı olduğu) kullanımını önleyici regülasyonlarından ve politikalarından gelebilir.
7. Yeni bir yön için rekabetin olması gereklidir.
Yeni teknolojiler, özellikle de radikal yeni yönleri olanlar tipik olarak var olanlardan ziyade yeni şirketler tarafından gelir. Bu durum, söz konusu var olan şirketlerin insanlık tarihinin şimdiye kadar gördüğü en büyük şirketleri olduğunda daha da fazla geçerlidir. Çalışan yanlısı YZ, artan rekabet ile, teknoloji sektöründe var olan güçlü şirketlerin sahip oldukları durumun bozulması ile ve YZ’nın yönünün değişmesi ile birlikte var olur.
8. Yeni bir yön için değişik mimari seçeneklerin olması gereklidir.
Belki de daha tartışmaya açık olarak, YZ’ya yeni bir yön vermek mimari seçeneklere sahip olmaktan geçer. Basit olarak, çalışan yanlısı YZ, çalışanların elinde olan bir bilgi aracı olmalıdır. Bu da ancak YZ’nın güvenilir, anlaşılır ve gerçek zamanlı bilgiyi çeşitli mesleklerdeki çalışanlara sunmasıyla olabilir. Ancak YZ’nın günümüzdeki mimarisi (kısmen YGZ düşleri nedeniyle) YZ’nın özerk biçimde davranması şeklinde. Bu da YZ’yı kara kutu haline getirmiş durumda. Halbuki çalışan yanlısı YZ’nın karar alıcı insanlara tavsiyelerde bulunması lazım (otonom olarak karar almak yerine). En iyi otonom olarak alınan kararların sonucu en iyi tavsiyeler/bilgiler olmayabilir. Çalışan yanlısı YZ insan karar vericiler tarafından anlaşılabilir olmalıdır. Ancak şu anki kara kutu yapılarıyla bu mümkün değil.
Biraz geriye gidersek, aslında ideal dünyada hükümet müdahalesi farklı teknolojik kararlara tarafsız olmalıdır. Çünkü inovasyon yapanlar ve girişimciler hangi teknolojileri ne şekilde geliştireceklerini bürokratlardan ve yasa yapıcılardan daha iyi bilirler. Ancak farklı teknolojik yönlerin majör sosyal sonuçları olduğu bazı durumlarda (mesela fosil yakıt – yeşil enerji teknolojileri seçeneği gibi) hükümet müdahalesi teknolojiyi ve tasarım kararlarını etkilemek durumunda kalabilir. Ancak bunun inovasyon teşvikleri ve kararlarının sosyal olarak daha yararlı yöne çekilmesinden daha fazla etkilenmesine yol açmayacak en düşük düzeyde yapılması gerekir.
9. Tüm bunların olabilmesi için gereken şey demokrasidir.
Teknolojinin şu anki yönü dünyadaki en büyük ve güçlü şirketler tarafından seçildi ve destekleniyor. Yeni yön oluşturulması sadece güçlü bir demokratik baskı ile sağlanabilir.
10. Kısır döngü: YZ demokrasiyi tehdit ediyor.
Geçmişteki teknolojik tercihler, özellikle de sosyal medya ile ilgili olanlar, vatandaşların politik katılımına ve demokrasiye zarar verdiler. Aynısı ve hatta daha kötüsünün YZ için de geçerli olması çok olası. YZ’nın manipülasyon açısından çok güçlü bir teknoloji olma olasılığı yüksek. Bu da platform kararlarının para kazanmak için demokratik katılımı caydırmalarına daha fazla yol açabilir. Üstelik YZ sektöründeki ortam da oldukça anti demokratik. Tüm kilit kararların önde gelen teknolojici ve girişimci eksperler (yani kendileri) tarafından alınacak şekilde yetkilendirilmesi gerektiğine ve demokratik karar alma süreçlerinin YZ’ın gelişmesinin önüne geçtiğine inanılıyor.
Bu sadece bir kısır döngü yaratmakla kalmıyor (YZ’ya yeni yön vermek için demokrasiye gereksinmemiz var ancak YZ demokrasilere zarar verdi bile) ayrıca YZ’ya yeni yön vermenin çok güç olduğunu da gösteriyor. Ancak ben yine de bunun tamamen olanaksız olduğuna inanmıyorum.
The world's largest consumer tech event, CES 2024, has come to an end.
Here are 10 reveals you don't want to miss from CES 2024 event:
1. Arovia's "SPLAY" is a Mix of a Projector and a Foldable Screen
1x) AB'de İtalyan Toplum Bilimci Lorenzo Marsili müthiş ve kabul görmesi gereken bir öneri yaptı. "Ülke bazında değil kişi bazında genişleyelim" diyor. Zaten "Dijital Vatandaşlık" da bunun bir başlangıcı. İnsanların bilinç ve eğitim düzeyi arttıkça (demokrasi ve web 3.0 gereği ++
Haluk Bilginer'in en iyi erkek oyuncu dalında Emmy kazandığı "Şahsiyet" dizisinden muhteşem bir replik. Şunu görünce diziyi izlemediğime çok pişman oldum ve hemen başlıyorum.
Atatürk 10. Yıl Nutkunda ne anlatıyor? Bir yüzyıl sonra, cumhuriyetin 100. yılını kutlayan bizlere hangi mesajları veriyor?
10. yıl nutkunda altı çizilen unsurlara bakarak değerlendirelim:
"Az zamanda çok ve büyük işler yaptık" diye başlıyor Atatürk, bu işlerin en büyüğünün de Türkiye Cumhuriyeti olduğunu söylüyor. Bu başarıyı ulus ve ordunun bir ve beraber kararlılıkla yürümesine bağlıyor. Bu vurgu, dönemin koşulları dikkate alındığında önemlidir. Ulusun ordusuna sahip çıktığına (ve bu sayede İstiklal Savaşı'nın kazanıldığına), ordunun da ulusuna sırtını dönmediğine dikkat çekiyor.
Bu nutkun 1933 yılında söylendiğini, aynı dönemde dünyada ordu ve milis gücünün cumhuriyetlere karşı, faşist rejimlerin kurulması yönünde kullanıldığını unutmayalım. İtalya'da Mussolini diktatörlüğü, İspanya'da cumhuriyete ve cumhuriyetçilere karşı darbe girişimleri (ki birkaç sene sonra İspanya'da iç savaş başlayacak), Almanya'da önce başarısız Birahane Darbesi, ardından Adolf Hitler'in olağanüstü yetkiler donanarak Weimar Cumhuriyeti'ni ortadan kaldırması Atatürk'ün bu vurgusunun daha iyi anlaşılması bakımından hatırlanmalıdır. Atatürk basitçe "ordu ulusun egemenlik hakkına ihanet etmemiştir" diyor.
Atatürk nutkun devamında, "yaptıklarımızı asla yeterli göremeyiz" dedikten sonra, üç temel hedeften bahsediyor:
1) Yurdumuzu dünyanın en bayındır ve uygar ülkesi yapmak
2) Ulusumuzu en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip kılmak
3) Ulusal kültürümüzü muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartmak
Bu üç hedef, cumhuriyetin ilk on yılı dikkate alındığında önemlidir: Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye sanayi devrimini ve aydınlanmayı ıskalamış, geri, yoksul ve yoksun bir ülkedir. Eğitim seviyesi düşüktür, sanayi altyapısı yoktur, tarım ilkel yöntemlerle yapılmaktadır ve en geniş tanımıyla kültür, zamanın anlayışının da, değerler dünyasının da çok gerisindedir.
Atatürk hedeflere ulaşmak için "geçmiş asırların gevşetici zihniyetine" değil, "çağın hız ve hareket kavramlarına" uygun yapılanmanın önemine dikkat çekiyor. Devrimci Atatürk konuşmaktadır ve tarihin aynı döneminde henüz sömürgelikten kurtulamamış Asya ve Afrika ülkelerindeki duruma düşmemenin yolunun hız ve hareketten geçtiğine inanmaktadır. Asya'nın miskin, Afrika'nın ağır sömürü altındaki ülkelerinin kaderini paylaşmamak gerekmektedir, bunun yolu da değişen dünyayı anlamaktan ve ona göre yapılanmaktan geçmektedir.
Ancak hedef koymak yeterli değildir, Atatürk "daha çok çalışacağız, daha az zamanda daha büyük işler başaracağız" diyor. Başka bir konuşmasında da ifade ettiği üzere, "çalışmadan, yorulmadan, üretmeden rahat yaşamak isteyen toplumlar evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da bağımsızlıklarını ve geleceklerini kaybederler." Atatürk halkına sadece refah ve maddi varlıklar vaat etmekle kalmıyor, bunun için çok da çalışmak gerektiğini söylüyor.
Halkına çok çalışmak için cesaret ve azim aşılıyor: Türk ulusunun karakteri yüksek olduğunu söylüyor, "Türk milleti çalışkandır, zekidir" diyor.
Nutkunda bir sonraki vurgu birlik ve beraberliğedir. Tarihin o döneminde eski imparatorluklar yıkılmakta, küçük, zayıf ve istikrarsız devletçikler kurulmakta, ancak aynı zamanda otoriter yeni imparatorluklar yükselmekte ve istikrarsız devletçikleri yutmaktadır. Türkiye cumhuriyeti ve Türk ulusu haysiyetini, hürriyetini, istiklalini ve istikbalini yitirmemek için "birlik ve beraberlik" içinde olmalıdır. Tam bağımsızlıkçı Atatürk konuşmaktadır.
Ancak Atatürk bunun yolunun bilim ve sanattan geçmesi gerektiğini düşünmektedir. Toplum bilime, akla göre örgütlenmeli, özgürlük ve bağımsızlığını güzel sanatları da göz ardı etmeden korumalıdır. Topluma bir ruh ve anlayış verecek olan ise bilim ve güzel sanatlardır. Başka bir konuşmasında "benim manevi mirasım ilim ve akıldır" demektedir.
Son olarak dünya barışına vurgu yapıyor: Türk ulusunun "bütün insanlıkta gerçek huzurun temini yolunda kendine düşen medeni vazifeyi" yerine getireceğini söylüyor. Tarihin o döneminde yeni bir büyük savaş filizlenmekte, Mussolini, Hitler asker üniformaları giymektedir. Hayatı cephelerde geçmiş Atatürk ise asker üniformasını bir daha giymemek üzere çıkartmıştır; sivildir, dünya barışını savunmaktadır.
Türklüğün "unutulmuş" büyük medeni vasfına ve büyük medeni kabiliyetine vurgu yapıyor, bundan sonraki gelişimini bu özelliklerinde görüyor ve geleceğin yüksek uygarlık ufkundan bir güneş gibi doğacağını söylüyor.
Nutkunu "Ne mutlu Türküm diyene" diyerek bitiriyor. Bu "mutluluk" yukarıda analiz ettiğim bağlam içinde değerlidir. Gelişmeyi, çok çalışmayı, bilim ve güzel sanatları erdem kabul eden, dünya barışını ve uygarlık değerlerini önceleyen bir ulusun ferdi olmak, elbette mutlu olunması gereken bir özelliktir.
Cumhuriyetimizin 100. yıldönümünde kurtuluşu örgütleyen, Cumhuriyeti kuran, büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ü saygıyla anıyorum.
Cumhuriyetimizin 100. yılı kutlu olsun.
Nice yüzüncü yıllara.
https://t.co/ZG1iTYnSAP
İzledikten sonra bakış açınızı değiştirip hayatınıza yön verecek TED konuşmaları:
1- Zindel Segal - Depresyonla nasıl başa çıkabilirsiniz?
2- Matt Walker – Uyku Sizin Süper Gücünüz
3- Julian Treasure – Nasıl Konuşalım ki İnsanlar Dinlemek İstesin?
4- Kelly McGonigal - Stresi nasıl kontrol altına alabilirsiniz?
5- Judson Brewer - Kötü alışkanlıklarınızdan nasıl kurtulabilirsiniz?
6- Matt Mullenweg - Evden Çalışmak Neden İşiniz için de, Sizin için de Faydalı Olacak?
7- Matthieu Ricard - Nasıl mutlu olabilirsiniz?
8- Tim Urban – Usta Bir Erteleyicinin Kafasının İçindekiler
9- Scott Geller - Nasıl motive olabilirsiniz?
10- Amy Cuddy - Vücut Diliniz Kim Olduğunuzu Belirler
11- Monica Lewinsky - Utancın Bedeli
12- Shonda Rhimes - Bu Yıl Benim Herşeye Evet Deme Yılım
13- Shane Koyczan - Bugüne Dek...
14- Andrew Solomon - Hayatımızın En Kötü Anları Nasıl Bizi Biz Yapar
15- Sarah Kay - Eğer Bir Kızım Olursa
16- Brene Brown - Kırılganlığın Gücü
17- Rita Pierson - Her Çocuğun Bir Şampiyona İhtiyacı Vardır
18- Amanda Palmer - Sormanın Sanatı
19- Simon Sinek - İyi Liderler Harekete Geçmenin İlham Kaynağıdır
20- BJ Miller - Hayatın Sonunda Aslında Önemli Olan Şey
21- Emilie Wapnick - Neden Bazılarımızın Yalnızca Bir Gerçek Hevesi Yok
Dücane Cündioğlu ne güzel anlatmış Atatürk'ü ve devrimleri. Bu kadar basit aslında. Kanser hastasına Aspirin veremezdi Atatürk. Ameliyat etmek gerekirdi.
EVbee. Duydunuz mu hiç bu markayı? Muhtemelen duymadınız.
EVbee Türklerin icat ettiği mobil araç şarj istasyonu teknolojisi. Yine bir ilki başardığımız bu hikayeyi anlatacağım size.
Elektrikli araçların hayatımıza giriyor oluşu yadsınamaz bir gerçek ve hepimiz bu konu hakkında benzer şeyler düşünüyoruz;
- Elektrikli araç fiyatları (bunu biz çözemeyiz 😁)
- Menzil problemi (yolda şarj biterse ne yaparım)
- Şarj problemi (istasyona gidip şarj olana kadar beklemek)
2022'de akademisyen ve mühendislerden oluşan bir grup hepimizin "ya ben bunu düşünmüştüm" diyeceği model ile karşımıza çıktılar ve yukarıdaki iki probleme çözüm üretecek modellerini anlattılar.
EVbee mobil şarj cihazını ilk kez işte böyle gördük👇🏻
Ekip bu fikir üzerine oldukça iyi çalışmış, modellemelerini yapmış ve hazırlıklarını tamamlamıştı. Eksik olan tek şey cihazı üretmek için gerekli paraydı.
Tüm hesaplamalar yapıldı ve prototipin üretilmesi için 6.870.000 TL'ye ihtiyaç olduğu görüldü. Mayıs 2022'de kitle fonlama kampanyası https://t.co/fUmpumoQ0c üzerinden yapıldı ve şirket 7.900.000 TL yatırım alarak kuruldu ve faaliyete başladı.
Geçtiğimiz 15 aylık sürede şirket almış olduğu yatırım ile aracın üretimini gerçekleştirdi ve yolda yürür hale gelmesini başardı. Ben aracı ilk kez @fonbulucu ve @ReinvesCapital olarak yer aldığımız girişim '23 fuarında gördüm 👇🏻
Üretilen araç bugün bir çok elektrikli aracı şarj edebiliyor. Aşağıda örnek resimler paylaşıyorum. Açıkçası ben en çok koca otobüsü şarj edebilmesine şaşırmıştım.
EVbee TOGG şarj ediyor.
EVbee elektrikli otobüs şarj ediyor.
Teknoloji ve iş hakkında detaylı bilgi sahibi olmak için https://t.co/OHxUdNMP22 sayfasını inceleyebilirsiniz.
Geldiğimiz noktada şirket seri üretime geçecek durumdadır. Artık bu araçlardan bir filo kurulacak ve elektrikli araç şarj sektöründe yeni bir fasıl bu şekilde açılacak.
EVbee ikinci yatırım turu çok yakında başlıyor. İlk yatırım turunda 2440 ortağa ulaşan şirkete ortak olmak isteyen yeni yatırımcılar için ön talep @fonbulucu web sitesi üzerinde başlamış durumda. Link: https://t.co/pnGugeyOHu
Bu topraklardan hep büyük cevherler çıktı ancak hep imkansızlıklar sebebiyle ya devam ettiremedik ya da cevherlerimizi başka ülkelere yolculamak zorunda kaldık.
Bu hikayelere ortak olmak isteyen ancak teknik imkan sahibi olamayan nice insanımız da vardı. Artık paya dayalı kitle fonlama sistemi bu imkanı bize sunuyor.
Bu sistemi mutlaka araştırın. Yatırımcı kimliği ile yer almasanız da lütfen okuyun. https://t.co/MmRmuyO08w grubuna buyrun sorularınızı sorun.
Siz tam olarak ne iş yapıyorsunuz sorusunu sıkça duyarım. Bu da genel bir cevap olsun, biz ülkemizin kendi katma değerini üretmesi, bu hikayelerin hayata geçmesi için gayret ediyoruz. Doğru bir açıklamadır değil mi @Hakan__Yildiz?
1) Şimdi size chatGPT ile nasıl keriz silkeleme yöntemi oluşturabileceğinizi adım adım anlatacağım. Hazır mıyız? Yöntemimizin adı:
Manyetik Rezonans Olumlaması